Faşizmin babası ŞEYTAN ve onun ırkçı çocukları (2)

30 Temmuz 2012 13:51 / 1816 kez okundu!

 


Geçmişin kan ve ihtiras dolu sayfalarından geriye Zarifce söylenmiş tek söz kalıyor: “Ne çok acı var”.


Denizden gelenlerin Yüce Ruhun toprağına ektiği ihaneti görmüştü “Yeni Dünya”nın yerlileri.

Doğanın sessiz ahenginde yaşayan huzurun sakinleri, böylece barut ve kan kokusuyla tanıştılar.

Beyaz adamın insanın derisine ve onuruna karşı aldığı cepheyi irdelemeye çalıştım geçen yazımda.

Kanlı geçmişin gölgesi Amerika yerlilerini günümüzde de izlemeye devam ediyor. Sayıları ve kabile çeşitliliği oldukça azalan bu insanlar, ırk ve kültür benliklerini yaşatmak için zorlu bir mücadele veriyorlar.

Geçmişine acının sızdığı insanlarda başka bir bilgelik vardır.

Ben de bu gerçeğin peşine düşerek 6 yılı aşkın bir süre içinde yaşadığım Yeni Dünya’nın asıl yerlilerini, kendi anlatımlarından dinlemek istedim. Kendisi de Mohawk kabilesinden olan bir profesörün bu konuda verdiği derslere katıldım. Ve kimlikleriyle varolma savaşı veren bu insanların ellerinden alamadıkları tek şeyin tabiata ve tüm canlılara karşı duydukları sevgi ve vefa gücü olduğunu gördüm.

Profesörün kendi yerli hikayesi de ilginç ve dokunaklıydı. Derse Mohawkları simgeleyen sembollerle süslenmiş püsküllü yeleği içinde geldi. Siyah uzun saçları ve esmer yuvarlak yüzüyle geçmişten kalan bilge bir savaşçıyı andırıyordu.

Amerika yerlisi olduğunu orta yaşlara gelince öğrendiğini söyleyerek başladı konuşmasına. Büyükbabasının sır gibi sakladığı geçmişi keşfettiğinde dünyanın kendisi için ne kadar değiştiğini ve ırkının kendisine bıraktığı o değerli acıyla birdenbire nasıl tanıştığını anlattı. Büyükbabasının aile kimliğini saklamasının sebepleri vardı.

Beyaz adam o gün olduğu gibi yakın geçmişte ve hala yerlilerin yaşam hakkına ambargo koymaya devam ediyordu ve yerli ismi taşıyan, kabile kaydı olan, akrabalık ilişkisi tescillenmiş herkesi ülkenin ortak hakları olan eğitim, iş gücü, sağlık güvencesi ve siyaset gibi alanlardan gizli – açık men ediyordu.

Beyaz kız, yerli adamla evlendirilmiyordu.

Büyükbaba da bunu bildiği için çareyi gerçeği saklamakta bulmuştu.

Profesör, ilginç bir rastlantı sonucu köklerine ulaştığında büyükbabasının endişelerini içinde hissetmeye başladığını anlatıyor. Eşi beyaz adamın kızıydı ve üstelik iki de çocukları olmuştu. Kendisi Amerika'nın en prestijli üniversitelerinden birinde öğretim üyesiydi.

Irkının talihi karşısında büyükbabasının tavrını sürdürmek yerine etkin bir özne olmayı seçtiğini söylüyor. Eşine ve çocuklarına durumu açtığında onların da gerçeği sahiplenmesinden duyduğu onuru okuyoruz gözlerinde.

Halkına dair anlattıklarından ilginç sonuçlar çıkıyor:

Bugün bile egemen gücün sunduğu sınırlı şartlarda getto hayatı yaşayarak mücadele veren yerliler olduğu gibi; legal dünyadaki bastırılmışlıklarının bir nev’i diyetini ödetmek isteyen yer altı yerlileri de var aralarında. Bahsettiği bu yerli grubu bugün Amerikan kumarhane mafyasının önde gelen güçleri arasında sayılıyor.

Ve iblis… Toprağın damarlarında raks ediyor…

Ezelde ettiği yemine sadık kalan şeytanın batı ve doğudaki çocukları ise; ötekinin derisi üzerinden kendine kimlik biçmeye devam ediyor.

Son sözü, geçmişi kanatılan masumlar söylecek:

“Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.”

(Ute Kabilesi)


Özlem COŞAN

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.