BİR KAÇ CILIZ ALKIŞ VE GÜLÜMSEMELER

10 Temmuz 2019 16:48 / 197 kez okundu!

 

 

Güz geldi kışa döndü hava. Yıllardan bin dokuz yüz yetmiş üç oğlum.

Eve geldim bir akşam,

Annem postacının üniversite sonuç kağıdını getirdiğini söyledi. Benden önce zarfı açıp bakmış, umutlanmış.

Evet, umutlanması gerekecek kadar da puan almışım.

 

****

 

BİR KAÇ CILIZ ALKIŞ VE GÜLÜMSEMELER

 

Öylesine, sadece hayal işte, sabah serinliğinde güne sıcak basmadan düşünceler delice akıyor içimden.

Bir topluluğa sesleniyormuşum, bir kaç eski arkadaşımı da çağırmışım çok eski arkadaşlarımı. İlkokul ikinci sınıftaki kız arkadaşım Gülseren,

Meslek lisesinden Şükrü Duman, üniversiteden Naci Yeksan, Çetin Yüzbaşıoğlu, eşim Sıdıka Güleryüz.

Yalnız istiyorum ki Gülseren hala ikiye gitsin, büyümemiş olsun onu orada öyle göreyim.

Şükrü de mezun olup da çalışmaya başladığımızda aldığımız bir örnek pardesü ile gelmiş, hala o yaşta olsun.

Şimdi duymuyorum konuştuklarımı ama konuşuyorum. Ne garip bir yer. Karanlık mı aydınlık mı belli değil.

Gülseren oturduğu koltuktan kalkmış yan boşlukta cebinden çıkardığı tebeşir ile yere çizdiği çizgiler içinde zıplamaya başlıyor. Eskiden beri sever sekseği.

Konuşuyorum, sanki bana bir ödül mü vermişler de sonra da iki laf edeyim diye oraya çıkarmışlar galiba.

Birkaç yazar çizer, şair ve diğer misafirler. Şu arkalardaki kadın ne kadar da anneme benziyor.

Şiirler yazmışım. Tebrikler, tebrikler.

Aman Tanrım! Yaşar Aksoy mu o? ''Yürekler Selanik, Hasan Tahsin'' kitabını bir solukta okudum. Çok şey öğretti bana.

Birkaç cılız alkış ve gülümsemeler.

Şurada oturanlar da Karsav korosundan arkadaşlar mı? Ne güzel onlar da gelmiş.

Bir zil sesi var ama bu zilden çok, dan, dan(!) vuran bir şey.

Karkamış'taki ilkokulun çağrı ziline benziyor. Bir demir parçası ile vururlardı ona. Sıra ile sınıfa giderdik, 2 A sınıfına koşar, aşınmış sıralara tünerdik.

 

GÜLSEREN

 

Gülseren hala sek sek oynuyor. Yalnız bir ara çizgiye bastı. Şimdi ona bakamam. Siyah önlük mü var üzerinde? Saçına da beyaz kurdele takmış ama düşmek üzere, seslensem mi?

Yan tarafta biraz loş bir yer var orada babam, halam ve mükerrem ablam var alkışlıyorlar. Duru da onlara bakıyor.

Gülüyor Duru.

Demir, üçüncü sınıfa geçmiş bu yıl daha bir akıllanmış, yanda oturuyor.

Şiirler mi  yazmışım ben.

Birisi geliyor. Susmuşum şimdi. Bir kağıt var elinde bana verecekmiş.

O sırada Gülseren tek ayak zıplamayı bırakıp bu tarafa bakıyor. Saçındaki beyaz kurdele az ilerde yere düşmüş. Sonra eğilip onu alıyor bana doğru sallıyor. Gülümsediğinde ise bembeyaz dişleri görünüyor ilerden.

Tebrikler, tebrikler kutlarız.

