'Parayı veren mi yoksa alan mı düdüğü çalar?'

02 Ocak 2012 14:13  

 

'Parayı veren mi yoksa alan mı düdüğü çalar?'

İzmir küçük Millet Meclisi, 2 Aralık 2011 Cuma günü, Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi Benal Nevzat salonunda toplandı. Ak Parti Milletvekili Hamza Dağ ve CHP Milletvekili Musa Çam’ın katıldığı toplantının moderatörlüğünü gazeteci Pervin Mısırlıoğlu yaptı.

Fotoğraflar için tıklayın

“Genel Bütçe ve Yerel Bütçeler” konularının tartışıldığı ve 5 sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı toplantı oldukça canlı geçti.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, yoğun programı nedeniyle katılamayacağını daha önceki aylarda olduğu gibi yine bir "faks mesajı" ile bildirdi.


Bütçen neyse zikrin odur


İkMM toplantılarında “bir konu daha tabu değil ve hatta teknik bile değil” diyen moderatör Pervin Mısırlıoğlu, “Bütçen neyse zikrin odur çünkü esas olarak. Evde bile araba aldın mı eskilerini giyeceksin, tatil yaptın mı başka lükslerini kısıtlayacaksın. Bütçeyi sadece maliyecilere bırakmayalım, burada hep birlikte tartışalım” diyerek toplantıyı başlattı.


Parayı verenler düdüğü çalamıyor

İlk olarak Mülteci Der adına konuşan Talat Ulusoy “Küçükken bayramlarda mahallede şunu öğrenmiştim: Parayı veren, düdüğü çalıyordu. Sonra anladım ki yetişkin olup vergi verince, parayı alan düdüğünü çalıyordu. Ama parayı verenler düdüğü çalamıyordu. İşte bu bütçe meselesinde mahalle sistemine dönmemiz lazım, parayı veren düdüğü çalmalı. Sivil demokrasilerde, parayı verenlerin sonuna kadar hesabını sorması gerektiğine inanıyorum. Şimdiki durumuyla, ben merkezi bütçenin zayıflamasını istiyorum. Bunu demokrasi adına, huzur ve barış adına istiyorum. Merkezi bütçeler dağıtılırken cinsiyet ayrımı yapıldığını düşünüyorum. Mesela futbol federasyonunun bütçesi ne kadardır bilmiyorum ama şikeli bir erkek egemen oyununa neden bu kadar çok para ayrılıyor, anlamıyorum. Kalkınmacı değil, sürdürülebilir kalkınmacı, çevreye ve ekolojiye duyarlı bütçeler ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca Doğu bölgelerimize, malum nedenlerden dolayı daha fazla bütçe ayrılması gerektiği, bir pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

Talat Ulusoy konuşmasında ayrıca kadın dostu kent çalışması için yerel bütçenin de kadın dostu olması gerektiğini, kadına yönelen şiddeti önlemek için kaynak aktarılması gerektiğini kaydetti. İzmir’de sürdürülebilir projeler yapılmalı diyen Ulusoy, “Kendini arıtamayan bir baraj yapılıp, doğayı bozacak ölü bir mekandansa iyi araştırıp karar vermek daha sağlıklıdır.” dedi.


Kimi bakanlıklara ayrılan pay çok az

Anadolu Birliği Derneği’nden Ayşegül Yazıcıoğlu söz alarak yaptığı konuşmada “Bütçe ayrılan bakanlıklara iyi bir bütçe ayrılmış ama kimi bakanlıklara çok az pay ayrılmış. Mesela Çevre ve Şehircilik Bakanlığına çok az pay ayrılmış durumda, oysa Türkiye içindeki göçü düşünürsek bu bakanlığın da fazla bir pay alması lazım. Orman Bakanlığı da yine aynı şekilde çok düşük. Yine Kültür ve Turizm Bakanlığı çok düşük. Mesela bir rehber olarak Doğu’ya turizm bakımından yatırım yapılmasını çok isterim.” dedi. Doğu’yu turizmle kalkındırırsak daha çok turistin geleceğini, dünyadan pek çok halkın o güzellikleri göreceğini ve bu sayede barışın biraz daha çabuk gelebileceğini düşündüğünü kaydetti.


