Cumhurbaşkanı kim olacak?

23 Haziran 2014 22:07 / 1864 kez okundu!

 

 

2014 yılı ülkemiz için üst üste sandığa gidilen bir yıl oluyor. Yerel yönetimlerden sonra bu kez gündemde cumhurbaşkanı seçimi var. Bilindiği üzere seçimin ilk turu 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak; bu turda sonuç alınamamış ise 24 Ağustos 2014 tarihindeki ikinci turda ülkemizin bir numaralı temsilcisini belirlemiş olacağız.

Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923‘den bu yana geçen 90 yıllık süreçte cumhurbaşkanlarımızın kimler olduğuna, nasıl seçildiklerine, yerel ve evrensel konjonktürle birlikte göz atacak olursak; 1938’e dek devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk‘ün 15 yıl süreyle ilk cumhurbaşkanımız olarak görev yaptığını, vefatının ardından ise en yakın silah arkadaşı olan İsmet İnönü ‘nün 1950 yılına dek ikinci cumhurbaşkanımız olduğunu görüyoruz.

1950 yılına kadar geçen süreçte, cumhuriyetin ilk anayasası olan 1924 tarihli anayasamız yapılmış, gerek yurtiçinde ve gerekse yurt dışındaki gelişmelere göre üretilen politikalarla, ülkemizde bir yandan cumhuriyet kazanımları yerleştirilmeye çalışılırken, bir yandan da demokratikleşme gayretleri içerisinde olunmuştur. 1930‘daki Serbest Fırka deneyimini saymaz isek, ülkemizde ilk kez 1946‘da çok partili yaşama geçilmiş, yine 1930’larda dünyayı sarsan ekonomik buhran ve ülke olarak ulusal çıkarlarımız doğrultusunda katılmadığımız II. Dünya Savaşı’nın etkilerinden korunma yolunda pek çok tedbirler alınmış, savaş sonrası kıta Avrupa’sında demir perde ülkeleri doğarken, giderek tüm dünyada güçlü uluslararası örgütlenmeler kendini göstermeye başlamış ve elbette hepimizin bildiği üzere büyük güçler arasında da soğuk savaş dönemi başlamıştır.

Ülkemizde yapılan 1950 genel seçimleriyle birlikte, Demokrat Parti’nin üst üste üç dönem iktidar olduğunu, bir dönem başbakanlık yapan demokrat parti kurucularından Celal Bayar’ın da TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilerek 27 Mayıs 1960‘a dek 10 yıl süreyle görev yaptığını görüyoruz. Bu dönemde, yurt dışından alınan krediler ve ünlü Marshall Planı ile ülkemize gelen sıcak para, yoklukla geçen savaş yıllarının sıkıntılarını bir nebze unutulmasını halk, bedeli uzun yıllar sonra ödenecek olan geçici bir iktisadi ferahlık yaşamaya başlıyor. Kore’ye asker gönderilmesiyle de 1952 ‘de NATO üyesi oluyoruz. Demokrat Parti iktidarı, CHP’nin mallarını hazineye devrederken, halkevlerini, köy enstitülerini kapatıyor; Ezan yeniden Arapça oluyor. Menderes başbakanlığındaki iktidarının son dönemlerine yaklaşılırken, ekonomik darboğaz kendini gösteriyor, alınan dış borçlar ödenemez hale gelirken, siyasilerin üslubu sertleşiyor, iktidar tarafında oluşturulan “vatan cephesi“ne geçenler her gece radyolarda isim isim ilan edilirken, bu süreçte halk arasında kutuplaşmalar yaratılıyor. Bu dönemin sonunda gelinen nokta 27 Mayıs 1960; ilk askeri müdahale…

1960 ve sonrasında, önce dönemin iktidarı tarafından emekliye sevk edilen emekli Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel 1966‘ya dek Cumhurbaşkanlığı görevine getirilir. Ölümü üzerine 1966-1973arasında emekli Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay ve nihayet 1973-1980 arasında ise emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Fahri Korutürk 1980’e dek cumhurbaşkanlığı makamına layık görülürler.

Bu süreçte, 1961 Anayasası cumhuriyet tarihindeki ikinci anayasamız olurken, 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile demokratik rejim iki kez kesintiye uğrar. Yaklaşık 20 yılı bulan bu dönemde Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel’i başbakan olarak siyaset sahnesinde izlerken, Avrupa‘da yaşanan ve ülkemizi de etkileyen 1968 olaylarını, 1974 Kıbrıs Barış Harekatını, iç ve dış terörü, tüm dünyada yaşanan ve ülkemizi de derinden etkileyen ekonomik buhranı hatırlarız…

1982 Anayasası; Askeri müdahale sonucu yapılan ve halk oyuna sunularak kabul edilen, pek çok maddesi değişmiş yahut kadük olmuş ise de halen yürürlükte olan cumhuriyet tarihimizin üçüncü anayasasıdır. 7.Cumhurbaşkanımız ise, askeri müdahaleyi gerçekleştiren ve 32 yıl sonra bugünlerde darbe yapmak gerekçesi ile müebbet hapis cezasına mahkum edilen dönemin genel kurmay başkanı Kenan Evren. “Yetmez Ama Evet“ olarak hatıralarımızdan silinmeyen referandumda 82 anayasasına geçici madde ile konan “darbecilerin yargılanamayacağı“ hükmü kaldırılmış ve bugünkü müebbet hapis cezası ortaya çıkmıştır. 

