Barış Üçgeni

13 Mart 2013 16:26 / 3118 kez okundu!

 


1, 2, 3 Mart 2013 barış üçgeninin başladığı tarihlerdi.

TkMM, toplantılarının yapıldığı tüm illerde barışı işledi. Hem Türkiye gündemimiz hem de yerel gündemimiz barış oldu. Çünkü barıştan daha acil işimiz yok. Daha önemli bir önceliğimiz de!

Bir davet mektubu ile başladı her şey...

 

****

 

Barış Üçgeni

 

1, 2, 3 Mart 2013 barış üçgeninin başladığı tarihlerdi.

TkMM, toplantılarının yapıldığı tüm illerde barışı işledi. Hem Türkiye gündemimiz hem de yerel gündemimiz barış oldu. Çünkü barıştan daha acil işimiz yok. Daha önemli bir önceliğimiz de!

Bir davet mektubu ile başladı her şey...

Batının “en” batısı İzmir, güney doğunun “en”i Diyarbakır ile ve her şehrin ortak birleştiricisi İstanbul bu barışma sürecinin başrollerine sahip oldu...

Üç şehrin belediye başkanlarının da içinde olmasını umduğumuz ve birbirlerine ev sahipliği önerdiğimiz bu buluşmalar maalesef onlarsız gerçekleşti. İki belediye başkanının kendilerine göre nedenleri oldu...

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Aziz Kocaoğlu başlangıçta bize vereceğini umduğumuz davet cevabını medya aracılığı ile paylaşınca kendisine biraz kırıldık ama böylesi hassas bir konuda dikkatli ve özenli bir dil kullanıp, ortaya çıkan krizi de iyi yönetti denebilir. Diyarbakır'a gitme tarihini biraz uzak bir tarih olarak söylemiş olsa da Kürtçe Hamlet'ten sonra Türkçe "Harmandalı" müjdesini ve sözünü de almış olduk kendisinin dilinden.

Diyarbakır'da Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Osman Baydemir ise Bingöl'deki bir toplantı için partisi tarafından görevlendirilmişti...

İstanbul'da sayın Kadir Topbaş ise "sessizlikle" karşıladı bizi...



Siyaset öyle bir kuyu ki, attığın "doğru taş" ya dibe batar bir daha çıkmaz ya da hiç hedefi bulmaz! Barış cesaret isteyen bir iş ama bu işin "kahramanlığı" biz sivillere bırakılamayacak kadar da siyaset içidir demek ki!

Galiba biz boşuna bekledik "pamuklara sarılacağız" diye. :))) Nazik Davetimiz, kulaktan kulağa oyunundaki muziplikten aldı dersini ve ortaya "dayatma" sözcüğü çıktı...Biz barış dilini bozmamanın "susmak" da olduğunu biliyoruz neyse ki...

Esas olarak iki nokta arasındaki en kısa yol bir üçgenle anlatıldı... Çözümcü ve öncülük etmenin sivil dili konuşulup, tartışıldı...

Hemen belirtmeliyiz ki; her üç toplantıdan “barış” çıktı ancak en gayretli, hararetli, heyecanlı yer başta Diyarbakır ve neredeyse onlarla başa baş bir barışçı söylem içerisinde olan İzmir'den sonra İstanbul da kendi barışçıl tavrını ortaya koydu.



İzmir'de çok sayıda STK ve muadili gruplar, CHP Milletvekili Musa Çam, CHP Parti Meclis Üyesi Hüseyin Saygılı, CHP il Başk. Yard. Nazan Çetin, onlara bağlı kuruluşlar, sendika temsilcileri de barış sürecine zaten genel başkanları sayın Kemal Kılıçdaroğlu tarafından destek verildiğinin altını çizdiler. Kendilerinin de İzmir'de barış dilini bozmadan bu sürece katkıda bulunacaklarını eklediler. Orada olamayıp bu sürece katkıda bulunacak sivil oluşumların temsilcileri ise ayrı bir liste halinde... (KYD, Kadın Meclisi, Savaşa Karşı İzmir Kadın Girişimi, İZDİM, SODEV, Eğitim-Sen, Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyon Bşk, Anadolu Birliği Derneği, Hizmet Gönüllüleri Federasyonu, Disk, İHDF, vb)

İzmir'de İkMM toplantısı nitelikli katılımcıları ile barış sürecindeki çözümcü tavrını çoktan imzaladı...