Yereller ve hükümet hep birlikte STK’larla çalışırsa birçok sorunun üstesinden gelinebilir

İMHAD (İmam Hatipliler ve Mezunları Derneği) Başkanı Burhanettin Kansızoğlu ise iki STK’nın üyesi olduğunu, bunlardan birinde başkan, birinde de başkan yardımcısı olduğunu söyleyerek, kendilerinin STK’lar olarak bu bütçelerden ne kadar faydalanabileceklerini sordu. Önümüzdeki haftanın yoksullukla mücadele haftası olduğunu ve özellikle kendi okullarında çok fakir öğrencileri bulunduğunu belirten Kansızoğlu, yereller ve hükümet bir olup, ilgili STK’larla bir çalışma yaparsa birçok sorunun üstesinden gelinebileceğini kaydetti.


Hamza Dağ: İzmir belli alanlarda iktidarla ortak hareket edip bütçesini gayet güzel kullandı

Toplantıya görevlilerden sonra en erken gelen kişi Ak Parti Milletvekili Hamza Dağ, iyi ki bu konuya girildiğini çünkü bütçenin belirli bir meslek kesiminin değil, herkesin konusu olduğunu ve herkesin katkısı olması gerektiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Gençlere en çok payı kendilerinin ayırdığını belirten Dağ konuşmasına şöyle devam etti: “Ülke tarihinde ilk defa gençliğin bir bakanlığı oldu ve bu bakanlığa % 400 pay ayırdık. Milli Eğitime en çok payı verdik ve arttırmaya devam edeceğiz. Bütçeden engelliler pozitif ayrımcılıktan yararlanıp daha fazla pay alabilecekler. Askeri harcamalar bana göre şeffaf olmalı ve gizli olmamalı. Milli Savunma Bakanlığı 2000 yılında en yüksek payı alırken, 2011’de % 6’ya kadar düşmüştür payı. Devlet doğuya yatırım için fabrika yapsın mantığını biz sildik. Bir yerin kalkınması için altyapısının sağlam olması lazım. Biz oralara duble yollar ve altyapı hizmetleri yaptık, yavaş yavaş başka yatırımlara da geçeceğiz.”

Somali’ye yardım yapan iktidarın mülteciler için de bir planı olduğunu ifade eden Hamza Dağ, bu konuda kimsenin şüphe etmemesini istedi. Cinsiyetçilik ayrımı yapmadıklarını, kadınların ve kızların okuması için de ayrı bir bütçeleri olduğunu belirterek, “Ayrıca İzmir belli alanlarda iktidarla ortak hareket edip bütçesini gayet güzel kullanmıştır.” dedi.

11 yılda bitmeyen işlerin kendileri sayesinde bittiğini kaydeden Hamza Dağ, “Vergi denetim kurulu altında toplandı. 1500 yeni vergi denetmeni alınacak. Yolsuzluğu iktidar yaptı diye düşünmeyelim. Konak tüneli Yeşildere’den çıkıp yolu rahatlatacak, SİT kurulu onay vermiş. 60 gün sonra başlayacak. Körfez geçişi en uzun vadeli proje. Önce körfezin temizlenmesi gerekiyor. Bu proje 2015’ten sonrası için düşünülüyor. Yatırım yaparsanız karşılığını alırsınız. Sosyal güvenlik bütçesi verildiği için Sağlık Bakanlığı bütçesi azaltılmıştır. Çiftçinin bazısı memnun, bazısı memnun değil. Mazot fiyatı çiftçiyi zorluyor. Muhtarlarla ilgili bir kanun çalışmamız var, bu da bütçeyi direkt ilgilendiren bir kanun.” olduğunu söyledi.