Zaman su gibi akarken ülkemizin siyasi tarihi, her dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerini farklı koşullarda yaşamıştır. 80’li yıllar, 24 Ocak kararları, Avrupa Birliği, siyasi yasaklı yıllar, PKK’nın ortaya çıkışı, 1987’de Ecevit, Demirel, Türkeş ve Erbakan’ın siyaset yasaklarının referandum ile kaldırılarak siyaset sahnesine geri dönüşleri derken; 90‘lı yıllar…

12 Eylül döneminde kapatılan siyasi partilerin yeniden açılması, CHP’nin yeniden açılışı, solda birlik çalışmaları, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, 24 Ocak kararları, Türk  Parasını Koruma Kanunu ile eğitim sisteminde köklü değişiklikler, imam hatip liseleri ve Avrupa Birliği üyelik müzakereleri ile 28 Şubat adlı verilen Post –Modern Darbe….1991-2000 arasındaki bu tarihi süreçteki cumhurbaşkanlarımız ise yine siyasi kimlikleri ile eski başbakanlardan Turgut Özal ve Süleyman Demirel…

2000’li yıllar; Türkiye ilk kez asker ya da siyasi kökeni olmayan bir kişiyi Çankaya’ya yolluyor. O dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’i 2007 yılına dek cumhurbaşkanı olarak görüyoruz. 3 Kasım 2002 genel seçimleri ile birlikte AKP iktidarı ile tanışan ülkemiz, Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin tamamlanmasını takiben sancılı bir süreçten genel seçim ile geçiyor ve peşinden bu kez eski Başbakan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül parlamento tarafından cumhurbaşkanlığına seçiliyor.

Halen devam etmekte olan bu siyasi süreçte ise, kanımca en çok hukuk alanında yaşanan mağduriyetler ön plana çıkıyor. Bunun yanı sıra özel yetkili mahkemeler, Ergenekon, Balyoz, KCK davaları, Şike, muhalefet belediyelerine yönelik açılan davalar, uzun gözaltılar ve tutuklamalar, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında yapılan değişiklikler, yasama-yürütme-yargı organları arasında olması gereken Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin deformasyonu, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları, ifade özgürlüğü, RTÜK’ün yayın organlarına yönelik yüksek cezaları, Gezi Parkı direnişi ve bu sırada televizyonlarda gösterilen  penguenler, TOMA, biber gazı, Roboski, youtube–twitter yasakları, alışılmışın dışında bir dış politika Kuzey Irak, Suriye, İsrail, üçgenindeki uluslararası güçlerin de önemli rol oynadığı önemli siyasi gelişmeler, one minute olayı, Mavi Marmara, türban, imam hatip liseleri, orta öğretim sistemindeki köklü değişiklikler, yandaş medya, paralel devlet, yolsuzluk iddiaları, sansür, kamu yönetiminde dini değerlerin ağırlığının hissedilmesi, başkanlık rejimi tartışmaları, güneydoğu sorununda çözüm süreci, Soma faciası  muhtemelen gelecekte bu döneme dair en çok hatırlanacak ve tartışılacak konular arasında yerini alacak…

Evet; bu yıl ülkemizin yeni cumhurbaşkanını seçmek üzere ilk kez halkoyuna başvuruyor ve iki türlü bir seçime gidiyoruz. Muhalefet partileri CHP ve MHP, yerel seçim sonuçlarını da dikkate alarak Türkiye insanının hassasiyetleri doğrultusunda öncelikle kimlik profili üzerinde uzlaştıkları bir adayı, Türk Bilim Tarihi Profesörü, diplomat ve aynı zamanda yazar olan Ekmelettin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanlığına aday gösterdiler. Başbakan’ın da bu göreve talip olma yönünde bir niyeti olduğu söylemleri doğrultusunda bilinen bir gerçek. Bunların dışında yirmi milletvekilinin imzası ile diğer partilerin başka aday göstermesinin de anılan süreci daha da ilginç bir hale getireceği kesin.

Buraya dek tarihsel bir süzgeçten geçirmek suretiyle en yalın şekilde aktarmaya çalıştığımız gibi ülkemizin 1923‘den bugüne dek, her dönemin kendine özgü koşullarında yaşanan siyasi geçmişi ve seçimleri ile yakın geleceği, kendimize, yazımızın başlığındaki “Cumhurbaşkanı kim olacak?“ sorusu yerine, aslında “Nasıl bir cumhurbaşkanı istiyorum?“ sorusunu sormamızı gerektirmektedir. Yine Cumhurbaşkanlığının, yürürlükteki yasalarca yapılan tanımı dairesinde, ülkemizde yaşayan herkesi kucaklayan bir temsil makamı mı, yoksa doğrudan halkın oyu ile geldiği için parlamentodan bağımsız yeni bir icra makamı mı oluşturacağı da, halen yaşadığımız zaman dilimi ve çocuklarımızın yaşayacağı gelecek için bir başka önemli soru olarak karşımıza çıkmaktadır.

Benim bu sorulara yanıtım; bu makamının bir temsil makamı olduğunu bilen, toplumu germeyecek, ülke sorunlarına adil ve tarafsız yaklaşacak, her kesimden insanı gönülden kucaklayacak, görevinin çizdiği sınırlariçinde kalabilecek, kaos yaratmayacak, ülkemizin dış dünyadaki prestijini sarsmayacak, medeni siyaset diline sahip, demokratik değerleri özümsemiş, insan haklarına saygılı ve cumhuriyet kazanımlarını kabul eden bir kişinin cumhurbaşkanı olması gerektiğidir.

Ne diyor ünlü Yunan filozofu Platon: “Devlet işleri içten gelen bir sevgi, edep ve kâmil akıl ile yürütülmez ise, sonu çöküş ve yok oluştur…“

 

Nilay Sermi KÖKKILINÇ

23.06.2014, Paris

 

Son Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2014 22:24

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.