Asıl Efendiler

09 Ekim 2011 23:42 / 1580 kez okundu!

 


Çocuk yaşımda evdeki siyah beyaz fotoğraflara bakmaya bayılırdım. O fotoğraflardaki yüzler bildik tanıdık ve fotoğraflarda gülümseyen mutlu yüzlerdi.

Elbette o yaşta asıl gerçeğe değil de, beni kısa süreli mutlu eden, fotoğraflardaki mutlu yüzlere odaklanırdım. Onlar benim tanıdığım bana gerçek yaşamda da gülümseyen, seven mutlu olmam için çaba sarf eden insanların yüzleriydi.

Ama bazıları vardı ki içlerinde o fotoğrafların, çocuk aklımla anlayamazdım. Fotoğrafın içindeki yerde oturan eğilmiş önündeki işle uğraştığı çok belli olan ama kısa süreliğine işine ara vermiş asık suratıyla fotoğrafın çekildiği noktaya bakan yorgun, yılgın ve başlarında beyaz başörtüleriyle bir iş yapan kadınlar görür ve mutsuz olurdum, içim burkulur ve acırdı anlamsızca.

Yaşım biraz daha büyüyüp bir şeyleri anlamaya ayırmaya başladığımda ise yine o fotoğraflara bakmaya devam ettim ama bir farkla. Elime aldığımda öncelikle içimi acıtan o fotoğraflardan başlıyordum bakmaya.

Bir gün anneanneme sordum o fotoğraflardaki insanların kimler olduğunu ve sanırım işte o zaman asıl gerçeği şimdiki kadar olmasa da çocuk aklımla biraz daha çözümledim.

O fotoğraflar anneannemin de aralarında olduğu ve çağrıldıklarında gittikleri ve yoğun olarak çalıştıkları mevsimsel bir çalışma idi.

O fotoğraf aslında çok şey anlatmakta idi ama ben o zamankinden çok daha fazla acıyı çok ama çok daha ilerde o fotoğrafları tam olarak çözümlediğimde ta içimde damarlarımda ve yüreğimde duyacaktım.

Mevsimsel çalışma diye tanımladığım iş, önceden toplanmış ve kurutulduktan sonra önlerine getirilmiş onlardan iyisini kötüsünden, çürüğünü sağlamından ayırmalarını işte o beyaz başörtülü yılgın, yorgun kadınlardan istedikleri kuru incir ayıklama işlemiydi.

Fotoğraflara iyice baktığınızda yerlerde oturtulmuş, başlarında beyaz örtüleriyle incir ayıklatılan kadınların kimler olduğuyla ilgili acı bir gerçek içinizi burkar.

Onlar bu memleketin gerçek efendileri olan Türk milletindendir.

Devlet dedikleri, onlara ancak bu kadarını layık görmüştü. Ola ola tarlalarda meyankökü söken, pamuk toplayan rençperdiler. Kocaları, erkek evlatları mı? O cepheden bu cepheye koşan orada burada telef olan askerlerdi onlar. Onların zaten neden şehit düştüklerini soran da yoktu.

Sanıyorum şimdiki aklımızla, çocukken baktığımız fotoğraflardan daha başka ve daha da büyük bir fotoğrafa bakarsak her şeyi daha güzel görebileceğiz.

Gezdikleri her yerde, halkın kafasında bir tek yönetim şekli vardı; o da İngiliz, Fransız ve Türk müttefik kuvvetlerinin, Osmanlı Devleti’nin hükümet idaresini ortaklaşa yürütmesiydi. Ülke o zamanlar çapulcu doluydu. O günlerde İzmir havalisindeki eşkiyalar her fırsatta talan yapıyorlardı.

Bir hastayı ziyarete giden zavallı Dr. Mc Craith, güpegündüz yolun ortasında durdurularak Bornova civarında dağa kaldırıldı.Ve 500 sterlin fidye vermeden serbest bırakılmadı.

O zamanlar İzmir’de Türkler genellikle tarım ve hayvancılıkla geçinirler semercilik, kemercilik, kunduracılık, takunyacılık, basit demir ve bakır işleri, sandıkçılık, çulhacılık, sepicilik, devecilik ve bunlara benzer içe dönük zanaat alanlarında sıkışmış kalmışlardı.

