Il Postino - (The Postman) - NERUDA

23 Eylül 2011 00:31 / 2992 kez okundu!

 


Genç bir posta dağıtıcısı bir gün kapısını çaldığı Pablo Neruda’ya hayranlıkla bakar ve “Ah ben de ozan olmak isterdim” der.

Ünlü şair mizah dolu bir karşılık verir: “Yavrucuğum, Şili'de herkes ozandır zaten, postacılık yapman daha ilginç. Hiç değilse çok yol yürür ve şişmanlamazsın. Şili'deki tüm ozanlar davul gibi.”

Postacı ve ozan arasındaki konuşma şöyle gelişir:

- Demek istiyorum ki, ozan olsaydım söylemek istediğim her şeyi söyleyebilirdim.

- Ne söylemek istiyorsun peki?

- İşte asıl sorun da bu ya, ozan olmadığım için söyleyemiyorum.

Neruda genç postacıya sahili izleyerek körfeze gitmesini ve yol boyunca denizi gözlemleyerek metaforlar üretmesini önerir. Metaforun ne olduğunu soran postacıya örnek olsun diye de bir şiirini okur.

Dizelerden etkilenen postacının "Sizin sözcüklerinizle sallanan bir gemi gibi hissettim kendimi." sözü üzerine gülümser Neruda: “İşte bir metafor yaptın…”

Ve böyle bir güzel dostluk başlar Şilili şair Pablo Neruda ile postacı Mario Jimenez arasında.

Bir gün Mario, aşık olduğunu açıklar. Neruda, “Ağır hastalık sayılmaz, çaresi var” diyerek kızın adını sorar. Postacı aşık olduğu kızın adını söyleyince İtalyan şair Dante’yi anımsar Neruda: “Beatrice…”

1971 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Neruda, daha sonra Paris’e Büyükelçi olarak gönderilir.

Şair ile postacı arasındaki dostluk asla kopmaz. Sürekli olarak mektup yazan Neruda, postacı dostuna ses kayıt cihazı göndererek şunları ister: “Denizi özlüyorum. Kuşları özlüyorum. Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal. İlk önce rüzgarın hareketiyle sallanan küçük çanların ince seslerini kaydet, sonra büyük çanın ipini beş altı kez çek. Kayalıklarda yürü Mario, dalgaların patlayışını kaydet.”

Mario Jimenez şair dostunun “metafor”a ihtiyaç duyduğunu çok iyi anlayarak isteğini yerine getirir.

YAŞAMIŞ OLAN EN BÜYÜK DÜNYA OZANLARINDAN

Neruda yaşamış olan en büyük dünya ozanlarından birisidir. Onun aşk şiirleri dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde okunmakta ve halen çevirileri yayımlanmaktadır.

“Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı” İsimli kitabı onun adını en çok duyuran kitabıdır. Ve daha 1961’de bu kitap Buenos Aires’teki Losada yayınevinde milyonuncu baskıyı yapmıştır. Şimdilerde bu sayı iki milyona yakındır.

Ricardo Neftali Reyes ya da Pablo Neruda, 12 Temmuz 1904’te Şili de doğdu. Babası, demir yollarında görevliydi.

1917-20 arasında ilk yazılarını, ilk şiirlerini denedi.

1923’te babasının armağan ettiği saati ve elindeki üç beş parça ev eşyasını satarak ilk şiir kitabı Crepusculario’yu (Akşam Alacası) çıkarttı. Ardından 1925 yıllarında kendini büsbütün edebiyata verdi.

Üç kitabı, “Sonsuz İnsanın Girişimi”, “Anillos” ve “Yerleşik Adam ve Umudu”nu yazdı.

1927’de, Burma’nın başkenti Rangoon’da konsolos oldu. Ünlü şiir kitabı “Yeryüzü Konutu”nu yazdı.

1928’de Kolombo’da 1930’da Batavia’da konsolos oldu.

1935’te, Madrid konsolosu oldu.

IL POSTINO- (POSTACI)

“Neruda’nın Postacısı”, Şilili yazar Antonino Skarmeta'nın ilk kez Berlin’deyken 1982 yılında tiyatro oyunu olarak yazdığı 1985 yılında da roman tarzında yeniden yayımladığı eserinin adıdır.

Tiyatro oyunuyken ve romana çevrildikten sonraki ilk özgün adı Ardiente Paciencia olan eser, daha sonra roman olarak El Cartero de Neruda olarak da yayımlandı. Roman İngilizce’de The Postman adıyla yayımlandı.

Mario basit bir postacı. Bisikletine biner alacağı üç beş kuruş için dağ tepe tırmanır. Mektupları sahiplerine ulaştırır. Bazen minik bahşişler koparır. Ancak çoğu zaman ödülü yalnız üzerinde doğup büyüdüğü muhteşem İtalyan adasının doğasını, Akdeniz’in davetkar dalgalarını, martıların şenliklerini izlemek olur.

