Rembetiko

04 Mart 2012 13:44 / 3792 kez okundu!

 


Acının, isyanın ve insan doğasının önemli bir parçası olan aşkın ezgileriyle, insanı adeta içine çeken müzik türü hangisidir biliyor musunuz? Eğer hemen "Arabesk" müzik diyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz. Soruyorum size; hiç Rembetiko tarzı müzik dinlediniz mi?

Rembetiko müziği, 1924 mübadelesinde Anadolu’dan Yunanistan’a giden Rumların hayatlarından çok ilginç kesitler verir ve yabancılaşma konularını irdeler.

Anadolu’da yaşayan Rumlar mübadele sırasında, doğdukları topraklardan koparılarak "ait oldukları" ileri sürülen topraklara gönderildiler. Rembetikolar bu acıların, isyanların ayrıca bunların içinde yaşanmış olan aşkların ezgileridirler.

O kıpır kıpır ritim içinizi doldurmakla kalmaz, o içinizdeki doluluğu yüzünüze yansıtır.

Buzuki, bağlama, gitar, lut, santur, ut, keman, arp, lir, flüt, armonika ve teften oluşan ezgilerin hepsini birleştirdiğinizde, damardan duyumsayabileceğiniz bir ritim içinde bulursunuz kendinizi. Bir anda yerinizde duramadığınızı görürsünüz.

Rembetiko, aşkın ayrılığın, hoşnutsuzluğun, hapishanenin, yoksulluğun, işin, hastalığın, ölümün, annenin ve en önemlisi göçün şarkısıdır. Feryat eden uyandırıcı kadın sesi ile birlikte, Türk göbek dansına benzer.

Rembetiko, bir savaş sonrası. Bir mübadele. Bir göç. Bir yabancılaşma. Aşkın ve isyanın ezgili çığlığı…

İstanbul ve Batı Anadolu kentlerinin hem çehresi hem de insanları çok farklıydı 1850’li yıllarda.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlülüğünün sık ormanlarında, Türkçe, Rumca, Arapça, Ermenice ve daha birçok
dil konuşulur ve bu diller akardı ağaçların arasından.

İşte bu bereketli dönemlerde Rembetiko kültürünün temelleri atıldı İzmir ve İstanbul’un deniz kokan sokaklarında.

Bu ortam içinde doğan Rembetiko müziği,1923 mübadelesinden sonra, Yunanistan'da son şeklini aldı. Toplum dışına itilen, Anadolu kökenli oldukları için ‘"Türk Tohumu" diye aşağılanan hayatları esrar tekkelerinde ve hapishanelerin taş duvarları arasında geçen, Rum külhanbeylerinin müziği haline geldi.

Savaş, sürgün ve yoksulluktan oluşan kara bir gökkuşağının nefessiz bıraktığı insanların acılarını, aşklarını, yaşanmışlıklarını anlatan Rembetiko şarkıları, 1940’lı yıllardan sonra ise çok popüler hale geldi.

Rebetiko, Rembetika veya Rebetika olarak da bilinen "rembetiko", "rebet" teriminden gelmektedir.

Rembetiko, temel olarak iki gelenekten gelen bir müzik türüdür. Sosyal normlara meydan okuyanların oluşturduğu, bir alt kültürün müziği olarak başlamıştır.

Orijinal kelimeye en yakın sözcük olan "rembet" eski Türkçe'de "sefalet"anlamına gelmektedir.

Türkçe de düzensiz askeri birliklerini "rebet asker" olarak adlandırırlar. Kelimenin buradaki anlamı, otoriteye boyun eğmeyen kişileri ifade etmektedir.

ÜÇ DÖNEM

1) İzmir usulü, cafe-amanların hüküm sürdüğü İzmir dönemi
2) Rembetiko nun yeraltına inmesiyle karakterize edilen klasik dönem
3) Rembetikonun yeraltından kurtulup Yunanistan’ın ulusal müziği haline gelmesi dönemi.

"CAFE – AMAN"LAR

Diğer adıyla amane kahvesi. Şarkılarda sık sık tekrarlanan ve Türkçe bir ünlemden, "AMAN"dan alır.

Şarkılar doğaçlamaydı. Ve müzisyenler söz bulamadıklarında ve yeni sözler aradıklarında ya da duygu verebilmek için kelime aralarını "aman aman"la doldururdu. Kimi zaman da Yunancası söylenirdi.

Şık yerlerdi "cafe-aman"lar. Buralara Yunanlı burjuvaları gelirdi.

Çalgıları çalmak ise önemli müzik bilgisi gerektiriyordu.

Seslerdeki dalgalanmalardan ötürü "dalga" lakabı alan "Dalgas Dhiamantidhis", bir Yahudi olan ve İstanbul'da oturan Rosa Eskenazi, İzmirli Rita Abatzi, dönemin önemli sanatçılarıydılar.

"İzmir Balosu"
şarkısından bir bölüm:

Ah, ah
Acılar içindeyim inliyorum
Üzüntü ve eski dostlar
Ah, ah

Üzüntü ve eski dostlar
Senden başka kimsem yok
Ah, ah.

Allahım acı bana
Ah, ah.

"Cafe aman"larda İzmir tavrı ile söylenirdi. Şarkı aralarında yaslı ve ağlamaklı sesle, "aman aman" nidası ile nakaratlarda tekrar edilirdi.

