Ortaya karışık...

22 Ağustos 2012 13:49 / 1236 kez okundu!

 


Sabrın yani direnmenin sadece başa gelene karşı değil yanında görünene karşı da yapılan bir eylem olduğunu benim gibi binlercesi belki daha fazlasına muhatap olarak gördüler, yaşadılar… Zenginleyerek ve paylaşmayarak semiren bu garip yeşil devrin mahsülünü; bugün örtülerinin altında boşaltılmış beyinler ve boyalı yüzler olarak karşımızda görüp esefleniyoruz…

--------------------------------------------------------------------------------------


Love is in the air; “havada aşk kokusu var” der bahar düşkünleri.

Ama şimdilerde kopan tantanaya bakılırsa “havada Fadime Şahin kokusu var”mış gibi duruyor; “Kalkancı is on the air” gibi gibi…

Size de tuhaf geliyordur eminim…

Sansasyon olur da biraz orijinal durmalı, zeka sızmalı değil mi ucundan kenarından?

Ama yok, işkembesi geniş medya senaristleri olsa olsa halkı aynı şekerle kandırmanın taciz hesaplarını yapıyor olmalı…

Ben düşmanımın zeki olanını severim…

Düşmanlık dediğin Bulut ile Memati’nin cezbesinde olacak…

Olmaz mı gülüm?

Aynı nakarat hep aynı aynı…

Baş örtüsüne serbesti getirmeye yeltenen yasa meclise sunulduğu andan bu yana öten düdüğün sesi size de tanıdık gelmiyor mu?

Geçmişte ortalığı karıştırmak için kumpasçıların daha çok ter döktüğünü teslim etmemiz gerek…

Bir Fadime ve bir Kalkancı kolay yetişmiyordu o dönemler…

Ve ama şimdi elini atsan mübarekler beşer onar yapışıyor…

Defilelerde arz-ı endam eden latif mahluklara güneşli günlerde her zaman rastlamanız mümkin.

Sekülerizm tehlikesini laik jakobenizim olarak almıyorum ben dostlarım…

Paranın yeşiliyle semirmiş her bünyede seküler letaifler tam kapasite çalışır…

Nasıl mı?

Eğlenceye meşruiyet kazandırmayı 5 yıldızlı tatillerde menüden içkiyi ve domuzu kaldırmak ve denize perde germek , tenis kortlarına erkek- kadın mesaisi koymak zannederek; düğünlerde baş bağlatmanın saç yaptırmaya kıyasla 3 misli fazlasını ödemek, yoksul halkın geleceğini 5 yıldızlı otel ferahlığında tartışmak ve tasarlamak vs. vs…

Ve ama sistemin ağırlığı lise ve üniversite çağlarında örtülü o tazecik başlara yüklenirken mangalda kül bırakmayan yeşil soyluların, kapılarına gelen kızların mağduriyetlerine efendi kesilerek ve üstelik karşılarına geçip “Dilin var mı? Yok, kalifiye de değilsin, ee bizden başka yerde de iş bulamazsın” küstahlığıyla onları üç kuruşa çalıştırmak veya aylarca paralarını ödememek vs. vs…

Sabrın yani direnmenin sadece başa gelene karşı değil yanında görünene karşı da yapılan bir eylem olduğunu benim gibi binlercesi belki daha fazlasına muhatap olarak gördüler, yaşadılar…

Zenginleyerek ve paylaşmayarak semiren bu garip yeşil devrin mahsülünü; bugün örtülerinin altında boşaltılmış beyinler ve boyalı yüzler olarak karşımızda görüp esefleniyoruz…

Ama en gülünesi olan da bütün bunlara çanak tutan paralı muhafazakar beyler ve onların sözcülerinin bu kızcağızlara herkesten fazla yine kendilerinin çemkirmesi…

Onlara bakacağınıza aynaya bakınız, kabaran iştihalarınıza sorunuz…

Sistem ile nefsi arasında kalmış bu türedi kızlar yokken henüz, siz hangi otelde branch yapmaktaydınız?

Biz sizi biliriz, siz de kendinizi iyi bilirsiniz…



Özlem COŞAN


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.