İTİDAL

15 Mayıs 2019 16:13 / 454 kez okundu!

 

 

Şu günlerde sahip olmamız gereken tek şey itidaldir. Bir şeyin yasalara uygun olması ile haklı olması arasında fark vardır. İstanbul seçiminden bahsediyorum. Her yasaya uygun olan aynı zamanda adaletli olmayabilir. Anlam aranılacak şey bence şudur: Seçimi AK Parti kazansaydı ve itiraz üzerine YSK seçimleri yenileseydi AK Parti’li yöneticiler bunu olgunlukla karşılayabilir miydi? İstanbul seçimlerinin iptali tabii ki hukukidir ve uyulması zorunlu bir meseledir, demokrasinin de gereğidir ama insanın bu kararı duruma göre farklı şekillerde karşılayacak olması trajiktir. Taraf olmuş insanın her olguda lehte aleyhte fark etmez aynı şekilde tavır alması hayatı güzelleştirecek bir olguyken bunun sağlanması oldukça zor gibi görünüyor.

 

****

 

İTİDAL

 

Şu günlerde sahip olmamız gereken tek şey itidaldir. Bir şeyin yasalara uygun olması ile haklı olması arasında fark vardır. İstanbul seçiminden bahsediyorum. Her yasaya uygun olan aynı zamanda adaletli olmayabilir. Anlam aranılacak şey bence şudur: Seçimi AK Parti kazansaydı ve itiraz üzerine YSK seçimleri yenileseydi AK Parti’li yöneticiler bunu olgunlukla karşılayabilir miydi? İstanbul seçimlerinin iptali tabii ki hukukidir ve uyulması zorunlu bir meseledir, demokrasinin de gereğidir ama insanın bu kararı duruma göre farklı şekillerde karşılayacak olması trajiktir. Taraf olmuş insanın her olguda lehte aleyhte fark etmez aynı şekilde tavır alması hayatı güzelleştirecek bir olguyken bunun sağlanması oldukça zor gibi görünüyor.

Macbeth’te Ross şöyle demekteydi, “İşler en kötü halini aldığında sıkıntılar ya biter ya da eski haline döner her şey.” Bu, hayatın geneli için olan şeydir. Bir insan için olan şeyle karıştırılmaması gerekir. Hayat genelde yine bildiği yolda yürür babında söylenmiştir. Ve aynen öyle olur. W. Shakespeare bir trajedi yazarı olarak konuyu gayet güzel özetlemiştir. A. Camus da şunu hatırlatır: “Acının ve adaletsizliklerin asla tam olarak saf dışı edilemeyeceği bilgisi, trajik deneyimin bir parçasıdır. Fakat bu herhangi bir durumda yapılacak bir şey olmadığı anlamına gelmez.” Elbette adaletsizliğe karşı yapılacak şeyler vardır ama bunlar düşmanlığı arttırıcı şeylerden ziyade itidalli davranmakla kısmi de olsa sağlanabilir. Tersine davranışlarda ise genellikle şiddet şiddeti getirir.

Suriye’de yıllardır katliamlar ve sefaletler devam etmektedir. Sonra ne olacaktır? Refah mı adalet mi Suriye’ye gelecektir? Hayır. Her şey yine eski haline dönecektir. Mısır’da bunca insan öldü de ne oldu? Rus devrimi kadar özgürlük talep ederek kalkışan başka hiçbir hareketlilik yoktur. Bu kapıdan geçilmiş ve milyonlarca insan bu uğurda ölmüştür de ne olmuştur? Her şey yine eski haline dönmüşken, o günkü düşmanlığın ölümden gayri bir kazancı olmamışken, bugünkü düşmanlığımızdan halen kazanç beklememizin anlamı ne? Malraux’un dediği gibi, yaşanan ölümler sadece özgürlük arayışını kadere çevirmiştir.

Batı’da bile özgürlük ve demokrasi nalıncı keseri gibidir. Hakikat maalesef sadece olağanüstü durumlarda kendi yüzünü gösterebiliyor. Olağan durum, aslında ülkelerin gerçek yüzünü göstermediği bir durumdur ve hiçbir şey ifade etmez. Batı’nın bugünkü yüzü de olağanın koşula bağlı olan maskeli yüzüdür.

