GELECEK GEÇMİŞ OLMAYACAK

26 Mayıs 2010 00:56 / 1834 kez okundu!

 


Bir dönem geçirdik. 1973 ile başlayıp 1980 ile sonlanan. O günlere baktığımızda örgütler canlanıyor gözümüzde. Kadın, erkek, genç, işçi, memur, köylü ve daha birçok çevreden 100 binleri kapsayan örgütler.

Kendi işlevini yerine getirmek için didinip duran örgütler.
Binlerce gönüllü, insanlara ulaşmak için, onlarla bağlar kurmak için çalışıyordu.Yüzlerce militan da onlara zarar gelmesin diye gece gündüz koşuşturup duruyordu.
Çok yoğun bir süreçti. 14 yaşından 21 yaşına çok hızlı geçtik. Genciz diyorduk. Bugünden baktığımda genç olduğumuzun tartışılır olduğunu düşünüyorum.
Öğrenirken genç, uygularken gençtik. Farkında olsak da olmasak da.
Gençlikte görmediğimiz, atladığımız çok oldu.
Hep inandık. Doğrudur dedik. Çekinmeden, yüksünmeden samimi olarak koştuk, koşuşturduk. Çok kaybımız oldu. Çok.
Üzüldük. Ağladık. Hep birlikte durduk. Birlikte durmak için çok çabaladık.
Mutlu olmanın bir yolunu bulduk. Umut öylesine sarmıştı bünyemizi, kendi doğrumuzun yolculuğu yeteri kadar sihirliydi.
Unutuyor, umutlanıyorduk her olumsuzluğun sonunda.
Ne kadar eve girdik. Hangi evlerde kimlerle ne yemekler yedik. Çaylar, kahveler içtik. Söyleştik.
Ne kadar yabancıydı o evlerde yaşananlar. Ne çabuk bizden kabul ettik o yaşamları.
Hiç unutmam; bahçeden toplanan roka ve yeşil soğan eşliğinde öğle ve akşam yemeklerini yediğimiz bir evde aylarımız geçmişti.
Çok şaşırmıştım bu yemek düzenine; çabucak da alışmıştım.
Girdiğimiz her evde bir şekilde yaşama olan ilgi değişiyordu.
Umuda dönüktük. Bu umut bir şekilde akıyordu yaşamlara.
Doğurduğu soru hesabını yapmıyorduk.
Soruların zenginliğini dikkate aldığımızı anımsamıyorum.
Her yöneliş, sorularıyla birlikte var oluyor aslında yaşamda.
Çok sonra öğrendik yeni ile gelenin bu boyutunu.
Kaç alan doldurduk, gitmediğimiz fabrika önü, eline bildiri tutuşturmadığımız insan kalmadı diye anımsıyorum. Bütün sokaklarda yazılar afişler, mumlu kağıttan teksir edilmiş milyonlarca bildiri.
Onlarca tirajı olan dergi, satır satır çizilip ezberlenmeye çalışılan kitaplar. Toplu durmak için öylesine çalıştık ki “ben”i unuttuk. Kazanacağımızdan emindik, tarihen haklıydık.
Yaşamın yoğunluğu, etrafımızdaki kalabalık içinde yalnızlığımız bir yıldız kayması gibi görünüp yok oluyordu.
Bu yalnızlık birgün gerçek oldu.
Tüm ışıklar birer birer söndü.
Kendimize kaldık. İnanamadık.
İlk sorun burada başlıyor. Kendimize kaldık. İnanamadık.
Yoktular o örgütler. Bir arada durmadılar. Bir anda değil göz göre göre, beklene beklene yok oldular.
Sokaklar, fabrika önleri, okul durakları sessizleşti.
Özledik. Özledikçe direndik. Bildiğimizi uygulamaya çalıştık.
Yok olan o kadar fazlaydı ki, eksikliği azaltamadık. Bir yaşam, belki yaşam alışkanlığı kaydı gitti elimizden.
İki kutuplu dünyada tercih edilecek bir güneş bulabiliyorduk belki de.
Tek kutuplu dünyada yeni güneş yaratılabilir mi?
İkinci sorun burada.
Bugüne geldik. Otuz yıllık bir uzağa.
Bırakanlar olduysa da. Yılmayanlar, bir şekilde eskiyi canlandırmaya, eskiyi yenilemeye çalışanların sayısının da az olduğunu söylememiz doğru olmaz.
ÖDP dediğimiz örgütlenme denemesinin üzerinden de 15 yıl geçti.
Eksikliklerimizi tanımladıysak da anlatamadık. Çok güzel işler yapabileceğimiz bir örgütlenme kaydı gitti ellerimizin arasından.
Çok güzel günleri anımsasam da, yerin 7 kat altında yapılan kurtuluş grubunu Tasfiye Genel Kurulu'nu hiç unutamıyorum.Parti içinde küçük bir grubun tasfiyesi için çıkılan yolun partiyi tasfiye ettiğini kaç kişi anladı. Şu anda da onu anlamayanların olduğunu düşünüyorum. Kazanırken kaybetmek, giden hiçbir zaman tek kişi olmadı, terk etmek terk edilmeyi hak ettirdi her zaman.

