Bütünşehir yasa tasarısı bizi eyalet sistemine götürür mü?

11 Kasım 2012 23:40 / 2412 kez okundu!

 


Bütünşehir yasa tasarısı olarak adlandırılan tasarı TBMM alt komisyonundan çıkarak Genel Kurul’a geldi. Tasarı bu şekliyle yasalaşırsa büyükşehirlerdeki il özel idareleri kaldırılmış olacak, 13 il büyükşehir olacak ,büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırları olacak, bu illerdeki köy ve belde belediyeleri kapanacak, köyler mahalle olacak, büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde yatırım izleme ve koordinasyon merkezleri kurulacak ve ayrıca bu değişiklikler ilk yerel seçimlerde uygulanırken, yatırım izleme ve koordinasyon merkezleri Resmi Gazete’ de yasanın yayınlanması ile birlikte hemen yürürlüğe girecek.

Basına yansıdığı kadarıyla tasarı kabul metnine baktığımızda, büyükşehirlerde kurulacak Yatırım İzleme Ve Koordinasyon Başkanlığı’nın illerde valiye, ilçelerde kaymakama bağlı olarak sevk ve idare edilecek olması, bu kurumun bir merkezi idare kurumu olacağını ancak endişe edildiği gibi belediye yatırımlarına izin veren veya onaylayan bir makam olmayacağını göstermektedir. Bununla birlikte bu yeni kurumun sadece merkezi idare kurumlarının yatırımlarıyla mı ilgili olacağı? yoksa belediyelerin de İçişleri Bakanlığı’na bağlı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na tabi yerel kamu idareleri olmaları itibariyle, kurumunun kapsamı içinde olup olmayacakları ne yazık ki; tasarı metninde yeterince açık değildir. Yine de yeni düzenlemeden anladığımız; sözü edilen kurumun sadece genel bütçe kapsamındaki merkezi idareye ait kamu kurumlarının yatırımlarını koordine edeceği , belediyeleri kapsamayacağıdır.

Peki, bunun aksini düşünecek olursak, karşımıza nasıl bir tablo çıkar? Yatırım İzleme Ve Koordinasyon Başkanlığı’nın kentlerde yatırım hizmetlerinin etkin yapılması,izlenmesi, koordinasyonu, denetimi, yatırım hizmetinin yerine getirilmediğinin tespiti halinde, hizmetin o ildeki diğer kamu kuruluşlarınca yerine getirilmesinin istenebilmesi ve bedelinin de ilgili kurumun paylarından kesilmesi, yine ilin tanıtımı, temsil, tören, ödüllendirme ve protokol hizmetlerinin yürütülmesi gibi görev ve yetkilerle donatılmış olması karşısında, muhalefet partili belediye yönetimleri açısından bu yasal düzenlemenin belediye hizmetlerini etkileyebilecek ve yeni siyasi çekişmelere yol açabilecek sonuçları olacaktır.

Belediyelerin çeşitli nedenlerle yarım kalmış veya gecikmiş yatırımlarının yatırım bedelinin de genel bütçe paylarından kesilerek kendi iradesi dışında bir başka merkezi idare kurumuna ya da Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nca tamamlatılabilecek olmasının, elbette büyük siyasi sonuçları da olacaktır. Hatta böyle bir durumda, ilin tanıtımı ve yatırımlarıyla ilgili temsil, tören ve protokol hizmetlerinin belediyelerce yapılamayacağı anlamı da çıkabilir ki; bu da yerel yönetimleri, Anayasa’da öngörülen yerinden yönetim ilkesi açısından çok tartışılır bir hale getirir!

Ülkemizde iktidar partisi dışındaki partilere mensup belediye başkanlarınca yönetilen belediyelerin kent tanıtımlarında ya da yatırımlarıyla ilgili açılış törenlerinde parti genel başkanlarının davet edilmesi ve açılışları gerçekleştirmeleri siyasi bir gelenek halini almıştır. Ancak tasarı bu şekliyle kalırsa ve belediyeler de Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nın kapsamı içinde olursa yeni yasayla bu yerleşik siyasi gelenek de son bulabilir. Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nı sevk ve idare edecek olan merkezi idare temsilcileri vali ve kaymakamların illerin tanıtım, temsil, tören ve protokol düzenlemelerine dair görev ve yetkileri, İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılacak bir yönetmelik çerçevesinde uygulanacağından protokol ve açılış törenlerinden başka, kentleri ve yatırımları tanıtan belediye yayınları bile bu kapsamda yine tartışılır hale gelebilir!

Yakın zamanda İzmir’de, İzmir’in kurtuluş günü olan 9 Eylül törenlerinde temsil ile ilgili AKP’li bir vekil ile CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı arasında protokol uyuşmazlığı yaşanmıştı. Akabinde İçişleri Bakanlığı illerdeki resmi törenlerle ilgili bir protokol genelgesi yayınlayarak vekilleri protokolde büyükşehir belediye başkanlarının sol yanına yerleştirmişti. Yine uluslararası bir organizasyon olan Expo’ya bir kez daha aday olan İzmir, adaylık sürecinde seçilmiş belediye başkanı tarafından en üst düzeyde temsili yapılamayan tek aday kenttir.

TBMM Genel Kurul’unda yapılacak görüşmelerde kentlerin yönetiminde yerinden yönetim ilkesiyle bağdaşmayacak ve demokrasi araçlarından birisi olan seçim maratonlarında, belediye hizmetlerinin halka anlatımında ve tanıtımında, iktidar partisi ile muhalefet partileri arasında eşitsizlik yaratabilecek tüm bu sonuçlar dikkate alınarak tasarı mutlaka yeniden gözden geçirilmeli, tasarı metninden açıkça anlaşılmayan konular ise sonradan çıkarılacak yönetmeliklere bırakılmamalıdır.