Musa Çam: Türkiye’de anayasadan sonra en önemli belge bütçedir

Hamza Dağ’ın arkasından ikinci erken gelen kişi olan CHP Milletvekili Musa Çam, mecliste birçok komisyon olduğunu, Plan ve bütçe komisyonuna özellikle kendisinin girmek istediğini ifade etti. Bu komisyona işçi kimliğimle girdiğini kaydeden Çam, “Türkiye’de anayasadan sonra en önemli belge bütçedir. Ama yeteri kadar tartışılıp hazırlanmamıştır. Kaynakların doğru kullanılması burada büyük bir önem taşıyor. Enerji Bakanlığının bütçesi tartışılırken yaklaşık 10 yıldır dağıtılan odun ve kömür var. Bu sayı tam 11 milyon ton. Bu odun ve kömürler dağıtılırken yolsuzluk yapıldığını Sayıştay saptamış. Kaynakların doğru ve insanca kullanılıp kullanılmadığını saptamak çok önemlidir. Aslına bakarsanız neo-liberal politikalar uygulayan bir hükümetin bütçesi çok da önemli değildir.” dedi. “Zengin insan sayısında artış var deniliyor, peki yoksul insan sayısında bir azalma var mı?” diye soran Çam, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Asıl mesele budur. Bu ülkede mazotun gerçek fiyatı 1.45 kuruş, benzinin gerçek fiyatı 1.65 kuruş. Ama siyasi iktidar zenginden vergi alamayınca, yoksula ve fakire KDV’yi ve ÖTV’yi bindirerek o benzini o fiyata satıyor. Çiftçinin durumu çok kötü. Geçenlerde Menderes’te çiftçilerle sohbet ettim. Çayın bardağı 50 kuruş, salatalığın kilosu 15 kuruş, adam bir bardak çay içmek için 3.5 kilo salatalık saymak zorunda. Tarım ilacı, gübresi bunlar hep para.”

Bütçenin adil ve eşit paylaşılması gerektiğini ifade eden Musa Çam, “% 70 vergi halktan toplanıyor, % 30 vergi çalışanların maaş bordrolarından toplanıyor. Kefen bezinde vergi var ama değerli taşta vergi yok. Ekonominin % 60’ı kayıt dışı, Türkiye bu yüzden vergi toplayamıyor. Verginin adaletli olması gerekir. Uygulama ve kaynak olarak en uygun projeyi yapmak önemlidir. Tarafların ikna edilmesi lazım. Mevzuata uygun, sağlıklı projeler olmalı.”dedi.


Bir ülkede 20 milyon yeşil kartlı varsa bu bir problemdir

Barış ve Demokrasi Partisi İzmir Parti Meclisi Üyesi Hayri Ateş konuşmasında, Sağlık Bakanlığına verilen pay, yıllar içinde düşüş yaşıyorsa ve bu ülke sosyal güvenlik bakımından kötüyse, sağlıkta bir piyasalaşmanın söz konusu olduğunu bize gösteriyor dedi. Bütçe gelirlerinin neredeyse % 80’inin yoksullardan, çalışanlardan, emekçilerden elde edildiğini kaydeden Ateş, “Toplum, bütçeye bu kadar katkı yaparken, bütçe görüşmelerine bir katkı sağlayamıyor. Sağlık politikası yapıyorsunuz ama odaları dışlıyorsunuz ve bunu sadece sağlık değil, her alanda yapıyorsunuz.” dedi. Bir ülkede 20 milyon yeşil kartlı olmasının bir problem olduğuna ve Yeşil kartın hiçbir siyasi örgüt tarafından, siyasi propaganda aracı olarak kullanılmaması gerektiğine vurgu yapan Hayri Ateş, Başbakan’ın Almanya’da çok doğru bir şey söylediğini; asimilasyona hayır dediğini ama burada anadili yasakladığını belirtti. O zaman eğitime göre bir bütçe hazırlayacaksın diyen Ateş, kamu yatırımları için ayrılan bütçenin çok az olduğunu, güvenliğe ve savunmaya verilen bütçeler arttırıldıkça sorunların çözülemeyeceğini ifade etti.

Bütçe hakkında kent sakinlerinin bilgi sahibi olduğunu sanmadığını kaydeden Ateş, kent ölçeğinde katılımcıların esas alınması gerektiğini söyledi. İhtiyaçlar bulunup değerlendirmede, insanın bakış açısının bütçeye katılması gerektiğini, Avrupa’nın 1988’de insanları bölgesel yönetime katmayı başardığını, Fransa’nın ise 1982’de bölgelere ayrıldığını da sözlerine ekledi.


