HAYATIN GÖRKEMİ, SEÇİMLER ve BASİRET

03 Nisan 2019 15:59 / 1139 kez okundu!

 

 

Hayatın anlamı ve son 60 yılın lider analizini yaptığımda şunları söyleyebilirim: 1960’dan günümüze kadar 2 siyasi liderin ikiyüzlülüğü bu ülkeye daha büyük kötülük getirmiştir. Bunlardan birincisi Demirel, ikincisi de Kılıçdaroğlu’dur. Demirel siyasi kariyerini ekonomik alanda ortaya koyduğu ikiyüzlülüğe borçludur. 

Ancak, onların döneminde seçimler sonrasında hile yapıldığı konusunda hiçbir zaman spekülasyona başvurulup halktaki demokrasi algısı da yıpratılmamıştı. Halkın seçimlere ve dolayısıyla demokrasiye inancının köküne kibrit suyu dökme girişimini ise Kılıçdaroğlu akıl ederek insanların düşmanlığını ve tedirginliğini arttırmış, bunu sonra toplumsal bir koroya dönüştürmüştür. Bunu da önemli bir kurnazlık olarak değerlendirmiştir. Oysa bu alan oldukça tehlikeli bir alandır. Basiretli adam sorumluluk duyar ve bu alanda oyun oynamaması gerektiğini bilir. Çünkü demokrasi alanında umutsuzluk düşmanlıkların ve iç savaşların ana nedenidir.

 

 

****

 

HAYATIN GÖRKEMİ, SEÇİMLER ve BASİRET

 

Hayata kimse sözünü geçiremiyor. Belki hayatın görkemi de ona söz geçirilemiyor oluşundandır. O daima oyun bozarak yeni sorunları karşımıza çıkarıyor ve hayatı başı sonu flu bir trajediye çevirerek anlamlandırıyor.

Mızrap, telli saza dokunmaya yarayan basit küçük bir alettir ama sesi de o basit alet ortaya çıkarır. Istırap da mızrap kökünden türetilmiştir. Bu kelime türetilirken mızrabın telli saza dokunuşu hayatın insana dokunuşuna benzetilerek ıstırap kelimesi oluşturulmuştur. Istırap, hayatın insanlara dokunuşlarıdır.

AK Parti macerası da bir yerde bitecek ya da kesintiye uğrayacaktır. Bugün olmazsa yarın. O da sözünü hayata geçiremeyecektir. Ancak, derin bir iz bırakması kesindir. İleride yerine gelenler de hayata söz geçiremeyip gideceklerdir.

Hayatın anlamı ve son 60 yılın lider analizini yaptığımda şunları söyleyebilirim: 1960’dan günümüze kadar 2 siyasi liderin ikiyüzlülüğü bu ülkeye daha büyük kötülük getirmiştir. Bunlardan birincisi Demirel, ikincisi de Kılıçdaroğlu’dur. Demirel siyasi kariyerini ekonomik alanda ortaya koyduğu ikiyüzlülüğe borçludur. Seçimlerde ekonomik vaatlerle insanların egolarına seslenerek 50 yıllık kendi kariyerini sağlamlaştırmış ve en önemli konularda (ekonomik reformlar ve Kürt meselesi, ordunun siyaset üzerindeki vesayeti, vs.) asla risk almamış, olmakta olanın dümen suyunda kariyerini sürdürmeyi yeğlemiştir. İnsani çıkarlara seslenirken onlara 38 yaşında emekliliği vaat etmiştir. Diğer yandan, köylünün üretimini dünya piyasa koşullarının 3 katı değerle devlete satın aldırarak işi abartmış ve kamu maliyesini berbat etmiştir (Ecevit de onunla başa çıkmak için ekonomik alanda benzer şeyler yaptığı gibi her geldiğinde büyük boyutta aflar çıkararak oy umut etmiş, büyük bir adaletsizliğe neden olmuştur).