Yasa tasarısındaki diğer değişiklikleri de değerlendirecek olursak, beldelerin kapanacak olmasını ben de pek çok yerel yönetimci gibi yerinden yönetim ilkesiyle bağdaştıramıyorum. Beldeler kapatılmak yerine bağlı oldukları ilçelerden ve büyükşehir belediyelerinden daha çok katkı alabilecekleri bir statüye kavuşturulabilirlerdi. İzmir’de 2009 yılında da yerel seçimler öncesi kapanarak mahalleye dönüşen beldelere sorduğunuzda yeterince yerel odaklı hizmet alamamaktan yakındıklarını ve mahalleye dönüşmüş olmaktan dolayı mutlu olmadıklarını görebilirsiniz…

Büyükşehir belediyeleri, kentlerin gelişimini hızlandırdıklarından yeni düzenlemede il mülki sınırlarını kapsayacak şekilde hizmet alanının genişlemesini açık söylemek gerekirse doğru buluyorum. Bu düzenleme ile özellikle kentlerin alt yapı, ulaşım, çevre ve imar hizmetlerinde bir bütünlük ve yarar sağlanacaktır. İl özel idarelerinin kapatılacak olmasını ise, bu kurumun hizmet alanının büyükşehir belediyelerinde olacağını dikkate alarak kentlerin gelişimi açısından bir kayıp olmayacağını söyleyebiliriz. Aslına bakarsanız, il özel idarelerinin seçilmişlerin dışında merkezi idarece güçlü yetkilerle atanmış bir vali tarafından idare edilmesi bana göre yerinden yönetim ilkesi ile zaten çelişen bir durumdur!

İl özel idarelerinde il genel meclislerinin aldıkları kararlar vali tarafından meclise iade edildiğinde, yürürlüğe girememekteydi. İzmir’de 2011 yılında cemevlerinin bir kültür merkezi olarak elektrik, su ve bakım giderlerinin İl Özel İdaresi’nce karşılanması konusunda İl Genel Meclisi hukuk dahil üç ayrı komisyonda incelendikten sonra bu hizmetlerin yapılması doğrultusunda bir karar almıştı. İl Genel Meclisi’nin aldığı bu karar, sayın Vali’miz tarafından Meclis’e iade edilmiş ve uygulanamamıştı. Bundan başka, çevreci platformlarda çok karşı çıkılan maden ve taş ocaklarının da işletme ruhsatları il genel meclisinin iradesi olmadan il özel idaresince verilmekteydi. Yakın geçmişte İzmir Bornova’da yerleşik kent alanı içinde kalmış bir taş ocağının işletme ruhsatı Kültür ve Turizm Bakanı’mızın basına yansıyan müdahalesi ile İl Özel İdaresi’nce iptal edilmiştir. Yine İzmir’de Efem Çukuru’ nda bulunan altın madeni işletmesinin İl Özel İdaresi’nce verilmiş işletme ruhsatı geçmişte çevreci platformlar tarafından yargıya taşınmıştı. Burası sahip olduğu önemli su kaynağı nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin baraj yapmak istediği bir bölgeydi. Bu yetkilerin tasarıda büyükşehir belediyeleri yerine valiliklere verilmiş olması ne yazık ki uygulamada bir değişiklik yaratmamış olacaktır. Yetki büyükşehir belediyelerine verilseydi; kent hizmetlerinin planlanması ve bütünlüğü açısından kanaatimce çok daha doğru olurdu.

Yasa tasarısında amatör spor kulüplerine belediyelerce nakdi yardım yapılabileceğinin öngörüldüğünü görüyoruz. Bu konunun yönetmeliklerden çıkarılıp yasa metnine geçmesi iyi olmuştur. Belediyelerin en güzel hizmet verdikleri alanlardan biri spor ve sporcuya yapılan hizmetlerdir. Belediyeler, amatör spor kulüpleri gibi kent konseylerine de Bakanlık tarafında çıkarılan bir yönetmelikle nakdi aktarım yapabilmektedirler. Gönüllülerden oluşan kent konseylerinin daha güçlü olabilmesi ve kent yönetiminde etkin çalışabilmesi için yönetmelikle düzenlenen, bu konunun da yasa tasarısında öngörülmesi yerelde halkın yönetime katılması ilkesi açısından çok doğru olurdu.

Sonuç olarak; Bütünşehir yasa tasarısının, ülkemizin idari rejimini eyalet sistemine götürecek bir düzenleme olmadığını, ancak belde belediyelerinin kapatılmasının yerinden yönetim ilkesiyle çeliştiğini, yeni kurulacak Yatırım İzleme Ve Koordinasyon Başkanlığı’nın ise sadece merkezi idare kurumlarını kapsaması halinde, bu durumun yerel hizmetlerin merkezileşmesi anlamında bir değişiklik yaratmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bizleri yönetenlere hatırlatmamız gereken şey ise; etkin bir kent yönetiminin, insan odaklı, halkın katılımının önemsendiği, ihtiyaçların en yakın yerden, en etkin şekilde giderilmesinin öngörüldüğü, evrensel bir anlayış olan “yerinden yönetim ilkesi” olur ancak!



Nilay Sermi KÖKKILINÇ

11.11.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.