SİYASİ İSLAM VE MUHAFAZAKÂRLIK

30 Mayıs 2019 14:55 / 1235 kez okundu!

 

 

Eski bir dostla yıllar sonra karşılaşmıştık. O da sol gelenekten geliyordu ama AK Parti'ye düşman birisi de değildi. Uzunca bir aradan sonra görüşüyorduk. Gençlik dönemimizde oldukça yaratıcı birisiydi. Hoş beşten sonra konu siyasete geldi. Genellikle ılımlı gibi görünüyordu. Sohbetin bir yerinde şöyle bir cümle kurdu: “Yahu sonuçta bunlar da siyasi İslam işte, ne beklenebilir ki?” Filozofun şu sözü geldi aklıma “Maalesef bugün biz politikamızı felsefi sorgulamadan geçirmek için herhangi bir tarzdan yoksunuz.” AK Parti'ye iyi gözle bakmamak, tarzdan yoksun olmayı getirmez ama “siyasi İslam” kavramını burada kullanmak sorun. Arkadaşım bir kere İslamı bu toplumun geleneğinden çok, korkulması gereken negatif bir dünya görüşü olarak ele alıyordu. İlericilik-gericilik klişe algısı halen zihnindeki ana algıydı. Yani gömleğin daha ilk düğmesini yanlış iliklemişti ki; gömleğin doğru oturması beklenemezdi.

 

****

 

SİYASİ İSLAM VE MUHAFAZAKÂRLIK

 

 

Eski bir dostla yıllar sonra karşılaşmıştık. O da sol gelenekten geliyordu ama AK Parti'ye düşman birisi de değildi. Uzunca bir aradan sonra görüşüyorduk. Gençlik dönemimizde oldukça yaratıcı birisiydi. Hoş beşten sonra konu siyasete geldi. Genellikle ılımlı gibi görünüyordu. Sohbetin bir yerinde şöyle bir cümle kurdu: “Yahu sonuçta bunlar da siyasi İslam işte, ne beklenebilir ki?” Filozofun şu sözü geldi aklıma “Maalesef bugün biz politikamızı felsefi sorgulamadan geçirmek için herhangi bir tarzdan yoksunuz.” AK Parti'ye iyi gözle bakmamak, tarzdan yoksun olmayı getirmez ama “siyasi İslam” kavramını burada kullanmak sorun. Arkadaşım bir kere İslamı bu toplumun geleneğinden çok, korkulması gereken negatif bir dünya görüşü olarak ele alıyordu. İlericilik-gericilik klişe algısı halen zihnindeki ana algıydı. Yani gömleğin daha ilk düğmesini yanlış iliklemişti ki; gömleğin doğru oturması beklenemezdi.

Modern zamanlarda Batı, Antik Yunan’daki gibi insan karakteri ve politika arasında bir irtibat kurmaya çalışarak siyasette denge aramıştır. İnsan nasıl ki kendi hayatını bir dengeye oturtmanın önemini kavramışsa toplumun hayatını yöneten siyasetin de dengenin üzerine oturtulması gerektiği Batı’da modern zamanlarda bir kez daha kavranmıştır. Dengenin açık karakteri şudur: Her politik eylem, ya muhafaza etmeyi ya da değiştirmeyi kendine amaç edinir. Muhafaza etmek isterken, kötüye doğru gidilebilecek bir değişimi engellemek için çaba sarf ederiz. Değiştirmek isterken de geleneksel olan yerine daha iyi bir şeyi ortaya koymayı umut ederiz. Böylece bütün politik eylemlere daha iyi ya da daha kötü fikriyatı rehberlik eder ama ima edilen şey aslında sadece denge düşüncesidir. Modern çağda parlamentolar bu denge üzerine kuruldular.

Devrimci, değiştirmeci siyasetin kökeni, aklı temele alan insan istek ve tutkularının akla tabi olduğunu düşünerek, akla büyük bir üstünlük biçen, gelecekte insanlığın aklın (rasyonalizmin) çabalarıyla ilerleyerek özgür ve mutlu bir dünya kuracağını düşünen bir yapısallık taşıyordu. Oysa D. Hume’a göre bu durum tam tersine çalışmaktaydı. Aklı etkileyen şeyler ona göre “istek ve tutkulardır.” Yani değer yargılarının oluşmasında etken olan şey D. Hume’a göre akıl değil, istek ve tutkulardır. Akıl duyguları değil, daha çok duygular aklı yönlendirdiği için salt akla yönelik bir düzen kurulamazdı. Çünkü ortaya koyulan değerler aklın nötr bir çıkarımı olamazdı. Hume, düşüncesini bu nedenle rasyonalizmden tamamen ayırarak, anti-rasyonalist liberal ve muhafazakâr geleneğinin kurucusu olsa da, gelecek ilerlemeci rasyonel kurguların çağı olmak üzereydi.

