ÖZGÜRLÜĞE BİR BAŞKA BAKIŞ

26 Eylül 2018 10:02 / 1439 kez okundu!

 

 

J.P.Sarter şöyle der: “İnsan özgürdür çünkü kendi değildir, kendine karşı bulunmadır. Olduğu şey olan varlık, özgür olamaz” Burada anlatılmak istenen şey bir hakikatin dillendirilmesidir. İnsan hayvanlıktan (doğa alanından) kurtulmak ister ve kendi doğasının dışında bir değerler alanı yaratmak ister. Ancak doğa alanı bu konuda aynı fikirde değildir. Bir içsel çatışma ortaya çıkar. Bu doğa alanı ve değerler alanının çatışmasıdır. İnsan kendisi için sentetik bir alan yaratarak doğa alanını aşmaya çabalar. Bu insanlaşma çabasıdır ve biraz abartarak şöyle diyebiliriz “insan ancak düşünürken insandır.”

 

****

 

ÖZGÜRLÜĞE BİR BAŞKA BAKIŞ

 

Siyaset alanının temelinde varlığın ne olup ne olmadığı yatar. Bunu kurcalarsanız tragedyaya ulaşırsınız. Bu da solun yabancı olduğu bir şeydir. Solun bu taraklarda bezi olmadığı için ham kalmaya mahkûmdur.

 

J.P.Sarter şöyle der: “İnsan özgürdür çünkü kendi değildir, kendine karşı bulunmadır. Olduğu şey olan varlık, özgür olamaz.” Burada anlatılmak istenen şey bir hakikatin dillendirilmesidir. İnsan hayvanlıktan (doğa alanından) kurtulmak ister ve kendi doğasının dışında bir değerler alanı yaratmak ister. Ancak doğa alanı bu konuda aynı fikirde değildir. Bir içsel çatışma ortaya çıkar. Bu doğa alanı ve değerler alanının çatışmasıdır. İnsan kendisi için sentetik bir alan yaratarak doğa alanını aşmaya çabalar. Bu insanlaşma çabasıdır ve biraz abartarak şöyle diyebiliriz; “insan ancak düşünürken insandır."

 

İnsanın en önemli ve hakiki özgürlük çabası kendinden özgür olma çabasıdır. Ancak özgür olmanın da o kadar değerli bir şey olmadığını Descartes den öğreniyoruz. Çünkü zorunlu olan özgürlüğümüz bizi her zaman seçim yapma mecburiyeti ile karşı karşıya bırakır dolayısı ile özgürlüğümüzle sınar. Bu durumda sorumluluk duygusunu sürekli olarak karşımıza çıkardığı için özgür irademizden yoruluruz. Yani İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü bir kere dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur. Yani özgürlüğümüz sorumluluğumuz haline dönüşür ve yorar. Dolayısı ile kendi seçimlerimizin sonunda bir şey oluruz. Ama bu olduğumuz şey hayatın içerisinde  trajediyle kesişir. Sürekli düzen bozan trajedi bu yüzden hayatı görkemli hale getirir. Sonunda doğanın muazzam gücü insanı yorar ve dağıtır gözündeki pırıltıyı da söndürür. Ve böylece hayat içerisinde ontolojinin epistemolojiden güçlü olduğunu anlarız. Bunu bize ilk defa antik Yunan tragedyaları anlatmıştır. Antik Yunan tanrılarının her biri aslında insanın doğal karakterlerinin görüntüleridir. Mesela Apollon düzenlilik ve müzik tanrısıyken Dionysos serkeşliğin, düzensizliğin tutkuların tanrısıdır. Her ikisi de insan karakterlerindendir ve olmadan hayat görkemli bir maceraya dönüşemez.

 

Diğer taraftan özgürlük meselesini Spinoza farklı bir açıdan ele alır. Yaşam ona göre zorunluluklar alanıdır. Yaşamın temelinde sebep sonuç ilişkileri vardır. Dolayısı ile olan zorunluluk gereği, bir nedene dayanır ve özgürlük diye bir şey yoktur. Spinoza’nın ahlak öğretisinin temel taşı özgürlük sorunudur. Ona göre varlık neden ve sonuç zincirinden kurtulamaz. Dolayısı ile bütün yapıp ettiklerimiz ve evrende olan her şey ön nedenlerle belirlenir ve hiçbir zaman kararlarımız kendiliğinden bir anda ortaya çıkmamıştır, öyle hissedilse bile. Sadece Tanrının kararlarının ön nedenleri olmadığı için Tanrı özgür olabilir. Bu nedenle İnsanın hiçbir zaman özgür olma (doğadan) umudu yoktur. Tutkularımız bizi çeşitli yollara iterek çaresiz kurbanlar haline getirir. Buna rağmen Spinoza’ya göre tutkulara kölelikten kendimizi kurtarabiliriz. İşte insan bu tür tutkuların taşıyıcısı olma pasifliğinden kendisini kurtarabildiği oranda eylemlerini anlama durumuna da gelir ve o ölçüde özgürleşebilir. Bir heyecanımızın nedenini tanımaya başladığımızda tutku bizi pençesinden bırakmaya başlar. Ve özgür kararlar verebiliriz ama bu verdiğimiz özgür kararların bir neden sonuç ilişkisine bağlı olmadığını göstermez ve dolayısı ile tam anlamda bir özgürlükten bahsedemeyiz. Çünkü neden sonuç ilişkileri bizi tekrar doğanın belirleyiciliğine taşır. Spinoza’ya göre sadece özgür irademizle herhangi bir doğasal nedene dayanmayan nedensiz tercihler yaptığımıza dair görüşümüz sadece hüsnükuruntumuzdur.

 

J. P. Sarter bu konuda şöyle bir örnek verir: “Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, çünkü insan kendi bilincine mahkûmdur.”

 

Nihat ÜSTÜN

26.09.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.