MODERN SİYASETİNİN TEMEL DAYANAKLARI (Muhafazakarlık ve Aydınlanma)

16 Mart 2018 09:19 / 504 kez okundu!

 

 

İnsan kendi aklının günlük sınırlarıyla çevrilidir ve ancak kendi bilinç durumunu sorgulama yetisine ulaştığında iç dinamiğinde belirli bir yol almış demektir. Bunun içinde öncelikle kendimizle uğraşmaya ihtiyacımız var. Bunun içinde sabra ve emeğe ihtiyacımız var. Çünkü özne doğal olarak kendi bilgisi ile özdeşme durumunu yaşar. Yani bilgisi kadar düşünebildiği için kendini sorgulamada sorunludur.

 

*******

 

MODERN SİYASETİNİN TEMEL DAYANAKLARI 

(Muhafazakarlık ve Aydınlanma)

 

Salt rasyonalistler, aydınlanma döneminden sonra yeni bir siyasi duruş ortaya koyarak insanın akıl ile tüm bilinmeyeni bilinir hale getirebileceğini, olmakta olanı, olması gerekene dönüştürerek toplumu düzenleyebileceğini ve bu yolla insani düzensizliklerin (hırs, tutkular, haset, açgözlülük, karmaşa, vs.) ortaya çıkardığı pratiği aşabileceğini düşünüyorlardı. Bu bakış açısıyla insanlığı aydınlatabileceğini düşünerek, kendi akıllarına göre projeler üretip çaba sarf etmişlerdir. Kıta Avrupa’sının estirdiği riskli ve devrimci rüzgâr temkinli olma perdesini bir ölçüde kaldırdı. Aydınlanmacı düşünürleri de bilimde ardı ardına ortaya çıkan buluşların zafer sarhoşluğu ile fizik yapının mekanik olgusu (yer çekimi, güneş sistemi, dünyanın dönmesi, mevsimlerin oluşması gibi.) ile sosyal hayatın karmaşık yapısının aynı mekaniklikte olacağı ve onun da mekanik prensiplerinin bulunabileceği yönünde bir düşünceye yöneldiler (sosyalist partiler, işçi partileri). Ve akla olduğundan daha büyük değerler biçtiler. Onunla her şeyi organize edebileceklerini düşündüler. Oysa akıl, insanın hırsını, hasetini, tutkularını belirleyen şey değildir. D.Hume’un dediği gibi tersine aklı etkileyen şey duygulardır (haset, tutkular vs.) ve ona göre algılarız. Algıladığımız gibi davrandığımız için de aklın projeciliği, sadece kendi dönemini görebilen kendi istek ve duygularından kaynaklanmış bir projeciliktir ve tüm insanlık sürecini (geçmiş ve geleceği) kapsamada sorunludur.  İskoç aydınlanması ise hayatın baştan aşağı yeniden projelendirilme sine karşı temkini elden bırakmadan, akla gereğinden fazla güvenmeden, tecrübeleri (gelenekleri) önemser. Avrupa muhafazakarlığı da buradan kaynaklanır. Liberalizm orta yolun siyasetidir.  

Akıl sonunda daha çok kendisi ile ilgilidir. Bu nedenle sorunlu bir akıl tarafından nesne haline getirilmiş insanın, yukarıdan aşağıya doğru yasalarla, bildirilerle zorla aydınlatılması projeciliği hiçbir zaman yeterli alan açamamıştır. Sadece Türkiye’de değil. Mısır, Suriye, Cezayir, Tunus gibi Baasçı; Rusya, D.Almanya, Bulgaristan, Çin, Arnavutluk gibi sosyalist ülkelerde benzer kara Avrupa aydınlanması hareketleriyle de başarı sağlanamamıştır. Dönüştürme, reformlarla ve halkla uzlaşarak geleneklerimizin önemli bir kısmını siyasetin içerisine alma gayretiyle yapılmaya çalışıldığında daha önemli adımlar atıldığını gözlemliyoruz. Muhafazakârlığın temel referanslarından birisi olan E.Burke şöyle der“Toplum sadece yaşayanlar değil, ölüler ve hayata henüz gelecek olanlar arasındaki ortaklıktır. Yani hal, yaşayanların mülkiyetinde değildir, kafalarına göre tasarrufta bulunamazlar. Kendilerine emanet edilen bir akardır o; ahlaki açıdan onu elinde bulunduranlar iyi durumda devretme vekâletinin sorumluluğunu da taşırlar. Bu yüzden varlığı ele almadan projeler üzerinden, retorik üzerinden siyaseti konuşmak çok içerikli olamıyor. Mesela aydınlanmayı bilmeden onun sorunlarını anlamadan, özellikle onu eleştirmeden bu günü de tam kavramakta sıkıntı çekebiliriz. Burke’un dediği gibi bizler ancak şimdiki zamanı ölçüt alabiliriz. Bununla birlikte yaşam, bizim sadece şimdiki zamanımızla ilgili değildir” Dolayısıyla şimdi yaşadıklarımız geçmişte yapılıp edilenlerle bağlantılılığını sürdürür. Gelenekler de bu açıdan değerlidir. Gelecek kaygılarımız da sadece şimdiki yaşamla ilgilidir ve gelecekle ilgili kurgularımızı ancak şimdiki zamanın penceresinden bakarak oluşturabilir, ötesini pek göremeyiz. Yani bugün siyaseten düşman olduğumuz şey geleceğin hakikatlerinden biri olabilir. Bu yüzden siyaseten var olan korkularımız ve düşmanlıklarımız aslında bilgimizin eksikliğinin bir neticesi de olmuş olabilir. İnsan kendi aklının günlük sınırlarıyla çevrilidir ve ancak kendi bilinç durumunu sorgulama yetisine ulaştığında iç dinamiğinde belirli bir yol almış demektir. Bunun için de öncelikle kendimizle uğraşmaya ihtiyacımız var. Bunun için de sabıra ve emeğe ihtiyacımız var. Çünkü özne doğal olarak kendi bilgisi ile özdeşme durumunu yaşar. Yani bilgisi kadar düşünebildiği için kendini sorgulamada sorunludur.

Burke yine şöyle der Rasyonalistler açıkça, insan tabiatını bilmeleri münasebetiyle ona uyacak ahlak kurallarını kolaylıkla bulabileceklerini iddia ediyorlardı. Rasyonalistler beşeri tabiat diye adlandırdıkları şeyin çok büyük ölçüde her bireyin dil ve düşünme ile öğrendiği moral kavramların neticesi olduğunu anlamamışlardı.”

 

Nihat ÜSTÜN

16.03.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 17 Mart 2018 10:50

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.