İzmir'de barış diline uyum sağlamada eski algı ların yeni olumlu düşüncelerle yer değiştirme ihtiyacının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük.

İzmir'in geçmişte kimi ötekileştirici haline çarpıcı bir örnek de CHP İzmir Milletvekilimiz sevgili Musa Çam'dan geldi... Kendi başından geçen samimi, doğal bir hikayeyi paylaştı bizlerle. Çam’ın anlattığı hikaye şöyle: Bir gün Urla’da arabasıyla tali bir yolda giderken, yoldan birisi el eder arabaya alması için. Çam, o kişiyi arabasına alır, aldığı kişi bir taş duvar ustasıdır. Hafif kirli bir sakalı da vardır. Musa Çam, nerelisin diye sorar. “Van, Ercişliyim” der aldığı kişi. Bunu söyledikten sonra da Çam’a “Şimdi sen beni indirirsin arabadan” der. “Neden” diye sorduğunda, “Daha önce de beni bu şekilde yoldan arabalarına aldılar. Sen nerelisin diye sorduklarında doğal olarak ben yine aynı cevabı verdim ama arabasına alan kişi, nedir sizden bu çektiğimiz, in arabamdan diyerek durdu ve beni arabasından indirdi.”



Bir hanımefendinin ise “Her şeyiniz var ve her şey olabiliyorsunuz bu ülkede, siz ne istiyorsunuz?” sorusuna cevabı DkMM baş hamalı Eyüphan Kaya "size çektiğimiz acıları burada anlatarak canınızı sıkmak ve acıtmak istemiyoruz" cevap verdi. "Ruhumuz acıyor, onu tedavi etmemiz gerekiyor" dedikten sonra isteklerini çok kısa sıraladı.

Sadece "Kürt" olamıyoruz demedi kibar arkadaşımız Eyüphan Kaya...



DkMM adına konuşan ve büyük bir sempati gören Eyüphan Kaya “Süreçten umutluyum, içi boş dedikodular bu süreci bozmamalı. Barışı kazandırmak kolay değil. İdeolojik değil, hizmetkâr bir devletin varlığı ve özgür bir parlamento bu süreci değiştirir” dedi.

Bence bu barış sürecini muhasebesiz ve müzakeresiz götürmek gerekir diyen Kaya, eski defterleri karıştırmayalım, kirli bir süreç yaşanmış çünkü, ayrıca Kürt haklarını Kürtlerle müzakere edeceğinize verin Kürtlere bir A4 kağıdı sen ne istiyorsun arkadaş deyin ve taleplerine cevap verin.

Gereksiz korku ve kaygılarla zaman kaybedildiği kanaatinde olduğunu ifade eden Eyüphan Kaya, bir A4 kağıda yazdığı taleplerini de şöyle dile getirdi:

1- Anayasal vatandaşlık,

2- Eğitimde pozitif ayrımcılık,

3- Kürtçenin resmiyette kabul edilmesi ve hayatın her alanında kullanılması,

4- Ekonomik açıdan pozitif ayrımcılık,

5- Anadil eğitimin serbest bırakılması ve pilot okullarda anadille eğitimin yapılması,

6- İnanç açısından rahat yaşaya bilmeleri için yasal bir düzenleme,

7- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kısmi özgürlüğe kavuşması.



BDP adına gelen MYK üyesi Hayri Ateş, “Biz Kürtler olarak eşit yurttaşlık haklarına sahip ve anadilde eğitim hakkımızı saklı tutarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, bölmeden-bölünmeden ama mutlaka yerel özerklik standartlarında, kesinlikle barışın tarafında olmayı ve artık hiç bir insanın ölmesini istemiyoruz" dedi.

