Yabancı

09 Ağustos 2012 13:38 / 1133 kez okundu!

 


Hikaye

Etrafını belirsiz bakışlarla süzüyordu. Kafeden aldığı Latte’yi içmeyi unuttuğunu farketti. Soğumuştu bile. Zamanın soğuttuğu sadece kahvesi değildi. Ilık yudumlar keyfini kaçırmıştı. Her şeyin sıcağını severdi o. İnsanın, sözlerin, yemeğin sıcağına meyli vardı.

Soğuyan her şey bir bitişin, gidişin vaktini gösterirdi. İnsan ölünce soğurdu, demek ki giderdi. Kahve soğurdu, keyfi biterdi. Zaman soğurdu, yaşamak geçerdi. Mevsim soğursa aşk biterdi.

Telefonu çaldığında ürperdi. Hava soğumuştu. Üşüyen elleriyle telefonunu kavradı. Arayan ısrarcı bir tanıdık ve ama şimdi ısıtmayacak bir sesti. Açmadı. Telefon ısrar etti. Açmadı.

Kendini meşgule almak için kitabını açtı. Gözleri satırlarda kayıp giderken zihninin sayfaları bir türlü ilerlemiyordu. Kitabı kapattı. Kahve soğudukça şekerin tadı ağır basıyordu. Suç kahvede miydi? Bahaneleri ona hak verecek miydi? Kimin umurundaydı? Onun da değildi.

Masadaki telefon bir kez daha titredi. Gelen tek cümlelik mesajda nefesini tuttu.

‘Hala oradaysan, bekle geliyorum.’

‘Gel bakalım’ dedi; bir sigara daha yakmaya giden ellerinden telefonu bırakarak.

Dünyanın merkezi dedikleri bu yerde şaşırtan bu ılık sonbahar akşamında beklerken düşünmeye devam etti. Etrafa bakınırken gözlerini insanlardan kaçırıyordu. Burada gözlere bakmak, selam vermeyi gerektirirdi. Sahte bir tebesüme yüzünde yer bulamayacak kadar bitkindi. Yan masada neşeyle oynayan çocuklara takıldı gözleri. Onlar hayatı umursamazdı. Onu da umursamayacaklardı. Ne kadar da sıcaktılar…

Gözlerini kapadı. Kulaklarına tanıdık gelen bir müzikle yüzünün hatları yumuşadı. Nelly Furtado çalıyordu. Şarkının sözleri iyi anlaşılsın diye sanki, tane tane dökülüyordu.

‘Life is too short’

‘Hayat çok kısa’. Nelly çok haklıydı.

Burnuna çarpan o tanıdık parfümle gözlerini açtı. Mesajın sahibi gelmişti.

‘Aynı masa, aynı adam!’

‘Kullanmayacaksan ne diye taşırsın şu cebini anlamıyorum.’

‘Hoş geldin!’

‘Emin misin?’ diye güldü Meltem ve Semih’in okuduğu kitabı eline aldı.

‘Hımm, Sartre’a dödüğüne göre neyin var diye sormam lazım değil mi?’

Semih bu kızın onu her defasında tuş etmesine alışkındı.

‘Senden bir şey kaçmaz mı?..

Ee ne yaptın bugün? Yani beni aramak dışında?’

‘Danışmanla toplantıya ara verdiğimizde aradım seni. Bak, kadın sana iyice bilenmeye başladı. Semih, bu dönemi toparlayamazsan bursuna yazık olacak. Pizza dağıtarak diğer dönemi halletmeyi düşünüyorsan şimdiden unut. Data analizi yaparken yemek yemeğe bile vakit bulamayacaksın. Kötü de şoförsün. Pizzaları müşteriye soğutmadan götürmek seni aşar.

“Soğutmadan götürmek..” diye tekrar etti Semih.

“Zamanı soğutuyoruz en çok” dedi iç geçirerek.

Meltem sessiz kaldı. Semih’in gözlerine baktı.

“Bekle” dedi.”Kahve alıp geliyorum. Sen bir şey ister misin?” Semih’in bardağını çöpe atmak için eline aldı. Bardak doluydu ve soğumuştu. Bir şey söylemeden bardağı da alarak kalktı. Semih onun gidişini izledi. Bu kızın ondan hala ne istediğini sordu kendisine…

Aynı fakülteden mezun olduklarında Meltem’in doktora için onun adına doldurduğu formları ve birlikte geldikleri Amerika’da bu kızın ona verdiği desteği düşündü.

