Siyasi alışkanlıklar

18 Ağustos 2012 17:17 / 2386 kez okundu!

 


Parti içi demokrasinin, ülkemizde demokratik değerlerin yerleşmesinde ve elbette demokrasi bilincinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olduğu düşüncesinden hareketle, siyasi partilerin teşkilat seçimlerinde kullanılan seçim metotları ve parti üyelerinin vazgeçilmez siyasi alışkanlıkları üzerinde bir değerlendirme yaptığınızda, parti üyelerinin özgür iradelerinin har zaman sağlıklı bir şekilde sandığa yansıyıp yansımadığı konusunda şüphe duyuyor, bazı siyasi alışkanların demokrasi adına mutlaka terkedilmesi gerektiği sonucuna varıyorsunuz.

Siyasi Partiler Kanununda, siyasi partilerin "Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde, ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan, tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar" olarak tanımlandığını; aynı yasanın 93. maddesinde ise "siyasi partilerin parti içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi, parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri, parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz." denildiğini; yine yasanın 21. maddesinde de seçimlerde gizli oy, açık tasnifin esas olduğunun belirtildiğini görüyoruz.

Parlamentoda temsil edilen bazı partilerin tüzüklerine baktığımızda ise, ilçe teşkilat seçimlerinde çarşaf ve blok liste metotları ile parti içi seçimlerin yapılmasının öngörüldüğünü, kongrelerde blok liste ile seçim yapılması kararlaştırılmış ise, blok listelerde yer alan aday isimlerinin parti üyelerince çizilebileceği ve istenirse, çizilen aday yerine bir başka adayın isminin yazılabileceğinin kurala bağlandığını görmekteyiz. Diğer seçim metodu olan çarşaf listenin ise, parti üyesi olan ve dileyen herkesin aday olabildiği, üyelerin tercihlerini adaylara göre belirleyebildiği bir seçim metodu olması itibariyle, blok listeye göre daha demokratik bir seçim modeli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak çarşaf liste ile yapılan seçimlerde de, uygulamada başkan adaylarının anahtar liste olarak adlandırılan bir başka gizli liste ile yola çıkmaları, ne yazık ki; bu seçim yönteminin amacına aykırı düşmekte ve adaylar arasında gizli bir eşitsizlik yaratmaktadır. Siyasi Partiler Kanununa da aykırı bulduğum bu eski siyasi alışkanlıktan partilerimizin daha adil, eşitlikçi ve demokratik değerler adına vazgeçebilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Asıl olan, demokrasinin tabandan tavana doğru işlerlik kazanması olduğuna göre, artık iradelerin bir biçimde ipotek altına alınmadan temsil edilmesi gerekmektedir. Böyle olduğunda toplumun her kesiminden siyasete duyulan güven artacak, ve hatta insanların politikaya girmeleri teşvik edilmiş olunacaktır.

Siyasi partilerin tüzüklerinde öngörülmüş belirli bir programları vardır; bu program çerçevesinde tüm parti üyelerinin tek bir hedefi vardır; üyesi olduğu partinin seçim başarısı için çalışmak… Bu noktadan hareketle insanların, partinin ve bağlı olarak ta ülkenin geleceğine harç koyma iradesinin önü, hiçbir biçimde kapatılmamalı, partiler benmerkezci anlayıştan kurtarılmalıdır ki halk kendi varlığının ve düşüncelerinin tüm yalınlığı ile temsil edildiğine inançla, oy versin, parti üyesi de güvenle partisine destek olsun!

Parti içi demokrasi açısından önemsenmesi gereken bir başka husus; partilerin il teşkilatını oluşturan seçim süreçlerinde, ilçe parti yöneticilerinin ve üyelerinin bir adayı ve ekibini desteklemeye yönelik aldıkları grup kararlarıdır. Çoğu zaman demokratik yöntemlere de başvurulmadan alınan bu tür grup kararlarının adaylar arasındaki eşitlik kuralına aykırılık yaratması, Siyasi Partiler Kanununda öngörülen gizli oy ilkesini ihlal etmesi, demokrasi esaslarına aykırı olarak parti üyesinin iradesine ipotek koyması ve böylece, hukuk terimiyle ifade edecek olursak, özgür iradeyi sakatlaması nedeniyle parti içi demokrasiye zarar veren ve artık vazgeçilmesi gereken siyasi alışkanlardan biri olduğu düşüncesindeyim.

Yine, parti teşkilatı seçim süreçlerinde Siyasi Partiler Yasasında gizli oy esas olmasına rağmen parti üyelerinden adaylar için destek imzaları toplandığını görüyoruz. Bu davranış da demokratik değerlerle çelişen ve etik olmayan bazı anlaşmalara yol açan ve mutlaka vazgeçilmesi gereken bir diğer siyasi alışkanlıktır. Bir adayın desteklendiğine dair parti üyelerince verilen imzalarla diğer adaylar aleyhinde güçlü aday imajı yaratılmakta ve güçlüden yana olmak psikolojisi ile hareket eden bazı parti üyelerinin seçim tercihlerini de etkilemektedir.

Partilerin il ve ilçe başkanları, yöneticileri, belediye başkanları, milletvekilleri ,genel merkez teşkilat temsilcileri, il genel meclis üyeleri bir adaydan yana açık ya da gizli destek tavırları göstermemeli, adil seçim ortamına gölge düşürecek davranışlardan kaçınmalı, aksi bir davranış mutlaka bir parti disiplin yaptırımına konu olmalıdır. İl genel meclis üyeliği, belediye meclis üyeliği gibi parti üyelerince üstlenilmiş başkaca görevler varken aynı anda parti idari görevleri için aday olunmamalıdır. Bazı partilerimizin tüzüklerinde bu kurala yer verildiğini görüyoruz. Umarız diğer partilerimiz de bu konuda tüzüklerinde gerekli değişikliği yaparlar.

Partilerde üstlenilen görevler, genel başkanlık ve belediye başkanlıkları için üç dönem ,diğer bütün görevler için iki dönemle sınırlı olmalıdır. Bu husus, siyasi partilerde biat etmek olarak nitelendirilebilecek bazı davranışların önüne geçilmesi, partilerin kurumsallığı, değişim ve yenilenme adına son derece önem taşımaktadır.

Siyasi partiler demokrasinin temel taşlarıdır; olmazsa olmazıdır. Daha çağdaş ve özgür bir toplum olabilmek adına demokratik değerlere sahip çıkmak, aile içinde, sosyal ve politik yaşamda, insan ilişkilerinin var olduğu her alanda demokrat olabilmek, demokratik değerlerin varlığı için mücadele edebilmek, insana değer vermek ve hoşgörülü olabilmek gerekir.

Bu noktada Mevlana‘nın güzel bir sözünü aktararak bitirmek istiyorum:

"Herkesin aynı şeyi düşündüğü yerde kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir."


Av. Nilay Sermi KÖKKILINÇ

18.08.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.