DEVLET, POLİTİKA VE MACHİAVELLİ

28 Aralık 2018 07:49 / 265 kez okundu!

 

 

Onun temel fikirlerini anlamadan adeta küfür olarak söz edilen Machiavelli, politika öğretisinin özünü değil usulünü de değiştiren modernin önünü açan aydınlanmanın ilk filozoflarından birisidir. Onun ortaya koyduğu en önemli fikir, politik realizm ile politik idealizmi köklü bir şekilde birbirinden ayırmasıdır. Bu yüzden döneminde Roma’nın bir yanda senato, öbür yanda devlet yönetimi ve askeri güç olan düzenini örnek almaya çabalamıştır ve insanların ortak bir alanda (vatanda) güvende yaşayabilmeleri için erdemden çok, akılcı ve güçlü devlet yapısının olması gerektiğini savunmuştur.

 

****

 

DEVLET, POLİTİKA VE MACHİAVELLİ

 

Onun temel fikirlerini anlamadan adeta küfür olarak söz edilen Machiavelli, politika öğretisinin özünü değil usulünü de değiştiren modernin önünü açan aydınlanmanın ilk filozoflarından birisidir. Onun ortaya koyduğu en önemli fikir, politik realizm ile politik idealizmi köklü bir şekilde birbirinden ayırmasıdır. Bu yüzden döneminde Roma’nın bir yanda senato, öbür yanda devlet yönetimi ve askeri güç olan düzenini örnek almaya çabalamıştır ve insanların ortak bir alanda (vatanda) güvende yaşayabilmeleri için erdemden çok, akılcı ve güçlü devlet yapısının olması gerektiğini savunmuştur.

O, yaşadığı dönemde etkin olmaya çalışan Hristiyanlığın ideal ama soyut olan ahlaki politika talebine karşı fikirler geliştirmiş ve hedefe Hristiyanlığı koymuştur. O çoğunluğun (halkın) önemini de o günden kavramış ve buna göre akılcı devlet politikaları geliştirmiş ve ulus devletlerin de temelini atmıştır. İnsanlar eğer bir arada güvenli şekilde yaşamak istiyorlarsa, ona göre, vatanları ile ruhlarını (din) kurtarma ayrımında kaldıklarında vatanlarını tercih etmeliydiler. Bu fikre inananlara “soğuk Hristiyanlar” diyordu. O, Hristiyanlığı temel rakip olarak almasına karşın İsa’yı örnek kişi olarak değerlendiriyordu. Çünkü İsa, estetik propagandası ile Hristiyanlığı evrensel bir din haline getirebilmişti. Bu durumda devletler İsa’nın kullandığı rasyonel propaganda üzerinde durmalıydılar. Yani o bir yanıyla Hristiyanlığın ideal ahlakçılığına karşı büyük bir mücadele başlatmışken (ki bu modernin doğuşunu da ortaya çıkarmıştır) diğer yandan ona göre devletler Hristiyanların yaptığı gibi propagandayı etkin bir silah olarak kullanmalıdırlar.

Batı’nın bugünkü köklerinde Antik Yunan felsefesi ve Roma hukuku olduğunu biliyoruz, ancak, Machiavelli’nin önemli etkisini pek bilmiyoruz. “Makyavelizm” diyerek onu ahlaksızlıkla eşitliyoruz. Oysa Machiavelli ahlaksızlığı önermez, ahlakı akılcı ve yararlı olan somut bir şeylere dayamak ister.

Machiavelli’nin ahlak felsefesinin temeli idealden vazgeçerek vasata yönelmektir. Konuyu açarsak, ona göre Hristiyanlığın empoze etmeye çalıştığı ideal ahlak, ideal rejim diye bir şeyi insan oluşturamaz. Dolayısı ile insanları buna zorlamadan, böyle yüksek ideallerle donanmış bir hedeften vazgeçelim. Böyle yüksek erdemli hedefler yerine insanlık kendisine yapabileceği hedefler koymalı ve şansa bağlılığı azaltmalıdır. Ona göre insanlığın perişan hali, Hristiyanlık nedeni ile ortaya koyulan kriterlerin fazla yüksek olması neticesinde niyetlenilenden çok daha kötü sonuçlar doğmasındandır. Çünkü insan bu idealler karşısında umutsuzluğa düşerek ahlaktan ve erdemden bütünüyle vazgeçme yolunu seçmektedir. Dolayısı ile devletler sosyal eylem hedeflerini geri çekerek insanın yapabileceği seviyeyi baz almalıdırlar. O, “merhamet yerine hesaplılığı ve faydacılığı koyalım” der ama erdemi kaldırıp çöpe atmaz. O, insanın doğası gereği erdeme değil ikiyüzlülüğe eğilimli olduğunu anlatır. İnsanın daha iyi bir düzen oluşturmasını birinci hedef olarak ele aldıktan sonra insanın erdeme eğitilmesi gerektiğini anlatmaya çalışır.

