Smyrna, Smyrne, Zmirni, Zmirna, İsmire, Lesmir, Esmire, Yezmir, Somornia

01 Ağustos 2012 12:17 / 2467 kez okundu!

 


İzmir’in eski Yunan dilindeki son adı olan SOMORNİA aslında bilim insanlarına göre Yunanca değildir. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Smyrna isminin Anadolu kökenli olduğunu iddia ediyor.

M.Ö. 2.bin yıllarında Kültepe-Kayseri yazılı tabletleri arasında Tismurna adının geçtiğini tespit eder. Bu isim bir yerleşim adıdır. Tismurna ismindeki ‘’Ti’’ bir ön ektir. Böylece ‘’Smurna yer adının M.Ö. XVIII. Yüzyıldan bu yana kullanılan bir yerleşim ismidir.’’ diye yazmaktadır.

Zaman içerisinde Fransızlar tarafından Smyrne,Yunancada Smirni İtalyancada Smirne şeklinde kullanılmıştır.

Prof. Dr. Tuncer Baykara ise ‘’İzmir’’ şekli Türklerin genel söyleyişidir. Türkler başlangıçtan beri, bu şehri İzmir olarak adlandırmışlardır.’’ demektedir.

İzmirli büyük şair Homeros’un ‘’Gök kubbenin altındaki en güzel şehir’’, Büyük İskender’in hocası, Aristo’nun İskender’e ‘’Görmezsen eksik kalırsın’’ dediği şehir İzmir’dir. Yine Roma İmparatorları Gordianus ve Gallienus’un bastırdıkları paralara ‘’Küçük Asya’nın başşehri’’ unvanını verdikleri şehir de İzmir’dir.

İzmir isminin bu kadar çok değişik şekilde söylenmiş olması bana hep bu güzel körfezin kıyılarından, değişik zamanlarda birçok değişik insan kavimlerinin gelip geçtiğiyle ilgili ve ayrıca da İzmir için birbirleriyle çok savaştıkları hissini veriyor. Ayrıca da tarih beni bu konuda yanıltmıyor.

Öncelikle, Trakya ve Yunanistan tarafından gelen kavimlerden büyük göçler almıştır İzmir.

Ege kıyıları, sürekli olarak batıdan ve doğudan gelen kavimler için sonsuz güzellikleri ile yerleşim yeri olarak seçilmekte ilk sırayı almıştır. Bu güzelliği büyük bir rekabete yol açtığından kanlı savaşlara ve işgallere dayanmak zorunda kalmıştır. Hem de bin yıllarca.

Anadolu tarafından gelen ilk yerleşimciler, Doğu Karadeniz’in, tek göğüslü (İyi ok atabilmek için sağ göğüslerini, sıktıkları rivayet edilir.) Amazonlarıdır. Efsanelere göre de, bu kadın savaşçıların kraliçelerinin adı, SMYRNA’dır. Ve İzmir’in adı bu Amazon kraliçesinden gelmektedir.

Hititlerin Anadolu hakimiyetlerini kaybetmesinden sonra, Ege kıyılarında Frigler’i görmekteyiz.

Frig hakimiyetin den sonra ise Lidya akınları başlıyor. Lidya kralı Alyattes İzmir’i çok kanlı bir şekilde ele geçiriyor. Güzel İzmir’im çok büyük tahribat görüyor. Bu katliamdan sonradır ki, İzmirliler kent dışına kaçmaya başlıyorlar. Bornova, Buca, Seydiköy ve Pınarbaşı’nın bu tarihlerde kurulduğunu tarihi kayıtlar yazmakta.

Prof. Dr. Ersin Doğer, Akçakaya (Serbest Bölge'nin batısında) da İzmir’in doğu yakasından gelen akıncıların önünü kesmek için burada M.Ö. 400 yıllarında bir kale ve yerleşimin bulunduğundan bahseder.

Sırada Persler var. Ancak, Lidyalılar Perslere kök söktürmektedir. Çok büyük savaşlar olur aralarında. İzmir için.

Ve tarihin en büyük doğa olaylarından birisi de işte bu savaşların en sonuncusunda tam iki ordu kapışmışken meydana geliyor. İnanılmaz.. Ben bu doğa olayını Halikarnas Balıkçısı'nın doyumsuz şiirsel kaleminden, ‘’Hey Koca Yurt!’’ kitabından okuma zevkini tattım.

Tanrı, Ege kıyıları için savaşmaktan yorgun düşmüş iki orduya öylesine bir mesaj yolluyor ki, savaş bitiyor barış geliyor.