İnsanlar için de bu geçerlidir; olağan durumlar insanı değerlendirmede uygun bir ölçü oluşturmaz. Koşullar değişip olağanüstü bir durum hâsıl olduğunda insanı daha iyi tanırız. Bazı Batıcı arkadaşlarım Batı’nın trajediden kısmi de olsa daha ayrık olduğunu ifade etmeye gayret gösterirler. Oysa Batı’da şimdi yapılmakta olan insanlık buyrukları “hipotetik imperatif” yani koşullu buyruklar/ödevlerdir. Koşullar değişip olağanüstü durumlar hâsıl olduğunda ya da kıtlık dönemi geldiğinde Batı insanının da yaptığı aynı şeydir ve bunu Auschwitz’te, Bosna’da gördük. Heidegger bu yüzden varlık için epistemoloji değil ontolojinin asıl olduğunu anlatır. Ona göre insanlığa zarar veren rasyonalizm, bilim ve teknolojinin müsebbibi Batı metafiziğinin mantığı ve benmerkezci düşünce biçimidir. J. Gray “Batı’nın içeride kurduğu sözde barış dışarıda hiç bitmeyen bir savaş olarak tanımlanabilir” dediğinde ne kadar haklıdır ve Batı bir numaralı silah satıcısı olduğu kadar teşvik edicisidir, tehdit edicisidir.

Kant’ın insanlık adına önerdiği kategorik imperatif (koşulsuz buyruklar) umutsuz gibidir. İnsan üzerine kafa yormamak gibidir. İnsanın yapısı egoisttir, tutkuludur ve insan bu yapısını devletine de aktarır. Asıl çalışan, ilkel gibi görünse de, bütün dünyada - hem iç hem de dış politikada - düşmanımın düşmanı dostumdur prensibidir. Bu anlayış bir insanın da tanımlayıcı anlayışıdır. Kendimize bakalım; çoğunlukla düşmanımızın düşmanını severiz. Bugün Türkiye’de bile iç politikada artık PKK ya da FETÖ ile işbirliği yapmak gelecek çıkarlar için kullanılabilecek şeylerdir. Nitekim yüzsüzce kullanılmaktadır. Dış politikada Belçika gibi bir devlet Sabancı’nın katillerini neden serbest bırakır? On binlerce insanı katletmiş PKK’ye Batı neden destek verir? Yani sana karşı tehlikeli olan ile kendisine karşı tehlikeli olan Batı için de farklı kategorilerdedir. Birisi tehlikeli, diğeri kullanılacak olandır. ABD FETÖ’yü neden iade etmemekte direnir? Bunlar Türkiye’nin dertleridir ama her ülkenin benzer dertleri vardır.

İşte bu trajik felaketle kısmi olarak başa çıkabilecek tek şey itidal erdemidir ama o da ortalama insanda yoktur. Bütün bunlara rağmen adaletsizliği kısmi olarak tadil edebilecek kişiler sadece mutedil olanlar arasından çıkacaklardır. Filozofun dediği gibi “Tadilat adalete tabidir ve ancak o da mutedil olanların yürütebileceği bir şeydir.” Oysa insan kendi mezarını kazarken ne kadar coşkuludur. Ona dikkat edin, daima coşkulu şekilde tamtam çalar. Vasat insan bir olgudan genel değere geçerek düşmanlıkları klişe sloganlar ve hamasetle körükler ve onların daima bütünsel kötü saydıkları düşmanları vardır. Makul insanın bütüncül düşmanları olmaz ve o her zaman itidale çağırır.

T. Eagleton “Kötülüğe yol açan düşmanlık, kendisini varoluşun karışık yapısından klişe dogmalar ve ucuz sloganlarla korur. Dil doğru bir şey söylemediği halde çoğu zaman söylemiş gibi yapar. İşte metafizik budur. Göz gibi dil de nesne değil öznedir aslında” dediğinde ne kadar haklıdır. İnsanlık ancak kendi kusurunu bildiğinde olumluya doğru daha büyük adımlar atabilir. Özetle kendimize soracağımız kritik soru şu olmalıdır: şimdi iyi, ama tersi bir olguda ben olanı her zaman olgunlukla karşılayabilir miyim?

 

Nihat ÜSTÜN

14.05.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2019 12:43

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.