Fransız devrimi bütün Avrupa’yı modern dönemin başlangıcında kana bulamasına karşın hayatın genelinde önemli bir değişim ve refah getirmeyince giderek muhafazakârlığın ana görüşleri de karşı safta güçlenmeye başladı. Muhafazakârlar ve liberaller tarihsel ilerlemeyi reddederek tarihi sonsuz sayıda kopyalar/taklitler alanı olarak betimlediler. Onlara göre ilerleyip ilerleyip sonsuza açılan bir tarihsellik yoktur. Tarihte sadece taklit, yıkım ve yapım vardır. Muhafazakâr siyaset insanlığın sonunda mükemmel bir dünya yaratacağı fikrinin varlığın yapısıyla tezat oluşturduğunu anlatmaya çalıştı. Onlara göre hakikat zihinsel bir bütünde değil yıkıntılardadır, kırık dökük parçalardadır. Bu yüzden düşünürün müdahalesi soyut teoride değil, dağınık tarihsel unsurların yorumlanmasında yatar.

Bu siyasi dengenin başlangıç yıllarında E. Burke Fransız devriminden elde ettiği gözlemlerinden yola çıkarak önemli şeyler söylemeye başladı ve muhafazakâr düşüncenin temellerini attı. O şöyle diyordu: “Niyette olmayan sonuçlar insanlığın karşılaştığı bir şeydir ki, müphem ölçekte değişimin başlatılması halinde, eşyanın karmaşıklığı ve giriftliğinden dolayı, hemen hiç şaşmaz bir şekilde, başlatanın aklında olandan çok daha fazlası devreye girer ve sonuç beklentilerden çok farklı tezahür edebilir. Bir düzeni sarsanlar onun yıkılmasıyla ilk ezilenler olur çoğu kez. Kargaşalığı çıkaran, yararını kendi görmez pek; sadece başka balıkçılar için suları bulandırmış olur. Bu saptama Fransız devriminin pratiğinde kendini açıkça göstermişti ve binlerce insan giyotine giderken onları giyotine gönderenler de giyotine gidiyordu. Ve en önemli örnek Robespierre idi. Daha sonra muhafazakârlığın modern dönemdeki ana görüşü “Takdire şayan özgürlük, adalet nosyonları ve diğer nosyonlar gökyüzünden yeryüzüne, ideolojik düzeyden politik toplum düzeyine iner inmez amansız bir mantık (insan/yapı) uyarınca kendi karşıtlarına dönüşürler” olmuştu. Muhafazakârlar bunu sosyalist ülkelerde de gözlemleyerek pekiştirmişlerdi.

Avrupa muhafazakârlığını oluşturan ana damar, geleneksel yaşamın yıkılarak meçhule doğru bir gidişatın başlayacağı korkusuydu. Aydınlanmanın pozitivist akımı (değiştirerek ilerleneceği umudundaki) siyaset alanına çullandığında direnişe geçen temel olgu, geleneğin muhafaza etme refleksiydi. Dolayısı ile denge, siyaset alanında böyle bir çekişmeyle kuruldu. Muhafazakârlık, olmakta olandı ama devrimcilik olması gerekendi ve denge bu ilerlemeci düşünce ile geleneksel normlar üzerinden kurulmaktaydı. Batı’nın geleneği de Hristiyanlıktı ve Avrupa muhafazakârlığı Hristiyanlık geleneği üzerinden kuruldu (Hristiyan Demokrat Partiler ve Sosyalist Partiler/İşçi Partileri).