Ancak, onların döneminde seçimler sonrasında hile yapıldığı konusunda hiçbir zaman spekülasyona başvurulup halktaki demokrasi algısı da yıpratılmamıştı. Halkın seçimlere ve dolayısıyla demokrasiye inancının köküne kibrit suyu dökme girişimini ise Kılıçdaroğlu akıl ederek insanların düşmanlığını ve tedirginliğini arttırmış, bunu sonra toplumsal bir koroya dönüştürmüştür. Bunu da önemli bir kurnazlık olarak değerlendirmiştir. Oysa bu alan oldukça tehlikeli bir alandır. Basiretli adam sorumluluk duyar ve bu alanda oyun oynamaması gerektiğini bilir. Çünkü demokrasi alanında umutsuzluk düşmanlıkların ve iç savaşların ana nedenidir.

Bu mahalli seçimlerde AB’den gönderilen seçim temsilcileri uzun incelemelerden sonra Türkiye’deki katılım oranlarını ve seçim sistemini çok etkileyici bulduklarını açıkladılar. Bu, gerçekten Türkiye’nin en iyi becerdiği işlerden birisidir. Ama bu bir süredir farklı şekilde tanımlanmaya çalışılıyordu. Hatta Muharrem İnce dürüstçe “AKP seçimleri kazandı” açıklaması yapınca Kılıçdaroğlu bunu hiç hoş karşılamamış ve bu duygusunu CHP tabanına bir şekilde geçirmiş ve Muharrem İnce’nin silinmesini sağlamıştır. CHP’li sıradan bir yönetici İnce’nin açıklamasını, ahlakı umursamayarak, artık acemilik olarak değerlendirmektedir. Bu aynı zamanda insan karakterindeki karanlık yanların yansımasıdır. Aslında Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinden CHP’nin kişiliğine bir sıçrama olmuştur. Oysa Ecevit, Demirel, Baykal kaybettiğinde gayet basiretli davranarak bu yollara tevessül etmemişlerdi. Kılıçdaroğlu’nun bu yalana yönelmesindeki güvendiği ana unsur insanın basiretsizliğidir. O bir yanıyla bu yalana başvururken diğer yandan neden birbirimize düşman oluyoruz, neden doğrunun yanında olamıyoruz söylemi ile ikiyüzlülüğün zirvesine de ulaşmış olmaktaydı.   

Tabii, teröre karşı takınılan tavır da önemlidir. Bu da insanın karanlık yüzü ile ilgilidir. Milliyetçi gibi görünen insanlar/partiler teröristlere diğerlerinden daha gür sesle lanet okurlar. Cenaze törenlerindeki sloganlardan ve tepkilerden muazzam bir hassasiyet oluştu sanırsınız ama gerçek göründüğü gibi değildir. Hakiki ıstırap sadece ailesine aittir. Gerçekte ise gösterileri yapan kişi ya da partiler, terör örgütünün partisi siyasi düşmanınızın/rakibinizin daha büyük düşmanı olduğunda ondan yararlanmayı bir kurnazlık olarak değerlendirmeye başlar çünkü onlardaki ıstırap hakiki değildir. Dünyada devletlerin teröre bakışı da aynıdır. Bu, çıkar umudunun teröristle sessiz dansıdır. Kısa vadede bu iş de görebilir. Bu yerel seçimlerde de gördük ki birçok büyük şehirde teröre destek veren partiye hiç ses çıkarmayarak onların oyunu alan Millet İttifakı bu hamlesiyle muradına ulaşmış ve büyük şehirlerin bir kısmında belediyeleri almıştır. Örnek, İstanbul, Ankara, Mersin, Adana ve Antalya’dır. Sadece HDP’ye karşı sert bir duruş sergilenmesi dolayısıyla onlar bu şehirlerde aday çıkarsaydı buraların tamamına yakınını diğer kesimin kazanacağı açıktır. İttifak yapılması doğaldır ama şu anda teröristleri desteklemekten vazgeçmemiş, olanları açık eleştirmemiş bir partiyle gizli ittifak yapmak sorunludur. Düşmanımın düşmanı dostumdur politikası ideal bir politika olamaz ama Machiavelli'nin bahsettiği reel politikayla ilgili olabilir.