Mazlum-Der İzmir Şubesi Başkanı Jülide Tunakan, koşulsuz barış desteğini sonuna kadar savunacaklarını tekrarladı. Bu konuda projeler üretmeyi teklif etti.

İzmir'de barış sözcüğünün altı, az da olsa zaman zaman yanlışlıkla "savaş" sözcükleri ile doldurulsa da, genel olarak insanlar kendi çözüm öneri ve görgüleri ile kalabalık bir barış çağırıcısı olarak birbirlerine söz verdiler.

DkMM adına konuşan Eyüphan Kaya büyük bir sempati gördü.



Anadolu Birliği adına konuşan başkan sayın Koç Ali Al hem dağda hem askerde kaybettiği akrabalarını anlatarak barışa olan derin ihtiyacı bir kez daha vurguladı ve kendilerine bağlı otuz tane dernekle birlikte barışmanın öncülüğünü yapacaklarını söyledi ve bu konuda siyasilerden çok sivillerin desteğinin önemine dikkat çekti. Doğduğu yerle doyduğu yere vefanın temsilcisi olduklarının bir kez daha altını çizdi. STK’lar olarak bu sürece elbette destek olacağız ama bu işi asıl halledecek olan parlamentodur. İster Kürt, ister Türk olsun ama analar artık ağlamasın dedi.



Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş sözcülerinden Arif Ali Cangı, İkMM'nin barış davetinin önemli bir girişim olduğunu ve kendisinin siyasi bir "sivil" olarak bunun içinde yer alacağını belirtti.

Mülteci-Der adına konuşan Talat Ulusoy, barışta, kazanan ve kaybeden diye keskin bir çizgi var. Bu sefer kazananlar çoğunluk olacak gibi. Barışı inşaya başlamalı, silahları susturmalı. O zaman işte silah satan firmalar kaybedecek, onlar barışı istemeyecek elbette. Ulusoy, bütün Ortadoğu’ya gelecek daha fazla barışın ve eşit yurttaşlığın kendi derneklerinin varlık nedenini ortadan kaldıracağına yani mülteci sorununun olmayacağına, bunun da derneklerini gereksiz hale getirecek olmasına rağmen, barışın en baş çağırıcıları olduklarını ifade etti ve umarım o da olur dedi.



İnner Wheel derneği başkanı İnci Mutluer ise İzmirlilerin endişelerini büyük bir içtenlikle dile getirdi.

Şimdiye kadarki İkMM toplantılarının en yüksek katılımı gerçekleşti. Medyanın ilgisi de yoğundu.

***

Diyarbakır'a gelince; "Em aşiti dıxwazın" yani "Barış istiyoruz" diyorlar başka da bir şey demiyordu onlar!

İzmir'in barış mesajlarını getirmiştik "Biz ‘ama’sız barış istiyoz gari" dedik onlara. Onlar yine aynı tevazu ve konukseverlikle "Ser seremin ser çevemin" yani "başım, gözüm üstüne" dediler.



Ciddi bir STK katılımı ile şimdiye kadarki en yüksek katılımı sağlayan DkMM'ye iki AKP milletvekili de dahil oldu. Sayın Galip Ensarioğlu ve sayın Cuma İçten barış dilini yerleştirmenin son fırsat olduğunu anlattılar...



Mütedeyyin kesimden söz alanlar “sulh hutbesini” okuttuklarını ve tüm dindar insanların artık barışma sürecine katkı yapmaları gerektiğinin altını çizdiler. (Demek ki batıda da barış hutbesi okutulması gerek...)

İzmirizmir.net yazarı, edebiyatçı, yazar ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Danışmanı Şeyhmus Diken, barış sürecinin kesintiye uğramadan devam etmesinin önündeki engelleri ve önyargıları kaldırmanın önemini anlattı. Süreçte önemli rol alan insanların pürü pak olması, empati yapabilmesi ve tarafların ruhunu doğru anlaması gerektiğini söyleyen Diken, “Dil değişecek, başka yolu yok” dedi.



