"ANLATMAK İÇİN YAŞAMAK"

27 Aralık 2006 14:59 / 1365 kez okundu!

 

Kapa o gözlerini kapa, Zihnini buradan çok uzaklara çevir, Yoksa perişan bir şekilde Keyfini sonsuza dek kaçıracaksın. Dikeni bırak, Gülü yol; Sen kendi kederinin peşindesin. Görünmez bir el Sen daha hayalini kurmadan Saçlarına ak düşüre

Siz de anlatmak için yaşayanlardansanız eğer tıpkı G. Garcia Marquez gibi…Benim gibi, diğerleri gibi işiniz iş. Adım atsanız geride kalan, ileride duran, yanında gelen, uzaklaşıp giden neredeyse her şey dikkate ve anlatılmaya değer gözükür…
Nakış tutmayan kadınlar, dikiş tutturamayan insanlar, kendisinden ya da başkalarından sıkılanlar, dünyadan hoşnutlar, eğlenceden de, çileli ömründen de şikayet etmeyenlerden olup olmamanız hiç önemli değil. Talihli insanlar kadar talihsizlerin de garip kaderlerini ve de kederlerini aynı ustalıkla ifade etmek ne kurtarıcı ne de kahraman yapıyor günümüz insanını. Milyonlarca alternatif anlatma ve aktarma biçimlerinden sadece bir kaçını deneyebiliyoruz. Ama illaki “Anlatmak için Yaşıyoruz”.
Yaşadıklarımız için şükranlarımızı sunmayı da böylece başkalarına bırakmıyoruz.
Geçtiğimiz hafta Perşembe günü İstanbul Aya İrini Müzesi’nde ünlü opera sanatçısı Cecilia Bartoli ile sanki Maria Callas’lı bir dönem kapandı. Ve insanlar etten kemikten yepyeni, olağanüstü bir müzik enstrümanına kavuştu yeniden. Bartoli, onlarca ses ve renkle suya düşen inci tanelerinden oluşmuş nadide bir gerdanlık, bir mücevher gibi takılı artık belleğimize. Borusan sponsorluğunda gerçekleştirilen İKSV Uluslararası Festivali’nin en isabetli seçimiydi. Doğru sanatçı ve doğru yer. Tıklım tıklım dolu olan bu tarihi mekanda, kimse soluk bile almadı. Onun muhteşem aryaları ile yatıştı, coştu. Onunla beraber söylüyormuş gibi tek bir kalple hüzünlendi gönüllerimiz, dinlendi. “Akustik Müzesi” Aya İrini’de, tarih taşlı duvarlara çarpa çarpa bize dokunan, yüreğimizin kara kutularını açan mistik ve ilahi sesli Cecilia Bartoli, Ayasofya ve Sultanahmet semalarına yayılan müziği ile eminim orada ebedileşti. Opera Proibita albümü ile Freiburg Barok Orkestrası yani “Freiburglar” ve harika barok keman profesörü şef conductor Petra Müllejans’ın olağanüstü yorum ve performansı ile biz de süzüldük İstanbul’a ve daha da derinlere. Bütün konser boyunca aklımda sanatçının mezzo soprano ses rengi ve bilgisi olmasına rağmen, bütün uçsuz bucaksız ses kıvrımlarına bizim ellerimizi tutarak uçuruşunu, kanatlandırıp dans ettirişini hayretle yaşadım. Ama aynı zamanda soprano dedim içimden hep…Ve sonra okudum ki işin sırrı da buralara saklı O müziğin yükselen merdivenlerinin her basamağında çiçek açan bir ses…Ölümsüz ve bitimsiz.
George Fredrich Handel’in “Lascia la spina, cogli la rosa” İl Trionfo del Tempo e del Disinganno’dan Piacere’nin aryası”Chiudi” ile içli bir yolculuğa çıkardı hepimizi.
Aryanın sözlerinin benzersiz buğusu editörden Diva’nın sevgili okurlarına…küçücük bir yaz hediyesi.
Kapa o gözlerini kapa,
Zihnini buradan çok uzaklara çevir,
Yoksa perişan bir şekilde
Keyfini sonsuza dek kaçıracaksın.
Dikeni bırak,
Gülü yol;
Sen kendi kederinin peşindesin.
Görünmez bir el
Sen daha hayalini kurmadan
Saçlarına ak düşürecek.
…Marquez’in dediği gibi “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için .
nasıl hatırladığıdır”
Sanatla, sevgiyle ve içtenlikle kalın.


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.