Dikkatle bakılırsa askerlik ve memurluk dışındaki diğer tüm para ilişkili meslekleri aşağılayan bir devlet kavramında ekonomik yaşamın aktörleri olmaktan çıkartılan son yüzyıl Osmanlı halkının bu nedenledir ki kendi özünde “efendi” olmadığı görülür.

Bu ulusa efendilik gücünü veren asıl kaynak, siyaseti yönlendiren, baskı kuran, ticareti, sanayiyi, sanatı ve bir devletin yaşamı için elzem olan her faaliyetini arka planda biçimlendiren sayıca çok az, kudret olarak sınırsız bir hakimiyet tesis etmiş olan Levantenlerdi.

Levantenlerin Osmanlı Devleti toprakları üzerindeki her alanda gerçekleşen görünmeyen nüfuzunu fark etmek kaçınılmazdır. Ve fark ettikçe Osmanlı Devleti’nin son iki asırdaki aczi ve zavallılığı daha da rahatsız edici şekilde ortaya çıkacaktır.

Bu inceleme doğru yapıldığında efendilerin üzerindeki asıl efendilerin simgesel bir aile olan Whittall’ler olmak üzere Levantenlerin olduğu görülür.

Belediye kavramının, İngiliz şirketleri ilk sırada olmak üzere Levanten ticaret şirketlerinin baskıları sonucu şekillendiği ve Osmanlı kentleri için ancak on dokuzuncu yüzyılda resmileştiği bir gerçektir. Biraz daha derinliğine bakıldığında asıl etkinin kaynağında Levantenlerin imzaları olduğu ortaya çıkar.

Levantenlerin yoğun olarak yerleştikleri İstanbul gibi, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu İzmir Başkonsolosu Dr. Karl von Scherzer’in 1873 tarihli raporunda belirttiği üzere İzmir vilayetinin ticari yaşamında Türkler yer almakta, Evliya zade Mehmet Efendi gibi İzmir’in eşrafını meydana getiren zadeler dışında, halkın hemen tamamı yokluklar içerisinde mücadele vermekteydiler. Bu durum Osmanlı hükümranlığındaki her yerde hep aynıydı.

Levantenlere ait yazılı kaynaklara ulaştığınızda Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüz yılındaki perişan halini kahrolarak görebilmektesiniz. Değil ki soy ağacı ve belge koruma geleneğine sahip olan Batılılar sayesinde bizler için son derece önemli olan önemsenmesi gereken yazılı ve görsel belgelere ulaşılmaktadır.

Osmanlı Türkiye’sinin son yüzyılında tüm yaşam hakları elinden alınmış, uygarlık yolunda ticaretten ve sanayiden adeta men edilmiş bir ulus vardır ve memleketin efendisi değil, aksine “Kullanılan Efendiler”den oluşan bir imparatorluk son devrini tamamlamaktadır.

Bu gerçekler, Osmanlı Türkiye’sinin son çeyreğinde tüm ticaret, sanayi, hatta sanat ve kültür haklarının yanında siyasetin bile sessizce Levantenlerin gözetiminde olduğunu ortaya çıkartmaktadır.

Bu gerçekler Osmanlı’nın son yüzyılı için pek öyle iftihar edilecek bir tablo değildir.

Her biri bu ülkede hemen her alanda son derece başarılı eserler meydana getirmiş, madenleri keşfetmiş, ticareti geliştirmiş, sanayide, tarımda, mimaride, deniz ticaretinde, sporda ve akla gelebilecek her alanda kalıcı eserler meydana getirmiş Levantenlere ait gerçekler bu toplumun çoğunluğunun başarılarını ortaya koysa da Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecindeki acıklı halini anlatır.

Bu gerçekler değerlendirildiğinde Türk ulusuna millet olma yüceliğini, çalışma, üretme bilincini aşılayan Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının Cumhuriyet’le birlikte nasıl bir mucize yarattıkları görülecektir.


Kaynakça: ASIL EFENDİLER LEVANTENLER (Osman Öndeş) Şen ocak yayınları - 44


Özdener GÜLERYÜZ

08.10.2011


Son Güncelleme Tarihi: 17 Ekim 2011 14:34

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.