İzmir'den, barış çağırıcılarından biri olarak Diyarbakır'a gelen yazar, heykeltraş Fergül Yücel de İzmir'de "Amasız barış istiyoruz" hareketinin barış sürecine katkı için aktivite, proje ve yol haritası hakkında kararlaştırdığımız projelerin varlığından söz etti. İzmir'in hoşgörü dilini ve barış dileklerini iletti Diyarbakırlılara. (İkMM’nin başını çektiği ve özel proje ürettiği sivil oluşum içinde "Amasız barış istiyoruz" google grup oluşturuldu. Önce imzalar sonra tüm evlere zeytindallı beyaz bayraklar asılması, engelli çocukların barış çağırıcılığına önderlik etmesi, İzmir-Diyarbakır arasında turistik gidiş-gelişlerin arttırılması ve sıklıkla "dokunma" mesafesinde kalınması konusunda çalışmalar yapılması, kültürel ve sanatsal alanda işbirliği yapılması, barış şenlikleri, ortak Nevruzlar vb...gibi)
(İzmir'de bulunan Sivil Toplum Örgütleri ve bireyler olarak barış sürecini destekliyor ve AMASIZ BARIŞ İSTİYORUZ. amasizbaris.com sitesine girerek imzanızla barışa siz de destek olabilirsiniz.)



İkMM'nin gizli hamalı, izmirizmir.net'in Haber ve Yazı İşleri Editörü Hürriyet Mısırlıoğlu da İzmir ve Diyarbakır'ın kendi hassasiyetlerinin doğru saptanması ve bu duyarlılıklarının, algılarının sahici, gerçekçi okunmasının barış sürecine olan etkisinin altını çizdi.

Türklerin doğru empati yapabilmesi için biraz “Kürtleşmesi”nin çok önemli olduğunu bir kez daha gören bendeniz bir kaç Kürtçe sözcük ve cümle öğrenip, söyleyebilmenin haklı gururunu yaşadım elbette ve İzmir'deki “Kürtlerin de Türkleşmesi gerek” lafımın ne safça olduğunun eleştirisini de yapmış oldum böylece. Çünkü zaten Kürtleri Türkleştirmekle geçmiş ömrümüz, daha ne olabilir ki? Fark ettim ki, Kürtçe söz konusu olduğunda en iyi niyetlisinden şöyle açıklamalar gelir ya, "elbette onlar türkülerini, acılarını, şiirlerini, gözyaşlarını anadillerinde yapacaklardır. Ama eğitim başka şey, öğrenim başka şey..." gibi sözlerde unutulan, edebiyat, bilim, tarih, akademik konularda da Kürtçenin yok sayılması... Her dilin zarafetinin ve kültürünün zenginliği hatırlanmalı oysa.



Diyarbakırlılar diyor ki;

“Bugün ayağımıza batan dikenler ya bizim ektiklerimiz ya da biçemediklerimiz...”

Birlik Haber Sendikası’ndan 7 çocuk babası Ahmet Yoldaş; “Herkesin bulunduğu yerde elini taşın altına koyma zamanı gelmedi mi? Bunun için kurban lazımsa bir kurban da ben olmak istiyorum. Yeter ki bu kan dursun, analarımız artık ağlamasın. Hepimiz el ele vermeliyiz.

Diyarbakır peygamberler şehridir. Bunun üstesinden geleceğine inanıyorum.

kMM’nin TBMM’yi ayağa kaldıracağına inanıyorum.

Biz STK’lar olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.”


- “Bütün insanların sevgiye ihtiyacı var ama bizim daha fazla. Geldiğiniz için teşekkür ediyoruz. Bizi görürseniz ancak bizi anlarsınız.”



Diyarbakır'daki sorulardan bazıları;

- “Geçmişle yüzleşmeden nasıl bir çözüm planlanabilir?”

- “Algılar nasıl değişir?”

- “Türkiye’nin geri kalan kısmının barışa bakış açısı nedir?”

- “Hainlerin dağdan indirilmesi söylemiyle barış nasıl olur?”