Ona göre insanın en önemli özelliği tutkudur. Bundan yararlanılabilir. Tutku ona göre insanda şan-şeref arzusunu tetiklemektedir. Ona göre insanlar kötüdürler ama iyi olmaya mecbur edilebilirler ve edilmelidirler ama bu zorla değil temel aldıkları çıkarları ve tutkuları ile mecbur edilmelidirler. İşte bu nokta onun liberalizm ve demokrasi ile özdeşliğini ortaya çıkaran noktalarıdır.

Machiavelli şöyle bir soru sorar: “Adalet istiyor musunuz? İstiyorsanız ben size adalete daha kolay olarak nasıl ulaşacağınızı göstereceğim. Adalete rahiplerin vaazları ve din kitaplarının nasihatleri ile varamazsınız. Ahlakın mümkün olduğu bağlam, ahlaksızlık tarafından yaratılır ve adalet de temelde adaletsizliğe dayanır.” ve devam eder: “Adaleti sağlamak için adaletsizliği ele almak zorundayız. Üzerinde duracağımız kavram adaletsizliktir. İşte insanlık, adaletsizliği kazançsız hale getirdiğinde, adaletli olmayı da kazançlı hale getirdiğinizde, şan peşinde koşan insan, kazanç ile şan şeref arasında irtibat kurarak yarar peşinde koşacaktır ve adalet daha çatışmasız bir biçimde sağlanacaktır.” Dolayısı ile “fayda” kavramını kurulacak devlet rejiminin temel meselesi haline getirir.

Ona göre Roma’nın içgüdüsel olarak başardığı şeyi modern dönemde (aydınlanmada) devletler düşünüp taşınıp başarabilirlerdi. O artık temel meseleyi yarar üzerine oturtarak bir kapıyı kapatıp diğer bir kapıyı aralamıştır. O aralıkta modern devletler ve liberalizm de görünmekteydi.

Machiavelli’nin adalet ve erdemle ilgili bu biraz dik olan görüşünü İskoç düşünür Hobbes biraz yumuşatarak işlemiştir. Hobbes’a göre asıl mesele, insanın şan ve şeref peşinde koşmasından daha önemli bir şey vardır. O da güç istemidir ve güvenlik istemidir. Bu görüşü biraz daha yumuşatan filozof da liberalizmin kurucu babası olarak tanımlanan J. Locke’tur. J. Locke, Hobbes’dan farklı olarak insanın güvenliği için en fazla ihtiyaç duyduğu şeyin mülkiyet olduğu konusunu işleyerek bir adım daha atmıştır. Ona göre insan kendisinin güvenliğini sağlamak için mülkiyet ve kazanç arzusu duyar ve buradan şan ve şeref elde etmeye çalışabilir. İşte bu arzu düzenlenerek adalet sağlanabilir ve insan daha çok çalışmaya ve risk almaya yönelir. Machiavelli’yi en iyi anlayan düşünür Montesquieu ve J. Locke olmuştur. J. Locke liberalizmin temellerini atarken Montesquieu devletin daha faydalı çalışması için çaba harcamış ve güçler ayrılığının temellerini atmıştır.

Sonuçta Machiavelli’ye göre adalet ve erdem konularında insana ancak başarabileceği kadar yük bindirilmelidir. Diğer yandan adaletsizliğin ve erdemsizliğin yararsızlığı konusunda insan ikna edilmelidir. Bu, toplumsal sözleşme açısından önem taşır ve önemli bir fikirdir. Liberal düşüncelerle ortak yanları vardır.

Liberal kuramcı Hayek’in “Liberalizm toplumda insanların diğer insanlar tarafından zorlanmasının mümkün olduğunca azaltıldığı bir insani vasattır” sözü aklıma geldi. Bu düşüncede de Machiavelli gibi insani vasatlıktan söz edilmektedir.

Bu gün batı dünyasının devlet yapılanmaları ve dış politikaları “fayda” zeminine oturtulmaktadır. Bunu daha iyi anlamak için insanlık düşünce tarihinin bilinmesinin ve ideal yerine insanlık için Machiavelli’nin önerdiği vasatlığın da ne kadar önemli olduğunu düşünebiliriz.

 

Nihat ÜSTÜN

27.12.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2018 18:08

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.