Şiirler yazmışım. Hatta isim bile vermişim dosyama,

''Kiraz Çiçeği Fazla Beklemez''

Gülseren eğilip olduğu yerden tebriklerini yolluyor.

Kabul ediyorum.

Sadece büyümemiş olsun hala ikiye gitsin istiyorum.

 

BİRDEN

 

Birden bir tren görüyorum kardeşlerim, annem ben belli ki gidiyoruz buralardan.

Eşyalarımız da varmış arkada kara vagonda kedimizi de oraya koymuşuz.

Babam ciğer almış ona.

Geldiğimiz yer çok soğuk karlı bir yer.

Kedimiz trenden kaçmış ciğer kurumuş yememiş.

Artık kedimiz yok.

Gülseren zıplıyor ama o geldiğimiz yerde kalmamış mıydı?

Dur karıştırmayalım.

İki laf etmem için çağrılmışım.

Alkışlar, alkışlar, tebrikler.

 

KARSAV

 

Karsav korosu şimdi sahneye çıkıp Hicazkardan dem vuracakmış.

E güzel.

Ama Turhan Pınar Hoca ortada yok.

İlla ki beyaz ceketini giysin.

Ön sıralarda bir koltukta Karsav Başkanı Ahmet Diker.

Karsav korosunun sazendeleri ellerinde sazları, Udi Cemalettin bey,

Kemancı Hülya Şimşek, Udi Attila Güler, Ritmci Turgay Dizdaroğlu, notasız, duyduğunu mükemmel çalan adam, kemancı Olgun Fetil, Nesrin Börühan hanım.

Hicazkarda donanım, koma bemol si, bakiyye bemollü mi ve la, bakiyye bemollü fa diyezden, bembeyaz ceketiyle ayakta olan, Turhan Hoca'nın işaretiyle, oturdukları yerden bir anda şarkıya girip herkesi kendilerine baktırıyorlar.

Sazendeler ve tüm koristler döktürüyor şimdi.

''Bahar geldi gül açıldı, aşka geldi bülbül şimdi.''

Az sonra da bir ara taksim Attila Güler'den, Kürdilihicazkar. Belki ikna ederseniz sözleri bana ait bir şarkıya girer, Aytül Sarıbay hanım.

''Gel son defa, ezgilerle dalgalan, ezgilerle dalgalan.

Dalgın, uzun bak yüzüme,

Dinle, sessizce yükselen feryadımı, içimden gözlerime.''

Alllkışşş... Tebrikler tebrikler.

Bunu bir de sezon başında T.C. Hüsnü Mühürcüoğlu'ndan dinlesek iyi olur.

Gülseren ritme uygun sekseğe devam ediyor hala ikide o.

Şimdi tebrikleri kabul ediyorum. Tebrikler tebrikler, hala meraktayım ne yaptım ben? Buraya neden geldim? Şiir mi?

 

 AFYON KARAHİSAR

 

Soğukta okula giderken ellerim çivi gibi oldu kardeşlerim de yanımda eve geri acil dönme kararı aldık.

Döndük eve, ''hava çok soğuk okula gitmeyeceğiz'' dedik. Annemiz geri kovaladı bizi;

''Çabbbuk okula!'' dedi. Kuzu kuzu, dona dona okula gittik, ellerimiz ısınana kadar ağladık.

Afyon Atatürk ilk olkulu üç A, öğretmen Akife hanım ''Arkadaşınız Karkamıştan geldi aramıza katıldı'' gibi benzer cümleler kuruyor.

Gidip bir sıraya çöküyorum gözlerim ıslak, umurumda değil.

Kardeşlerim ne yaptılar acaba?

Hala karşımda oturan insanlara sesleniyorum. Ne bitmez cümlelerim varmış.

Alkışlar alkışlar, tebrikler.

Şurada orta sıralarda oturanlar, defterleri, kalemleri olmayan çalışkan ve yönlendirile bilir, birlikte sorunsuz çalışıla bilir, ipleri çekile bilir  Hollywood Yıldızları mı? Ne güzel onlar da gelmiş.