Minnet altında olmak değildi bu. Semih alanında ümit vaadeden bir doktora öğrencisiydi. Siyaset biliminde adından söz ettiren makaleler yayımlıyordu. George Washington’da kendisiyle çalışmak isteyen hocaları onu ikna etmek için Meltem’le bile konuşmuşlardı. Meltem ona inanıyordu. Ama Semih neye inanacaktı? Onu bulmaya çalışıyordu. Başarının hedefi neydi? Bunca emeğin ona getirisi ne olacaktı? Bu bir kazanç sayılabilir miydi?

Derin bir nefes alarak sandalyesinde gerindi. Meltem elinde iki mug’la masaya döndü. Semih için melissa çayı almıştı.

“Al bakalım, gevşetir.”

“Sen neden benim gergin olduğumu zannediyorsun hep?”

“Rahat adamsın ama huysuzsun şekerim.”

Semih ilk kez gülümsedi. Meltem bu tebessümü değerlendirmek niyetindeydi.

“Bugün beni atlatamayacaksın. Oturup plan yapacağız. Data analizi için program belirleyeceğiz. Tez için editör ayarladım. Senin konuşmana gerek yok. Adam bizden haber bekliyor. Detayları ben konuştum.”

“Mezuniyette diplomamı sana ithaf edeceğim” dedi Semih muzip bir tebessümle.

Meltem’in bakışları değişti. Öne doğru eğildi. Sesinin ve gözlerinin perdesinde bir başkalık belirdi.

“Semih, artık yeter!”

“Ne için?”

“İçinden her ne geçiyorsa…”

Ve devam etti:

“Yaşamak dediğin şey sadece senin başında esmiyor. Herkesin geçtiği koridorlar var hayatta. Kapıları açacaksın ve yürüyeceksin. Başından geçenleri anlamadığımı, önemsemediğimi zannetme. Gittiyse, bittiyse bununla yüzleşecek cesaretin peşine düşmelisin. Sen kendini başkalarıyla anlamlı hissedecek biri olmadın hiç. Şimdi bu boş vermişliğine katlanamıyorum.”

“Sana da haksızlık ettiğimi düşünüyorsun…”

“Beni bırak Semih! Kendine dön. Kalbini başka güzelliklere taşı. Kendi değerini, hayatın ihtişamını yaşa. Bütün inadına, dik kafalılığına rağmen sana sen olduğun için değer veren insanlar var etrafında.”

Sözün burasında Semih arkasına yaslandı. Ellerini masadan çekti:

“Bildiğimi sandığım her şey başka diller konuşmaya başladı sanki. O gittiğinden beri…” Durdu, yutkundu. Devam etti:

“Ölümünden sonra onun… Kaldığım yerden niye devam edeceğimi soruyorum her gün. Ama cevapları duymak istemiyorum.”

“Çünkü her şeye onun ismini yazmıştın. Bunda yanlış bir şey yok. Aşık olmak her şeyi aşka boyamaktır. Sevdiğin senden gidince anıları minnetle oldukları yerde ziyaret etmek en iyisi. Geçmişi bütün bütün silmek değil bu. Sadece geçmişi yerine teslim etmek. Hayat sana sunduğu hediyeyi bir başka surette, başka yerlerin rüzgarında, başka dillerin sözlerinde yeniden veremez mi sanıyorsun? Sen istemedikçe hayat bu kararına saygı duyar ve sana yeni bir başlangıç sunmaz.”

Semih başını salladı. Meltem devam etti:

“Beni dinlediğini biliyorum. Ama henüz vakti gelmedi. Bunu gözlerinden okuyorum. Ben söylediğim için değil bunu sen istediğinde barışacaksın her şeyle. Keşfetmeye başladığında, yeniden tanıdık gelmeye başlayacak her şey. Zaman yeniden ısınacak…”

Semih Meltem’in bu son cümlesinde hayretle ona bakarken Meltem bardağı Semih’e uzattı:

“Ve çayın soğumayacak…”



Özlem COŞAN


Son Güncelleme Tarihi: 09 Ağustos 2012 15:20

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.