Dublaj

03 Eylül 2012 13:02 / 1844 kez okundu!

 


Geçimsiz düşüncelerin koluna girdiği vakitti gece.
Ne kadar cedelleşse olacağı yoktu,
Ses vermenin çare olmadığı sözleri yutacak ve dışarıdan huysuz, içerden yenik duracaktı bu kabullenişle…

Bitkin ve halsiz zihnine giydirdiği geceyi avutmak istemiyordu artık.
Kederine bahane bulmaktan yorulmuştu.

Medyatik bir kurguyla yaşadığı zannıyla geçerken günleri, bir türlü set arkasını görememenin sıkıntısı gitgide artıyor ve Belinda’nın çaresizliğini şimdi daha iyi anlıyordu…
Rol aldığı hayatın bir film olduğuna çevresini bir türlü ikna edemeyen o çaresiz kadın…
Ah Belinda!

Yıllar önce seyrettiği o film şimdi hayatına senaryo mu olmaya başlamıştı? Reytingi az olacak ve ihtimal yayınına her an son verilecek bu dizide üstelik kahraman bile değildi…

Geceydi.
Geçti.
Çok şey için.

Okuduğu romanların mutlu sonlarına dair anlık avuntular içinde, elinde tuttuğu kitapta kavuşmaya dair güzel bir son umarken, işte yazar Altan da o ansızın vuruşlarıyla kahramanı Selim’i bir kurşuna feda etmişti…

Ki o gece aslen “en uzun gece”ydi.
Yelda’nın Selim’i bilinmeze teslim ettiği o doğu gecesi…
Romanda yazar, okurunu hazin bir sona teslim etmişti.

Okurken bir yazarın insana dair şifreleri nasıl bu denli çözebildiğini ve üstelik bir kadının bakışına nasıl bu kadar sızabildiğini gördükçe şaşırmış ve kitabın sonunda şakınlıkla sormadan edememişti:

“Nasıl yaptın Altan? Niye böyle yaptın?
Heja’nın vurduğu yetmedi mi?
Okurunu tanıyor ama hiç kollamıyorsun.”




Anıların montajına ayırdığı vakitten olsa gerek rolüne bir türlü tam olarak giremiyordu…
Konuştukları zaten dublaj; içinin sesine bile hep bir başkasını giydiriyorlardı.

Ruhunun gideceği yolları önceden tarif edenler, çalkantılarına sebep biçenler…
Matemine pudra serpip sevincine sufle verenler…

Seyircinin olması bile meçhul ve kumanda başkasının elindeyken…

Nereye kadar gidecek bakalım, diye düşündü.
Merak da ediyordu gizliden…

O denli şaşkındı olup bitene karşı.

Yeni değil yine olan günlerden birine uyandığında saate 5 dakika fark attığını görerek sevindi. Sabaha mekanik bir zorlamayla başlamamanın garip kâr hesabıydı onunkisi…

Kalktı.
31 yaşı geride bıraktığı o sabah, yüzündeki ifadeyi merak ederek aynaya baktı.
31 yıl sonraki bu yüzde aynı kalmasını dilediği ne olabilirdi,
bunun merakındaydı.

‘Umudunu yitirme ki, sende ümidi olan diri kalsın’, demişti bir defasında.
‘Yaraları ve bakışı kendisi sağaltır insanın, bir başkası değil’
sözünü söylediğindeyse, acının ve bilmenin eşiğindeydi…

İşte tam da böyle bir imzaydı gördüğü; o aynanın 31 yıllık sabahında.

Düşündü.
İnsan en çok kalbe sığan ve gözlere sığınandı dünya üzerinde.
O gün onu görenlerde, şefkat dolu bir okşayış bırakacaktı gözleri…

Başkalarının acımasızlığına karşı kuşandığı yalın kılıç duruşunu giydi kapıdan çıkarken.
Ama örselenen bir ruh gördüğünde onu hemen alıp düşkün bir yar gibi saracak bakışını da unutmadı.

Sabahtı.
Erkendi.
Çok şey için…


Özlem COŞAN


Son Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2012 13:03

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.