Buna rağmen oy oranları 2014’ün aşağı yukarı aynısıdır. Bu kesimler Türkiye’de oy oranını bir puan dahi arttıramamış, hatta biraz düşürmüştür. 2014 yerel seçimlerinde CHP % 27 oy almışken, bu seçimlerde İP, HDP ve SP desteği ile anca % 30 oy alabilmiştir. HDP’nin bu büyük şehirlerde ortalama % 10 oyunun tamamının CHP’ye gittiği görülüyor. Dolayısı ile terörle irtibatlı partinin söylediği “biz seçtirdik” sözü doğru bir sözdür. HDP 2014’te büyük şehirlerde aday çıkarmayıp oyların CHP’ye verilmesini isteseydi o zaman da CHP bu illerde belediyeleri alacaktı. Değişen ne oldu? Onlar şöyle tuhaf bir argümana sığınmaktadırlar: AKP de HDP ile barış sürecini başlatıp irtibata geçmedi mi? Doğaldır ki terörü bitirmek için adım atılmak zorundaydı. Görüşme denenmeliydi. Bu yüzden, İRA/İngiltere ilişkisinde ne yapılmışsa, deneyimden faydalanılarak o yapılıyordu. Ama o dönem bunu ihanetle suçlayan CHP, tırnağının ucunu dahi taşın altına sokmadığı gibi belki milliyetçi kesimden oy devşiririm kurnazlığı ile barış umuduna kibrit suyu dökmeye çalışmaktaydı. O gün gerçek anlamda barış için HDP ile görüşmek bedel ödemekti. Çünkü seçimleri kaybettirebilecek bir unsurdu ve buna rağmen görüşmeler yapılıyordu. Bu dönemde ise Kızılay’daki, Dolmabahçe’deki ve Genelkurmay yakınlardaki bomba patlatmaları yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuştur ve bugün hendek savaşlarıyla başlatılan bir süreç devam ederken, halen silahsızlanmayan PKK’nin siyasi kolu ile irtibatlı şekilde seçimlere girilmektedir. Bunlar birbirinden çok farklı şeylerdir. Bugün HDP ile irtibat kurmak açıkça bazı büyük illerde seçim kazandırmış bir şey olmuşken o gün bedel ödettiren bir şeydi. Bir ünlü filozof ahlakı bedel ödemek olarak tarif etmiştir. Şimdi bedel ödemeden, bir kurnazlıkla seçimlerde görüntüsel bir başarı elde edebilirsiniz ama onun bedeli bir şekilde ödenecektir.

E. Burke’un dediği gibi; “Bizler ancak şimdiki zamanı ölçüt alabiliriz. Bununla birlikte yaşam, bizim sadece şimdiki zamanımızla ilgili değildir. Şimdi yaşadıklarımız geçmişte yapılıp edilenlerle bağlantılarını sürdürür.” Akıl, insanın tedirgin olmadan yaşamasını sağlayamaz. Tersine, akıl, insan için bazen tehlikeli bir şey de olabilir. Unutmayalım ki, faşizme ve komünizme gidişe neden olan da cehalet değil, akıldır. Esas olan Spinoza’nın da vurgu yaptığı gibi basirettir. Sanıyorum ki, dermanımız derdimizin içerisindedir. Yani basiretsizliğimizdedir.

Keşke CHP teröristlerle irtibatlı partinin desteğine muhtaç olmadan, sadece basiretli davranarak gücünü arttırıp iktidara alternatif olabilse. Şimdi gördüğümüz sadece CHP’nin basiretsizliği ve kurnazlıkla siyaset alanında yol kat edebileceğine duyduğu inançtır. Ama hayata kimse söz geçiremez ve murat ettiğiniz şey yerine farklı şeyler olur.

 

Nihat ÜSTÜN

03.04.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2019 11:46

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.