M.Ö. 585 yılının 28 Mayıs günü, Lidya ordusu ile Pers ordusu savaşa başlıyorlar. Ama o gün çok özel bir gündür. İlahi kudret devreye girecektir. Tanrı Ege kıyıları için daha fazla kan dökülmesini istemeyecektir. Savaş alanı kan revan içindeyken, iki ordu kıyasıya savaşırlarken aniden gündüz vakti hava kararır. O gün güneş tutulması meydana gelir. Hem Lidyalılar, hem de Persler bunun tanrıların barış çağrısı olarak algılamakta gecikmezler. Savaş son bulur.

Perslerin en büyük baş belası da, hepimizin bildiği gibi, bu şehrin asıl mimarı ve onu gerçekten çok seven, şehrin merkezini, ilk kurulum yeri olan, Bayraklı'ya göre, daha yüksekçe ve körfeze giriş noktasının eksiksiz ve çok net izlenebilir bir yeri olan Kadifekale sırtlarına alma fikrini geliştiren askeri deha, Büyük İskender’dir.

İzmirimin Türkler tarafından ilk alınışı ise, Emir Çaka bey ile başlamakta, Seyyid Mükremüddün soyundan, Seydi babadan gelen ismiyle Aydınoğlu Beyleri'nden Gazi Umur Bey’in kurduğu bir vakıf köyü olarak anılan Seydiköy, Beylikler zamanında kuruluyor.

Yıl 1081. İzmir Türklerle tanışıyor.

XII. Yüzyıl başlarında İzmir’in başı yine savaştan çıkmıyor. Zaman zaman Venedikli ve Rodos şövalyelerinin eline geçiyor şehir.

1317'de Aydınoğlu Mehmet Bey’in Kadifekaleyi almasıyla, tamamen Türk hükümranlığına geçiyor. Kadifekale'nin etekleri sığ bir deniz o zamanlar. Kalede bir liman kalesi bulunuyor. Ve orada Frenkler oturuyor. Kale eteklerinde ise Türkler.

Şimdi diyeceksiniz tamam, ‘’İzmir Türk oldu ve kurtuldu’’ değil mi? Değil işte.

Timur adındaki Türk, ordusuyla İzmir’e girmeden Seydiköy ovasında, Aydınoğulları ile çarpışıyor. Ve İzmir’e giriyor. Ve İzmir’i bir de o tahrip ediyor kendi zevkince. Bu izler İzmir'de çok uzun yıllar hissedilir.

Ne yazık ki henüz bitmedi. Yıl şimdi 1347. Pietro Mocenigo adındaki Venedikli korsan tarafından bir güzel yağmalanmış İzmir’im. Yine tahribat, yine yıkım.

Aydınoğlu Umur Bey, çok uzun uğraşlardan sonra, İzmirimizi tekrar alabilmiş.

1426 yılında Osmanlı, Aydın Oğulları'ndan, 15 Mayıs 1919’a kadar bir daha el değiştirmemek üzere, İzmir’i almıştır. Kadifekale’ye, 1656 yılında deniz girişini kontrol etmek üzere bir sancak kalesi yapılmış. Ama bu kale, tarihi antik Smyrne şehrinin kale eteklerinde bulunan, 16.000 kişilik anfi tiyatronun taşlarıyla yapılmış.

Aman Allahım!

Ne kadar üzücü değil mi? Tiyatro, kale oluyor. O zamanlar, korunma güdüsü o kadar ön planda ki, koca tiyatroyu bitiriyor.

İşte tarih böyle bir şeydir. Bazen sizi sevindirir bazen de hem üzer hem de şaşkınlığa uğratabilir.

Sekiz bin yıl boyunca çektiği onca üzüntüsünden sonra bu yaşlı kentin topraklarında şimdilerde bizler yaşamaktayız. Şu an bize açıyor kollarını.

Sizce, bırakın onu çok sevmeyi, sadece bu yaşlı şehirde yaşamak ve havasını solumak bu durumda, bir ayrıcalık değil mi?

*****

Nasılsa yaprakların soyu, öyledir insanlarınki de.
Yaprakları yel saçar, başkalarınınkini orman.
Tomurcuklanıp yaratır, gelince bahar.
Böyledir insanların soyu da, biri yeşerir biri solar.

HOMEROS

*****

Özdener GÜLERYÜZ

31.07.2012


Son Güncelleme Tarihi: 03 Ağustos 2012 13:11

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
20 Haziran 2013 16:19

jsmnizmir

Çok değerli bilgiler içeren tarihsel bir yolculuktu..
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.