Ben onları nasıl poh pohlıcam şimdi?

Şiirler yazmışım ben, uzun kısa şiirler.

Ağlak bazen, bazen muğlak, güleç, bazen de umutsuz.

Ödül veriyorlarmış bana.

Gülseren hala seksek oynuyor.

Başından düşmüş beyaz kurdelesi yerde.

''Kara hisar kalesi yıkılır gelir,

Kahkülü boynuna dökülür gelir, dökülür gelir.

Yayladan gel allı gelin yayladan,

Kesme ümidini kadir mevladan'' (Afyon Türküsü)

 

ŞÜKRÜ DUMAN VE BEN

 

Şükrü de, ben de mezun olmuşuz, para kazanınca siyah, bir örnek pardesülerimizi almamıza az kalmış.

Dur bir sınava girelim, omuzu parlak fabrika komutanı bizi bir sınav yapsın, ''Hiç biriniz gavur parasıyla on para etmezsiniz'' desin.

Daha demedi, ama diyecekkkk.

Şu karşı motor postasında çalışan adam kaçak sigara satıyor.

Alacağım ondan Dunhill sigaramı.

Şükrü başka iş yerinde çalışıyor.

Onunla akşamları iş çıkışında o yorgunluğun üzerine kahvehanede görüşüyoruz.

Ortak sınıf arkadaşımız Tufan Bıdık burada benimle.

Hava çok soğuk Akü şarj postasında sabah. Yağlı, boydan iş tulumları yanda Tufan Bıdık ısınmak için yerinde zıplıyor. 500. İstihkam ana tamir de geceleri Dunhill içip cebinde yassı konyak şişesi ve çukulata taşıyan kocca adamlarız boru mu?

Meslek lisesi mezunuyuz, omuzu parlak yarbay bizi sınav yapıyor.

Karşısına ayakta yirmi meslek lisesi mezununu dikmiş sıra ile soru soruyor omuzu parlak yarbay.

Hiç birimiz sorduğu garip soruları bilemiyoruz.

Kazık kadar olmuşuz zaman gelmiş atlayacağız hayatın kollarına ancak bir sorun var.

Başım ağrıyor sorgulamaktan.

Nedendir ki bu omuzu parlak yarbayın bize sorduğu sorular ile bizim okulda öğrendiğimiz bilgiler arasında en küçük bir bağ yok, yok yok.

Ama hayret, omuzu parlak yarbay hiç bir soruyu bilemememize rağmen hepimizi de işe alıyor.

''Ağbi bizi neden işe aldın ki hiç bir sorunu bilemedik'' bile diyemiyoruz.

Gülseren hala çizgiler arasında zıplıyor. Gidip yerden şu kurdelesini alıp başına bağlasam iyi olacak.

Ödül alıyormuşum ben Şiirlerimden.

Alllkışşşşş..

 

O ZAMANLAR

 

O zamanlar, uzun saç ve favori modası var.

Askeri fabrikada bunlar yasak.

Denetleyip uyarıyorlar. 

Ne demişler ''Yasaklar delinmek içindir'' ve biz çok cesuruz.

Her gün uyarı alıyoruz. Umurumuzda değil.

Omuzu parlak Yarbay gelse hikaye.

Favorileri, saçları uzatıyoruz.

Sabahları İş bankası'nın yanından askeri fabrikaya çalışanları götürmek üzere askeri ''cemse''ler geliyor.

Sabah fabrikadan on adet çıkan cemselerin en az dördü yolda arıza yapıyor.

O kadar işçiyi altı adet cemseye sıkıştırıyorlar.

İyi de oluyor, ısınıyor insanlar. Oturduğumuz yerde bir dizlerimizi, dişliler gibi karşımızdakinin diz arasına sokuyoruz. Karşımızda oturanın da dizini bizim dizlerimiz arasına alıp balık istifi en az yarım saat kırk beş dakika uyuklayarak yol alıyoruz.

