KUZEYİN ÇAĞRISI

18 Haziran 2017 01:03 / 598 kez okundu!

 

 

Denizde, dalgaların arasında, balıkların dünyasında, ışığın büyüsünde, şiirin gizeminde, geçmişin hüznünde, geleceğin korkusunda, yaşanan anın kaosunda çırpınan bir beni ademe dokunmak isteyenler için... 

*****

 

KUZEYİN ÇAĞRISI

 

İniyordu, ezberindeki titrek, ağlak güneş, Dünyanın.
Uzay zaman mekânını aşarak.


Uzak kuzey ay düğümüne henüz varmadan huzmeler,
Gecenin bir türlü kararmadığı, okyanus kıyısı o ülkede ve çok yukarlarda, yerin altından vurduğunda sıcaklığı, kıyısındaki çırpıntılara, alışamadığım uykusuzluğuna, soluk ışığa ve oynaşmalarına bakıyordum dalgaların...


Uyku gözümden akıyordu… Saat gecenin on biri ve kararmaya karar verememiş geçirgenliği artmış hava beni denize itiyordu...

Üzerime baktım…


Bir an tanıyamadım giysilerimi, benim miydiler? Ellerim üşüyordu,
Ceplerim yoktu… Çok ilerde koşan bir çocuk vardı sarı saçları uçuşuyordu… Koşuyordu… Gündüz mü uyumak gerekiyor bu ülkede?
Şimdi mi yürüsem denize? Biraz daha oyalansam mı?


Neden kuzeyde olsun istiyorum ki? Işığım bitmesin diye mi?
Geciken huzmelere zaman tanımak mı istediğim…

Çözemediğim ve giderek çözeceğime olan umudumun azaldığı tüm düğümlerden de vazgeçip ıslaklığa ve soğuğa yürümek isteyişim bundan mı? Havaya baktım…   

                                           

Kuzey ülkesinde gökyüzünde en çok bulunan şey bulutlar… Gri gri ve karaya yakın gri… Aklına esip de bir anda içinde bulunan suyu yere göndermeye çok hevesli bulutlar...


Denizden mi yoksa yukardan mı geldiğini anlayamadığım bir iki damla yüzümde soğuk bir iz bıraktı o an… Yine gözlerimi kumlara
döndürdüm… İzlerimi kumda bıraka bıraka yürüdüm… Döndüm kendi izlerime baktım… Silsem mi kaybolmak için…

İlerde koşarak oynayan sarı saçlı çocuğa yine baktım… Ona neden yaklaşamıyordum ki? Konuşabilsem onunla… Dilimden anlar mı? Ya da hiç konuşmadan sadece izlesem ben onu anlarım belki duygularını…

Çocukların duyguları ve davranışları değiştirilmiş duygu ve davranışlar değildir.

İçten saf ve katıksızdır… Neden büyüdüm ki? Yıllar önce annemin çektiği o siyah beyaz resme bakmayı çok severim. Olsa olsa on yaşındayım on bir de olabilir.

Arkamda çalılıklar var… Gülümse! demiş de olabilir annem o an bana… Gülümsemişim çünkü…

Sorumsuzca…

İçimde henüz hazır olmadığım, yaşadıkça başıma geleceklerin bir çekirdek içindeki yeşermemiş hali… Henüz, şimdilerde okuduğum o kitapta sözü geçen;
Affetmeden mutlu olamayacağımız ile ilgili altın kuralı bilmiyorum…

Hatta kimi affetmem gerektiğini de… Gülümsemişim sadece...

Son kez, denize baktım…

                   

İçine doğru yürümeden önce, dibini düşündüm, derinliğini bir de.


Denizin altındaki dünyayı yaşayamaz, sadece görebilirdim… O da bir süreliğine…

Sonra içime su dolar, burun deliklerimden, gözlerimden, kulaklarımdan sular denize yine geriye dönerdi…

Mutlaka gözlerim görme kabiliyetini kaybetmeden, görebildiğimce çok şey görmeliyim, belki bir denizatı görebilirdim, Mavi büyükçe bir balık, belki yunus veya bir balina…


Yavaşça ilerledim. Deniz dizlerimi geçtiğinde, daha bir sevdim denizi…


Deniz göğsüme geldiğinde, denizin nefesi benimkini yendi.

Boğazımdayken deniz, ben de denizdim...

Başımın üzerinde yerin var deniz.

Gülümsemiyorum şimdi... Deniz ve sonsuzluk gülümsüyor.

Mavi büyükçe bir balık mı demiştim? Gecikmedi kendini bana göstermekte.

Mavi de bildiğim mavi değil gibi. Sudaki Mavi gibi.

Mavi sular geriye dönüyor, demek içim su doldu. Bu dilimde hissettiğim de tuz olmalı. Yakıyor mu? Acıtıyor mu?

Başımın üzerine çıktığında deniz gözlerim de kapandı. Ağzımı açmalıyım değil mi?