İşte orası zurnanın zırt dediği yer

“Bütçe en önemli belge ama bütçe demokratik bir şekilde mi oluşturuluyor? İşte orası zurnanın zırt dediği yer.” diyerek sözlerine başlayan Eşitlik ve Demokrasi Partisi İzmir İl Sekreteri Süleyman Eryılmaz, Bizler vekillerimizi gönderiyoruz onlar bütçeyi denetler diyoruz ama sayın Çam’ın anlattıklarına göre onlar da denetleyemiyor dedi. Yerel yönetimlerin demokratikleştirilmesi gerektiğini kaydeden Eryılmaz şöyle devam etti: “Bu ülkede Kürtler demokratik özerklik istedikleri için çullandılar da durdular üstlerine. Oysa Kürtler tam da bunu söylüyorlardı. Mesela İzmir’de yaşayanlar, İzmir bölgesindeki harcamaları seçtikleri komisyonlarla belirlesinler. Burada çok güzel bir demokrasi örneği sergiliyoruz ama benim kuşkum buradaki önerilerin bütçeye alınıp alınamayacağıyla da ilgilidir. Bütçe eğer sermayeye göre ayrılıyorsa o bütçenin ne kadar demokratik olduğu da ayrıca tartışılmalıdır. Maalesef bu yıl ki bütçe yine savaşa ayrılacak ama parası olan o savaştan yırtacak. Askere gitmek istemeyenlere ise yafta yapıştırılacak ve asker bir millet olduğumuz anlatılacak.”

Süleyman Eryılmaz, ulaşım konusuna da değinerek, ulaşımda insan taşımayı amaçlıyoruz ama biz araba taşıdığımız için yol yapıyoruz dedi. Büyükşehir belediyesinin, ulaşım zammından dolayı açtıkları nedeniyle İzmirlilere 18 aylık ulaşım zammı borcu olduğunu söyleyen Eryılmaz, ulaşımdaki o 18 aylık zammı geri almak istiyorum dedi.

İzleyicilerden Mine Topçu da söz alarak “Bütçenin kaynağı biziz. Dolaylı vergiler az gelişmişliğin bir etkisidir. Aslında ev hanımlarına çeşitli görevler verilebilir, çünkü onlar en iyi bütçeyi yapan insanlardır. Akıllı yatırımların yapılıp, bütçenin doğru denetlenmesi gerekmektedir. Okullarda kitaplar ücretsiz, bu kitaplar basılıyor, yanlış olursa bir daha basılıyor ve bu bazı okullar bu kitapları parayla satıyor. Eskiden devlet bizi dinlemiyordu ama şimdi sanal devlet uygulaması bile var. Bunun tanıtımı doğru kullanılmalı. Harcamaları takip etmemiz gerekiyor. Hesap sormazsak bu böyle sürüp gidecek.” dedi.


Ordunun denetlenmesi kapalı kapılar ardında olmasın

Mülkiyeliler Birliği’nden Mete Hüsünbeyli, ordu gibi bir kurumun denetlenmesinin kapalı olmamasına değinerek, Oyak’ın vergi ödemediğini, subaylardan zorunlu sıcak para aldığını ve kullandığını, bunların kapalı kapılar ardında kalmaması gerektiğini söyledi. Özal zamanında Malatya’ya hiç vergi denetmeni gitmemesi gibi geçmişte bu tip absürtlükler yaşandığını da belirten Hüsünbeyli, “35 projeye olumlu bakıyorum. Yeşildere’den başlayan altgeçidin araştırması yapıldıktan sonra hayır denmeli. Kurumlar her zaman iletişim halinde olmalıdır.” dedi.

İzleyicilerin de soru ve katkılarıyla oldukça canlı geçen toplantı 2012 yılının ilk toplantısında buluşmak üzere sona erdi. 6 Ocak 2012'de yapılacak toplantıda genel konunun "1915'te Ne Olmuştu?", yerel konunun ise "Kadın Cinayetleri ve Kadına Yönelik Şiddeti Durdurmak İçin Ne Yapmalıyız?" olduğu bildirildi.

İzmirizmir.Net


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0