DANSLAR

En çok bilinen rembetiko dansları, Tsfteteli (Çiftetelli), Hasapiko (Kasap havası) ve Zeibekiko'dur (Zeybek).

Tsfteteli, iki telli kemanla çalınmasından dolayı bu adı alır. İzmirli göçmenlerin Yunan topraklarına getirdikleri canlı ritimli bir oyundur. Genellikle de kadınlar tarafından oynanan kıvrak figürleri vardır. Türk göbek dansıyla ortak özellikleri vardır. Bir kadın şarkı söylerken diğerinin parmak zili çalarak ona dansıyla eşliği şeklinde geçer.

Hasapiko, Kökleri Osmanlı dönemine İstanbullu Rum ve Arnavut Rumlarının soyuna dayanır. 2/4'lük ölçü içinde iki ya da daha fazla kişinin omuzlarına ellerini koyarak dans etmesidir.

Zeibekiko, dansının kökenleri hakkında tam bir bilgi yoktur. Zeibekiko bir kent dansıdır. 9/8'lik ölçüyle yapılan dansta adımlar vardır. Rembetlerin kalkıp solo olarak oynadıkları biçimdir.

Böylece Rembetiko'nun, isyanın, protestonun, dışlanmanın, müziği, yaşadığı yeri çok seven ancak ‘’Sen buranın insanı değilsin’’ denilerek yerinden yurdundan edilen ve sefalete, acıya, dışlanmaya ve damgalanmaya sürüklenmiş insanların müziği olduğunu anlıyoruz.

Eğer, Fethiye'deki Kaya köy(Karmylasos)’e gidip, ilginç mimarilerle yapılmış ama şimdilerde, artık bir yok olma ile karşı karşıya olan Rum mübadil evlerini gördüğünüzde, gözlerinizi kapatıp o muhteşem, kıvrak Rembetiko ezgilerini içinizde duyamıyorsanız, daha birçok şeyi de duyamıyorsunuzdur. İnanın bana.


Özdener GÜLERYÜZ

03.03.2012


Son Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2012 19:09

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
28 Kasım 2013 16:39

Murat Gün

Merhaba Özdener Bey. İş yoğunluğundan ancak fırsat bularak ve mesleki ilgime hitap edenlerden başlayarak yazılarınızı okuyorum. Ellerinize sağlık. Doğrusu yazılarınızı okudukça tur hengâmesi içerisinde sohbetinizi kaçırmış olduğuma pek üzüldüm. Bu fırsatla “rembetiko” sözcüğü konusunda yorum yapmama izniniz varsa; bu halini uygun buluyorum. “nuhungemisi”nin de pek doğru olarak ifade ettiği gibi Yunanca'da “μπ” (mp) harfleri birlikte yazılarak o dildeki yegâne “b” sesini verirler. Ancak bu, söz konusu harflerle başlayan sözcükler için geçerlidir. Bu kural gereği, örneğin “μπάλα” sözcüğü “bala” olarak okunur. Oysa bu harfler bir sözcüğün –başında değil de- içinde bulundukları durumda “mb” olarak okunurlar. Örneğin “üzüm bağı” anlamına gelen “αμπέλι” sözcüğü bu kural gereği –tüm benzerleri gibi- “ambeli” olarak okunur. Dolayısıyla “ρεμπέτικο” sözcüğü de “rembetiko” olarak okunur. Dolayısıyla Türkçeye de bu şekilde geçmesi bana doğru görünüyor. Ben de size pek sevdiğim bir rembetiko örneği ileteyim: http://www.youtube.com/watch?v=W16xj0_Fnpc Söz: Emilios Savvidis, Savem Vosporinos. Müzik: Sosos Ioannidis, Psiriotis. Seslendiren: Roza Eskenazi

Sevgi ve selamlar.

 

17 Mart 2012 18:34

HİKMET

Hani Sezen Aksu'nun bir şarkısında "acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir" ifadesi var ya işte bu yazı bana onu hatırlattı... Bakıyorum da acı, insanların hayatlarını biraz ağır-çekime maruz bırakıp zamanda bir genişleme yaratıp kozmos ve iç alemi arasında oryantasyonu sağlama safhası mahiyetindeymiş gibi yorumluyorum. Mevlevi Dervişleri belki bu yüzden "Allah derdini arttırsın" diye dua ederler...
04 Mart 2012 16:33

nuhungemisi

Elinize, dilinize sağlık Özdener Bey...

Sadece sözcüğün aslının "rebetiko"olduğunu anımsatmak isterim. Yunanca'da "b" harfi tek başına bulunmuyor. Ancak "m" ve "p" harfleri birlikte kullanılarak "b" sesi elde edilir. Yazıda sizin de sözünü ettiğiniz farkıl söylenişler temelde bu nedenle oluşmuştur. "Rempetiko" sözcüğündeki "mp", "b" olarak okunursa sorun kalmaz. "Rebetiko" ya da "rebetika" farklılığı ise Yunanca dil bilgisi kurallarına özgü bir söyleyiştir. Özetle "rembetiko" biçimindeki söyleniş, sözcüğün Türkçe'ye aktarımındaki yaygın bir yanlışı tekrarlamak demektir. Sevgiler.

Tanınmış rebet şarkıcısı Vasilis Çiçanis(Tsitsanis)'ten bir rebetiko örneği iyi gelir:

http://www.youtube.com/watch?v=QmtCszcNwCI&feature=related
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.