O istiften ayrılıp, kopup da işimizin başına gitmek tam ölüm zamanı.

Yarı uyur yarı uyanık soğuğu yüzümüze yiyerek işimizi yapacağımız yere doğru ilerliyoruz.

Yine çok geriye gittim.

Ödülüm nerede, verin artık da gideyim.

Bak birçok arkadaşım gelmiş, bana gülümsüyorlar,

Şiirler şiirler, dokunaklı, ağlak, muğlak, uzak, garip şiirler güzel dizeler.

Alllkışşşş..

 

SABRIN SONU TUFAN DEĞİL, SELAMET

 

Bak burası çokomelli. Çok inanırım bu öz deyişe. ''Sabırla koruk helva olur'' diyen bile var. Helva yapmayacağız, buradan kaçacağız, tünel kazacağız arkadaş.

Tufan Bıdık accaip kaytarırdı. Onun tüneli kendine göreydi.

Dedi ki; ''Oğlum, ben gali üniversite gursuna gitcen, işten ayrılcen akıdeş!

Tufan gidince kendimi yalnız hissettim.

Geceleri Afyon soğuğuna çıkamadım cebimde  yassı konyak şişesi ve çukulata taşıyamadım.

Gittim geldim, cemselere bindim dizimi başka dizler arasına koydum yolda uyudum, zaman geçti kiraz çiçekleri açtı, kayısılar da oldu, karpuzlar büyüdü yattığı yerde.

Gün geldi tekrar üniversite sınavı zamanı geldi.

Gittim sınava girdim.

İçimizde garip bir umut, deli, mecburi bir olgunlaşma durumu var gibi gibi.

Alternatif akım jeneratörünü tek başına söküp, bakımını yapma ve tekrar verimli çalıştırma tecrübeleri bile edindim oğlum.

Ama koyduk aklımıza kaçacağız esir kampından.

 

GÜZ

 

Güz geldi kışa döndü hava. Yıllardan bin dokuz yüz yetmiş üç oğlum.

Eve geldim bir akşam,

Annem postacının üniversite sonuç kağıdını getirdiğini söyledi. Benden önce zarfı açıp bakmış, umutlanmış.

Evet, umutlanması gerekecek kadar da puan almışım.

Nasıl oldu bu oğlum? Nerden geldi bunca puan bir yanlışlık olmasın diye yerimde duramadım.

Fırladım, kağıdı cebime koydum ve Tufan Bıdık ile her zaman buluştuğumuz kahveye koştum.

Sonuç kağıdımı Tufan Bıdık'a gösterdim, elbette ona da gelmişti sonuç.

Tufan Bıdık benim puanı görünce gözlerini kapattı önce sonra açtı yüzü düştü.

E yine alkışşşş...

 

YARBAYA KARŞI BİR BEN, BİR ODACI

 

Tünel kazılmıştı, omuzu parlak Yarbay odacısını gönderip beni çağırmış korktum oğlum.

Odacı önde ben yağlı boydan tulumla ardından, merdivenleri çıktık.

Kapı açıldı, Omuz Parladı.

Girdik odaya Yarbay Gürledi;

''Üniversiteyi kazanmışsın''

Titredim.

''Evet'' dedim.

''Tebrik ederim'' dedi.

Bu kez sesim çıkmadı.

Dışarı çıktık.

Odacı bana küfretti.

''Allah belagı vesin! adam segi terbik edivedi'' dedi.

Uzun favorilerime güvenip yürüdüm.

Gavur parasıyla kaç parayım ben oğlum?

Diye düşünerek..

Galiba ödül almışım ben.

Gülseren hala orada zıplıyor.

Yorgun düştü zavallı.

Büyüsün artık o da.

 

Özdener GÜLERYÜZ

10.07.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2019 01:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.