O an çekip gittim. Hedefim anılarımın yoğun olduğu Kızılay oldu. İyiki de öyle yapmışım. Yanlışı terk etmek kolay olmalı?

Birinci çözüm de burada.
Yeniden öğrenmeye başlamanın noktası burada.
Yeniden öğrenmek önemli ölçüde öğrendiklerimizi yaşamımız için düzenlemektir. Unutmak değil.
İnsanlarla iletişim kurmak olanaklı. Bu iletişimin kendi koşulları olduğunu kabul etmek zorunlu.
İlk adım, her insanın doğrularının olduğunu öngörmek zorunluluğu çıkıyor karşımıza. Bizimle bile çakışan doğruları.
Demek istediğim kendi doğrularımızı kabul ettirmek için yola çıkmak nafile.
Ortak doğrularımızı bulup onun üzerinden kendi yanlışlarımızı gidermeliyiz.
Doğrular bütünü olarak yaşamamız bizi teskin etmiyor, etmeyecek. Yanlışlarımızı saptamak hedef saptamamızı kolaylaştıracağı gibi, bugünkü bunalımdan çıkmamızı sağlıyacaktır.
Bu bizim doğrularımızın az olduğunu, temellerinin sağlam olmadığını göstermez. Doğrularımızı kavramamızı zorlaştıran yanlış zenginliği elimizi ayağımızı, dilimizi, zihnimizi bağlıyor. Bu bağdan kurtulmalıyız.
İkinci çözüm; tek kutuplu olarak algılanan bugünkü dünyanın zenginliğinin azalmadığını fark etmek.
Örtüler örtülmüş; ezberlediğimiz yerlerde aradığımızı elimizle koymuş gibi bulamayabiliriz.
O zenginlik oluşmuş. Üzerine de yenilerinin konulduğuna kuşku yok.
Hareket edeceğiz, kavrayacağız, değişeceğiz.
Geçmişe ait olanları unutmayacağız, eskiyeni bırakmayı, yeni ile yıkanmayı bileceğiz.
Eşit ve adil dünya isteğimiz var ise.


Nurettin Akbaş

20.05.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
25 Mayıs 2010 16:51

nuhungemisi

Sevgili Nurettin;

Ellerine, dilinme, aklına sağlık... Ne güzel yazıyorsun... Sade, akılcı, duygulu ve bilgece... Yaşadıkların, görüp geçirdiklerin aklının ve yüreğinin adil imbiğinden süzülmüş gibi... Bizim gibilerin yüzleşmesi için adeta bir ayna tutuyorsun... Yeni kuşaklara ise derin bir deneyim barındıran çentikli bir yürek olarak seslenmişsin... Umarım ki eski yeni arkadaşlarımızın tümüne ulaşabiliriz. Siteye harika bir renk kattın. Yeni yazılarını heyecanla bekleyeceğim. Katkın için teşekkür ederim. sevgilerimle...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.