- “Toplantılar, bu sürece nasıl katkı yapar?”

- “STK’lara yüklenen misyon nedir?”

Batı illeri ile çalışan güneydoğulu iş insanları birlikte barış çağrısı yapabilirler mi demiştim... Tügik açıklaması sayın Erkan Güral'dan şaşırtıcı bir hızla, ben yazıyı siteye koyana kadar geldi.

AK Parti Milletvekili Cuma İçten: “Ne zaman ki Türkler, Kürtlerin kültür ve değerlerine dokunursa düzelirler.”

“Barıştan sonra rehabilitasyon süreci için bir planınız var mı?” sorusu yine önemli bir noktaya dikkat çekiyordu...

***

İstanbul küçük Millet Meclisi toplantısı iki şehirdeki kalabalık toplantılardan sonra daha sakindi. Galiba barıştan daha acil işleri "yaşam savaşı"... Ve zamanın "trafik"ten daha hızlı akması, çok sayıda etkinlik olması gibi gibi belki...

İstanbul toplantısında barışa katkı sürecinden çok barışa hazır, ortak bir dilin araştırması vardı.



İzmir'in hassasiyetleri adına da konuşan İzmirizmir.net kurucusu İlhami Mısırlıoğlu, ülkenin yeni “mağdurları” CHP geleneğindeki STK ve bu düşünce içindeki siyasi yapıların da "ötekileştirilmeden" barış sürecine olan katkılarının dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. Silahların susması, siyaset dilinin barıştan yana evrilmesi ve dönüştürülmesinin herkesi kapsayacak ortak bir paydaya olan ihtiyacın giderilmesi olacağını vurguladı. 6 yıldır siyah-beyaz uçlar arasında gri bir alanın gökkuşağı renklerle zenginleştiği bir mecranın toplumsal barış için de öneminin anlaşıldığını, bunun da her zaman barışın dilini kullanan İzmirizmir.net sayesinde olduğunu anlattı.



CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve Faik Tunay barış sürecine katkının en "cesur" dilini kullandılar denilebilir.

STK temsilcileri bu süreci nasıl yorumluyorlardı?

- “Barış. Evet, olur. Ama herkes isterse olur.”

- “Düşmanlıktan değil de sadece daha masum nedenlerden dolayı endişeli insanlar var” (Liberal Demokrasi Hareketi)



Ayhan Ogan (Sivil Dayanışma Platformu)

Doğu Güneydoğu Platformu

Mazlum Der barış sürecine katkı koyan STK’lardan...

- Hüsnü Adalı (Liberal Avrupa Derneği): “Dün değil yarın olmalı. Anlaşmadan herkesin gayri memnun ayrılması doğrudur.”

- “Müzakere kendi fikirlerimize de eleştirel bakabildiğimizde başlar.”



- Gürcan Onat (Adaleti Savunanlar Derneği): “Darbelerle yüzleşmemiz lazım. Bu topraklarda yaşayan hiç kimse bu ülkenin aleyhine bir şey istemiyor. Birbirimize tahammül edelim, hatalı kurgularımızdan kurtulalım, vehimlerimizi yok edelim.”


- Yabancı düşmanlığı yasaklanmalı her medeni ülkede olduğu gibi dedim ben de...

- Güvercinler Meclisi Girişimi (Şahin Candaş): “Türkiye’de ‘Anadolu baharı yaşanıyor’ şu anda.”

- Asuman Karaşabanoğlu (Kastop, Tümgiad): “Pire için yorgan yakın.”

- Av. Bilal Çoban (Hukukçular Derneği Genel Sekreteri): “Halka karşı açık olmak gerekiyor. PKK bir terör örgütüdür. Abdullah Öcalan da bir teröristtir.”



Ali Ekber Oğuz (BDP MYK üyesi): “Barışın kaybedeni, savaşın kazananı olmaz.”