Bu kodlar modernden postmoderne geçişle kılık değiştirdi. Artık büyük değişimler talep edenler marjinal kalırken her türlü değişime karşı olma gibi bir durum da marjinal kalmaya başladı. Asli çatışma bu sefer kültürel kodların içinde gizlenerek varlığını sürdürmeye devam etti. Kültürel kodlarda şu devam etti: Muhafazakâr, hayatın trajedisinin insanın yapısına ait, aşılamaz bir sorun olduğunu dini inançlarına bağlayarak tanımlarken geleneksel kurumlara bağlılığını devam ettiriyordu. Aydınlanmacı zihniyet ise bir yandan geleneksel yapıları (din, aile, evlilik, vs.) daha çok reddetmeye yönelirken diğer yandan insanlık trajedisini önemli bir sorun olarak görmüyordu. Adeta sistem gerçek anlamda düzene sokulduğunda (ya devrimle ya da demokrasi yoluyla) her şeyin düzeleceğini düşünüyordu. Oysa reel dış politika, gün geçtikçe trajedinin amansızlığının devam ettiğini ortaya koymaya devam ediyordu ve muhafazakâr partilerin vurgusu daha çok bunun üzerine olmaktaydı. Bütün ülkelerin hem iç politikada hem de dış politikada bugün de tedirginliği sürüyor.

Türkiye’ye geldiğimizde Türk solunun (buna eskiden sol olmuş şimdi artık kendini sol görmeyen ama zihin değişimini tamamlayamamışları da dahil ediyorum) siyaset algısı açısından bir tarzdan yoksun olduğunu şu yüzden söylemekteyim. Birincisi, muhafazakârların siyaset alanında önemli bir dengeyi sağladıklarının farkında değiller. İkinci olarak, Türkiye muhafazakârlığının yeni oluşmakta olduğunun farkında değiller. Çünkü DP, AP, DYP ve kısmi olarak da ANAP gerçek bir muhafazakâr parti değillerdi. Kemalist devrimci kesimler siyaset alanını domine etmişti.  Siyaset, Aydınlanmacı kesimin askeri vesayeti ile ağır baskı altındaydı. Üçüncü olarak, Batı’da muhafazakâr partiler Hristiyanlık geleneğinden doğmuşken (Hristiyan-Demokrat partiler) Türkiye’de de doğru bir muhafazakârlığın İslami gelenekten gelmesi gerektiğini bilmiyorlardı. Mesela, “İslamcı-Demokrat Parti” kurmaya kalksanız fenalık geçirecekleri kesindir. Türkiye ya da Orta Doğu’nun İslamdan başka bir geleneği yokken, İslami geleneklere dayanmayan, gerçek anlamda dengeyi sağlayacak bir muhafazakâr parti kurulamayacağını bilmemiz gerekir. Oysa devrimci kesime yüz yıllık yalnızlığında öğretilen ana görüş, hayatın bilimle din arasında sıkıştığı ve bilime yönelmemiz gerektiği üzerinde olmuştur. Ana tepkisellik de bu korkudan kaynaklanmaktadır.

Dolayısı ile bir entelektüel için siyasal İslam vurgusu yanlış bir vurgudur. Çünkü siyaset alanında dengeyi sağlayacak muhafazakâr parti doğal olarak geleneğimiz olan İslam içerisinden çıkacaktır ve siyasi İslam olumsuz bir şey değildir. Siyasal İslamın modern dönemde şeriata ya da tekrar padişahlığa dönebileceği gibi bir varsayım oldukça ham bir varsayımdır. Ama hayata kimse sözünü geçiremez. O muhafazakâr denge de birçok hata yapacaktır. Ekonomi zaten hiçbir zaman durulmayacağından krizler bitmeyecektir. Sonunda onlar da gidecektir. Ekonomik krizlerin bir de böylesi işlevleri olacaktır. Bir şekilde bu dengeler sağlanacaktır. Sonra Batı’da ne olup aşıldıysa Türkiye’de de o olacaktır. Yani iki kesim önce şiddetli çatışacak, sonra birbirine alışacak ve sonra yakınlaşarak siyaset alanı Batı’daki gibi zayıflayacaktır ve siyasi hayat da zayıflayacak ve insan başka düşmanlıklara yönelecektir. Bu gelenekten gelen girişim sonunda muhafazakâr kesimleri hızlı bir şekilde sosyal hayata çekmiş olacaktır ve postmodern gelişmeler biraz daha dizginlenmiş olacaktır. Sonra geleneğin zayıflaması gibi modern de zayıflayacaktır. Sadece gerekli olan zamandır. Tarih yazılırken beğenseniz de, korksanız da “siyasal İslam” sadece geleneğin temsili ve dengenin bir ucu olarak siyaset felsefesindeki yerini alacaktır. Her şey bir gün silikleşecek ama bitimsizliğini sürdürecek olan ise sadece trajedi olacaktır.

 

Nihat ÜSTÜN

29.05.2019

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.