Dikkate değer bir vasfı yoktur Mario’nun. Yakışıklı değildir, bilgili değildir, zengin değildir. Esprili yahut konuşkan hiç değildir. Yaşarken bile unutulmuş gibidir.

Bu silikliğine rağmen adanın en güzel kızına aşıktır Mario. Her birimiz gibi uzanamayacağı meyveyi ister.

Her gün kızın çalıştığı hana gider. Kıza tek bir kelime söylemeye çalışır. Ondan fazlasına da yetmez zaten yüreği.

Söylemeye değer tek kelimeyi seçer: Beatrice…

Kızın adıdır bu. Kız adama bakar. Adam başka tek laf dahi edemez. Aşk adamın dilini bağlar.

Bir gün adaya ünlü şair, devrimci bir düşünür gelir, Pablo Neruda. Sürgündedir. Devrimine destek verdikleri tarafından memleketinden sürülmüştür. Buruşturulup atılmıştır bir yana. Uğruna şiirler yazdığı ülkesi Şili onu istememektedir artık.

Neruda’nın talihsizliği Mario’nun talihi olur. Şairle dost olur.

Önceleri ondan şiir yazmak için yardım ister.

Tek derdi Beatrice’e bir şiir yazmak ve aşkını anlatmaktır.

İçinizde patlayan bir volkan varsa ve sukut etmek kaderinizse, yazmak tek çıkar yoldur.

Neruda ona kendi şiirlerinden okur, kitaplar verir. Ona dalgaların sesini dinlemeyi kuşların ne anlattığına dikkat etmeyi, denizden çıkan renkli taşlara anlamlar yüklemeyi, ay ışığında düşünmeyi öğretir. Mario arzu ettiği şiiri sonunda yazar. Muradına erer. Beatrice ile evlenir.

ŞİİR İLE RUHSAL DEĞİŞİM

Fakat artık o başka bir adamdır. Tek bir kelime söylemek için göğsündeki tüm havayı kullandığı, tek bir şiir yazmak için yığınla kitabı yuttuğu kadına değil, kendisine bulundukları adadan çok daha büyük bir dünya armağan eden, hayalleriyle sonsuza ulaşmayı öğreten Neruda’ya ve şiirine sevdalanmıştır o artık.

Şairler bizimle aynı yerde yaşasalar da eşyaya bizim gibi bakmazlar, uzun uzun dinlerler onlar evrenin sessizliğini.

Mario kendini Beatrice’e beğendirmek için çabalarken kader onu beğenmiş ve başka bir amaç için seçmiştir.

Mario Neruda’da Beatrice’de olmayan soyut güzelliği keşfetmiştir. Kelimelerin büyüsü sarmıştır Mario’nun ruhunu.

O ruhunu elbisesini bir şiirle değişmiş, şairlerin göksel krallığına bir adım atmıştır.

Artık yere inemez. Yerde var olan hiçbir yaratık da ilgisini çekmez artık. Adadaki kimseye benzemeyen bir varlık olmuştur o.

Onun tutkun olduğu şey, elde edinceye kadar yanıp tutuştuğu ama elde ettikten sonra bir manası kalmayan, yakınken bile uzak olan, ruhuna değemediği yahut ruhu bile olmayan bir kabuktur artık.

Pablo Neruda evine döndüğünde oldukça hastadır. Ama kısa bir süre sonra çok sevdiği ülkesinde büyük bir düş kırıklığı yaşar.

Dikta rejiminin askerleri şairin evini abluka altına alırlar. Ama Mario, şairin kapısını çalmayı başarır. Neruda, yıllar önce kendisine şair olmak istediğini söyleyen postacı dostunu görünce tutamaz gözyaşlarını, Beatrice ile evlenmiş, bir de oğlan babası olmuştur Mario.

Neruda hasta yatağından kalkıp pencereden denizi görmek ister ama Mario, “Serin bir rüzgar esiyor” diyerek karşı çıkar. Neruda’nın yanıtı muhteşemdir:

“Ne gizlemek istiyorsun benden? Belki de pencereyi açtığımda deniz artık orada, aşağıda olmayacak. Onu da mı götürdüler?”


***

“Elimde iki anahtar tutuyorum sanki:
Biri sevmek seni, öbürü sevmemek,
Biri mutluluk,
Mutsuzluk; bir yazgı ihtimali öbürü.

İki ihtimali var aşkımın seni severken.
Bundandır seni sevmediğim zaman da sevmek,
Bundandır seni sevdiğim zaman da sevmek.” (Neruda)

***


ÖZDENER GÜLERYÜZ

21.09.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.