Hakpar temsilcisi Av. Mehmet Ali Erdoğan’ın “Bizim sorunumuz CHP ile… Acaba CHP 12 Eylül yargılamalarını gerçekten istiyor mu?” sorusuna CHP’li vekili Binnaz Toprak, AKP’nin en büyük başarılarından birinin siyasetten askerleri dışlamak olduğunu düşünüyorum diye yanıtladı.

Mahmut Sürmeli (Demokrasi ve Özgürlük Hareketi): “En büyük şanssızlığımız, CHP gibi bir partinin bu ülkede demokrat, solcu gibi algılanıyor olmasıdır.”

Mazlum Der'in “Sinop olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna CHP Milletvekili Binnaz Toprak kınıyorum dedikten sonra, AK Parti'nin başkanlık planının, barış görüşmelerine dahil edilmesini eleştirdi.



“Yerel yönetim özerkliğindeki çekincelerin kalkması gerekiyor” dedi ve en önemlisi “Cem Evleri ibadet yeri sayılmalıdır, bunun için de defalarca önerge verdik, reddedildi. Camiye gidin demek bu insanlar için zulüm.” diye ekledi.

“Barış Üçgeni” gösterdi ki Türkiye'de bu fırsat kaçarsa bir daha da zor geçer ele... “Barış”ın dili, mantığı, yararları, araçları, gereçleri, hatta "zararları" hakkında ortaya çıkan sonuçlar şeytan üçgeninin içinde kaybolabilirdi ama TkMM'nin uslanmaz eşitlikçi delikanlısı sevgili Şanar Yurdatapan'ın yarattığı dahiyane platformda ve de monarşik ve saniyelerin hesabının sorgulandığı moderatörlüğünde "Barış Üçgeni"nden artık kimse kaybolamaz ve yok olamaz...

Teşekkürler TkMM'nin tüm mutfak hamalları, teşekkürler Şanar'cım:)))



Diyarbakır küçük Millet Meclisi (DkMM) için Diyarbakır'a İzmir'den direkt bir uçuş olması benim için hem şaşırtıcı hem sevindiriciydi.

İlk olarak uçağın çoğu Kürtçe konuştuğu halde Türkçe-İngilizce ile birlikte Kürtçe anonsun da yapılmamasını sıkıntı ile fark ettim. Bir anket formu ile kendilerine öneride bulundum. (Pegasus Hava Yolları)

İndiğimizde bizi Diyarbakırlı yazar dostumuzun karşılaması, doğunun konuksever yapısını hatırlattı.

Toplantıda yaşlı, acılı bir anne, bir kadın yanıma oturdu. Söz istedi ve o konuştuktan sonra ben bir daha hiç eski ben olamayacak kadar sarsıldım. Üç çocuğunu ve bir kız kardeşini kaybeden Hayriye Teyze'nin "Kan davası gütmüyorum ben, yeter ki silahlar sussun, barış gelsin topraklarımıza" demesini unutamam.

Orada barış umudu sevinçle karşılanmıştı. Barış kokusu, bahar neşesi gibi herkesi sarmıştı. Bu kez sanki gerçekleşecek bir hayalin peşindeydi herkes. Onlar çoktan Türkiyeli olmuşlardı...Sıra batıdaydı.

Sulh hutbesi okutmuşlardı. Batıda da okunsun diyorlardı.

Üç şehir, üç toplantı, tek istek silahlar sussun, çiçekler açsın ülkemizde.

Savaşın sivri dili, barışın sivil dilini açsın...



Barışma sürecine ilham veren en başta İlhami Mısırlıoğlu, Mete Hüsünbeyi, Mustafa Dağcı, Vezan Karabulut, Fergül Yücel, Hürriyet Mısırlıoğlu, Talat Ulusoy, Şemsettin Ayyıldız, Mahir Eyüboğlu, Timuçin Gündem, Koç Ali Al, Yalçın Kocabıyık, Hüseyin Çorlu, Arif Ali Cangı’ya sonsuz teşekkürlerimizle,

İzmir biziz, barış bizim önceliğimiz...


Pervin MISIRLIOĞLU E.

13.03.2013

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 22 Mart 2013 12:23

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.