Gençlere Saldırı

11 Aralık 2010 18:21 / 1346 kez okundu!

 


Öğrenciler, 68'liler, düşünce özgürlüğü, şiddet konuları üstüne yazmış Nurettin Akbaş... Kendi gençlik yıllarını bugünle karşılaştırmış ve demokrat tavrın pozisyonunu sorgulamış, gençliği anlamamızı kolaylaştırmaya çalışmış.

----------------------------------------------------------------------------------------

GENÇLERE SALDIRI


Televizyonun karşısına geçtikçe öfkeleniyorum. İçim içime sığmıyor. Söyleniyorum durmaksızın. Belleğim andan uzaklaşıyor, değişik anıları getiriyor gözümün önüne. Yaşamımda olup bitenleri anımsıyorum. O günlerden bu günlere yaşananlar için yapmış olduğum değerlendirmelerim kıvrılıyor yerlerinden. Öfkem artıyor. Kendimi düşünüyorum 30 yıl önceki yaşta. Kızımı, arkadaşlarımın çocuklarını... Bu gençler ülke sorunlarıyla ilgilenmiyor diye ahkâm kesen yakın arkadaşlarımı.

Başbakana karşı protestodan hapis cezası alan gençlerin haberini okumadığını, izlemediğini söyleyen arkadaşıma gençler hakkında ahkâm kesme yetkisini nereden aldığını soruyorum. Bir kez daha öfkemi katlıyorum.

Haber saatleri, haber dakikaları gençlerin eylemlerine saldırılarla başlıyor ve bitiyor. Başbakan ve hükümet yetkilileri yine zıvanadan çıktılar. Geçmişte birçok kez gördüğümüz tanık olduğumuz "gençleri yok etme" söylemi dozunu arttırmış bir şekilde sürüyor.

Başbakan, bakanlar iktidar grubunun milletvekilleri gözle görülen, kamera ile kayıt altına alınmış gerçeklere karşılık gençlere yapılanın az bile olduğunu dile getiren söylem yoğunluğunu artırmayı canla başla büyük bir zevk içinde yapıyorlar.

Hınçlarını, kinlerini, büyük zevk içinde kustuklarını gözlerinden, el hareketlerine, yüz mimiklerinden başlarını eğip kaldırmaya kadar her kamera kaydında görmek olanaklı. Tümü tehdidin huşusuna kapılıp tanrıları için farz olan ibadetlerini yerine getiriyorlar.

Bir insan, bir baba, diğer insanların, annelerin, babaların çocuklarına kendi söylemlerine karşı çıktıkları, kendilerine muhalif oldukları için nasıl böylesi sopalı, aşağılayıcı, yok edici söylemle saldırabilir?

YÖK, 12 Eylül'ün bir ürünü olarak 29 yıl önce hortladı. O günden başlayarak üniversitede, başta öğrenciler olmak üzere tüm kadroları zaman içinde iyice öğüttü. Ortaya çıkan muhalif ses, kendi içinde bölünmüşlükleri de dikkate aldığımızda bir avuç bile sayılmayacak düzeye ulaştı. Tahammülsüzlük azalan sayıya orantılı olarak azalmadı aksine arttı.

Amacın sıfır muhalefet noktasına ulaşmak olduğu görülüyor.

Üniversitede yıllarca hocalık yapmış Burhan Kuzu “beyinsiz” anlamına gelen sözleri çekinmeden kullanıyor.

Avrupa kapısının tıklatıcısı Egemen Bağış'ın sözleri bağışlanmaktan çok uzak. Başbakan hakaret etmeyi, kendine laf edenlere tüm yönleri ile saldırmayı öğrencilere karşı katmerli bir şekilde yapıyor.

Elbette iktidarın dilbaz ve kalembazları da faaliyetlerine başlıyorlar. Gazeteler, köşe yazarları yolu ile öğrencilere saldırıyı aralıksız bir şekilde yıllardır sürüyor. 1950-60-70-80-90 ve 2000’li yıllardan, öğrencilerin sırtından sopanın eksik olduğu bir yıl göstermeniz olanaksızdır. Sorun sadece sopa, dayak değil asıl sorun gençlerin tüm zamanlarda topluma oyunbozan olarak ve olumsuzlukların nedeni gibi hedef gösterilmeleri... İktidarlara muhalefet eden gençlerin düşünemeyeceğinin, toplumu insanlara yararlı uğraşları olamayacağı yargısının bir eksiksiz yinelenmesi…

Gençlik bitmez tükenmez bir suç kaynağı olarak dillendiriliyor.

Gençler yaşadıkları topraklarda şiddetten başka ne gördüler? Hangi gün söyledikleri konusunda "haklı olduklarını", "isteklerinin yerine getirileceğini" duydular? Evden, sokaktan, okuldan şiddet dışında ne öğrendiler.

Onların zihinlerinde dolaşan, gözlerinde ışıltı olan özlemlerine hangi gün şapka çıkarıldı? Bırakın şapka çıkarmayı bir tane iktidar sahibi haklı olabilirler diye kaygıya kapıldı mı?

Tanıklığım olmadı.

Herşey geç öğrenildi.

Toprakların düşünce, eylem potansiyelleri, yalakalık enerjisine dönüştürülmek üzere coplandı, sopalandı, işkence, hapis, idam, ölüm gördü.

İktidar altındaki her karış toprak, kuzeyden güneye, batıdan doğuya şiddeti alkışladı, şiddete taptı, şiddeti kutsadı. Adına sunaklar yapıp gençlerini her aşamada kurban etti.

İktidar yanlısı olmayanlar da gençlerin yanında olmayı bilemediler ve belki de istemediler. Onlardan kendi iktidarlarının gereksinimi olan damlayı alıp kendi kovanlarında bal oluşturmaya kalktılar.

Evet öfkeliyim. Gençlere yapılanlar için,

Öfkeliyim gençler için yapamadıklarımızdan dolayı...

Öfkeliyim yapmadıklarım için.

En önemlisi de yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizi uygulayacak anlayış yoksunluğumuz.

Yaşamamış ve yaşanmamış gibi yaptığımızda elimizde, olumsuzluk potansiyeli ile beslenen öfkeden başka enerji türü kalmıyor.


Nurettin Akbaş

11.12.2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.