İçime o mavi balık girer mi? Girmesin.

Güzel ağır tuzlu soğuk ve dipten ayaklarımı yönünü anlayamadığım

                          

Yöne çeviren gövdemi dibe çeken dalgaya sonsuz selam olsun.

Şimdi ağlamam gerek ama faydasız.

Uçarken yutmak denizi, başımın üzerindeyken tutmak nefesimi...

Ve dışında herkese yeteceği söylenen hava burada su mu?

Sardalya sürüsüne hızla dalıyorum, toplu dönüş yapıyorlar beni balina mı sandılar?

Kısa saçlı elmacık kemikleri çıkmış bir kız var yakında duruyor. Birden yanaklarıma iki öpücük konduruyor.

İri gözlü bir kız daha var iri iri bakıyor. Saçları dalgalı...

Çıkıp gidiyorum ikisinde de küsmüşüm. İkisinin de umurunda değilim.

Kucağımda bir kız bebek var, gülümsüyor. Beni çok seviyor sanırım.

Saçsız başıma vurmak istiyor. Ağlar gibi yapıyorum. Şaka yapıp yapmadığımı anlamaya çalışıyor.

Görme kabiliyetim bunlara izin veriyor en son sardalya parlaklığında ters dönüyorum.

Dip dalgası beni tekrar çevirip daha derine alıyor.

Birden üzerinde gelincikler papatyalar açmış bir düz bir yeri görüyorum.

Kenardayız. Gülümsüyoruz. Yanımdakileri hatırlıyorum... Yüzleri yabancı değil. Biri tuğamiral emeklisi, diğeri Türkçeci ve gizli psikolog.

Bir de Bournemoth da Mobbinglerin efendisi.

Kayboluyor gelincikler ve papatyalar inşaat işçileri geliyor.

Makinalar da.

Kazıyorlar hızla oraya fabrika yapıyorlar. Sıra ile Tuğamirale selam

                            

verip içeri giriyoruz.

                        

Sardalya Parlaklığı gözümü alıyor. Sardalyalara yunuslar dalıyor...

Yağmur yağacak sanırım. Ben anlayamam yağdığını, yağsa da.

İçimde deniz tadı, suyu kussam yine su, kussam su.

Mideme sardalya gider mi? Niye kaçışıyorlar ki?

İki at var. Ters yöne gitmeye çalışıyorlar. Gözlerimle gidemezsiniz işareti yapıyorum ama onlar gitmek istiyorlar bir şeyi ispatlamaya çalışır gibiler. Dünyaca ünlü bir markanın atlarıymışlar.

Dönüyorum ve daha derine çağrılıyorum... Ama ben o atların çalıştığı yere prodakşın Menecır olamadım ki daha.

Biraz ilerde ‘’hemen gelmen gerek cezan daha bitmedi neden kaçtın bizden?’’  diyen bir sürü hiyerarşik sıra ile dizelenmiş şef, müdür, idari ve teknik müdür ve Müdürler, Genel Müdürler bana bakıyor.

Adı neydi çok da yamandı oraya geldik sanırım. Kaçmak istiyorum.

Harikalar diyarında Müdür mü olur diye soruyorum.

Cümlem ağzıma su ile geri dönüyor. Bir kez daha baş üstü dönüp derine çekiliyorum...

Oradan atlayıp İzmir’e nasıl giderim? Bir tren görünüyor dumanı kara.

Beş yaşında beni içinden atan tren bu mu?

Kadınhanı savcısı da orada annem sorguda kurtarmalıyım onu.

Birden bir Tren daha... Yolcu vagonu yok onun.

Ve Makinist Arap Osman  (Babam Olur Kendisi)  Beni almaya gelmiş. Kadınhanı istasyonunda annem ve

                            

Kızkardeşlerim ağlaşıyorlarmış.

                            

Sepetli Motosikleti olan adam beni babama veriyor. Sanırım kurtuldum.

 

İleride çok büyük balıklar var Yunuslar mı onlar?

Deniz Kaplumbağası, Müren, Yılanbalığı, Denizhıyarı, iki yana inatla gitmeye çalışan denizatları ve diğerleri arzı endam edip sıra ile                         yanımdan geçiyorlar.

Annemi savcının elinden kahramanca aldım...

Harikalar diyarında, dışarda herkese yeten hava burada yetmiyor mu yoksa?  Bir endişe bende...

Bittiyse haber verin...

Son bir kez daha derine doğru dönerken başımın üstüne,

Aklıma gördüğüm elini tuttuğum herkese selam vermek geldi.

Bittiyse haber verin.

Derine daha derine gidiyorum.

Göreceğim biri daha var ama o hala yok.

Meraklandım.

Önce veda edeyim de nefesime.

İçi nefes dolu bir kabarcık yollayayım Yukarılara...

 

Özdener GÜLERYÜZ

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.