DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜKLER MESELESİ VE DİN

23 Aralık 2020 16:34 / 1551 kez okundu!

 

 

"Mesele benim açımdan demokrasi ve özgürlükler meselesini de dini bir bakış açısından özerkleştirmek. Eski arkadaşlarımızın bir kısmı sadece tarikat değiştirdiler... Oysa hakikat bu dünyada kurtuluşun olmadığıdır. Sadece biraz daha iyisi için uğraş verilebilir. Biz dinden ayrıldık. Onlar tarikat değiştirdiler." 

 

****

 

DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜKLER MESELESİ VE DİN

 

Eski arkadaşlarımıza bakınca demokrasi ve özgürlükler meselesinde gördüğümüz şey, aydınlanmacı bakış açısından kurtulmanın hiç de kolay olmadığıdır. Dün sosyalizme din gibi sarılanların bu gün tuhaf şekilde demokrasiyi din haline getirdiğini görüyoruz. Bunun temelinde hayatla ilgili olarak hep kurtuluş teorileri yatıyor.  Yani dinsel bakış açısının bu seküler kesimde daha yoğun yaşandığını görüyoruz. Oysa filozofun dediği gibi; korku, acı ve ölüm, iyilikle dolu dünyadaki tesadüfi arızalar değildir, doğanın özüne aittir. Bunun demokrasiyle giderileceğini düşünmek ile sosyalizmle giderilecek olmasını düşünmek akraba anlayışlardır ve ikisi de dine aittir. Hayatın trajedisinin hiçbir şekilde giderilemeyecegini anlayıp bununla birlikte demokrasiden daha iyi bir rejimin bulunmadığı anlayışı ise daha farklı bir bakış açısıdır.

Bu yüzden kendimizi barışa ve demokrasiye adamayı doğru bulmam.

Mesele benim açımdan demokrasi ve özgürlükler meselesini de dini bir bakış açısından özerkleştirmek. Eski arkadaşlarımızın bir kısmı sadece tarikat değiştirdiler... Oysa hakikat, bu dünyada kurtuluşun olmadığıdır. Sadece biraz daha iyisi için uğraş verilebilir. Biz dinden ayrıldık. Onlar sadece tarikat değiştirdiler. 

Biz dinden ayrıldık ama başka dine de girmedik. Dinlerin temeli hayatın trajedisini bir şekilde altetmek değil mi? Biz artık kurtuluş teorisine inanmıyoruz. Oysa Hıristiyanlık bize kurtuluş teorisi sundu. Hatta cennetle ölümsüzlük önerdi. Biz artık bunlara inanmayarak dinden ayrıldık. Bu gerçek kopuştu. Bunun siyasi yansıması önceden sosyalizme Marks'ın vadettiği cennete inanmamız olmuştu. Sonra kurtuluşu aklımızdan çıkararak  o dinden de ayrıldık. Şimdi bize demokrasiyle cennet vadediyorlar. O da yalan. Ona da inanmıyoruz. Bunlarla kurtuluş olmaz ama kötünün iyisi diyoruz. Bizler artık dinsiz olduk. Ama dine saygılı dinsizlerden olduk. Onlar ise dine saygısız dindarlardan olup tekrar bilimle ve demokrasiyle kurtuluş teorileri üretiyorlar. Ama diğer yandan hayatı, insanı, çıkarlar üzerinden yürütüyorlar. Hatta demokrasiyi kullanıyorlar da diyebilirim. Bu gün bütün batı dünyasına göre Türkiye'de diktatörlük var. Bu illüzyon değil mi? Bunu nasıl beceriyorlar? Demokrasi illüzyonuyla.

Zaten Nietzsche, Haiddeger, T.Eagleton ve Mcintayre vs. bunlara vurgu yapar. Kendi medeniyetlerini bunun üzerinden eleştirirler... Liberalizmin kurtuluş teorisi de bence din. Mesela tam bir liberal bakış açısı bu dünyayi kurtarabilir mi? Ama liberalizmin bir yanıyla olumlanması din olmaz.

İnsanın sosyal tarihi olan onbin yılda başarılamayan bir kalıcı barış bundan sonra da pek başarılacağa benzemiyor. Bu demokrasiyle giderilebilecek birşey de değil. Dolayısıyla insanlık tarihi çatışmaların tarihidir dediğimizde bu umutsuzluk içermediği gibi pozitif bir duruma da işarettir. Çünkü bilinen bu gerçek bizi umut ve umutsuzluk arasında salıncak gibi gidip gelmeye maruz bırakmaz. Oysa 'bir gün insanlık bunu mutlaka aşacaktır' diyerek kalıcı barış peşinde koşmak günümüz  açısından yaşam şevkimizi kıran, bu olamadığında bizi daha karamsar yapan bir akıl yürütme olur. Çünkü bizi karamsar yapıp içe dönmemizi getiren şeyler  genellikle yaşadığımız hayal kırıklıklarıdır. İnsanın ve karakterini yansıttığı devletlerin ne olduğunu bildiğimizde; mesela Sabancı katliamını yapanların demokrasinin beşiği addedilen bir yerin mahkemesinde salıverildiğinde ya da 100.000 kişinin ölüme neden olan PKK terör örgütüne 200.000 tır silah veren demokrasinin beşiği sayılan bir ülke dolayısıyla ya da kendi siyasi yaşamının temeline askeri darbeye karşı özgürlük mücadelesini (Politeknik direnişi) koyan Yunanistan'ın komşusundaki darbe girişiminde, darbeci askerleri koruma altına almasını ya da Bask ayrılıkçılarının barışçı girişiminden sonra kaçan partilileri yakalayıp İspanyaya teslim eden AB ülkelerinin AB dışında kalan ülkelerdeki teröristlere parlamentolarında sıkça konuşma hakkı tanımalarını ve bunun gibi her ülkenin başına  gelen benzer birçok örnekten yola çıkarak artık hayal kırıklığı yaşayıp iyimserliğimizi yitirmeyiz.

Ve hayata artık karamsar bakmaz ve hayatın böyle akacağını bilip ruh halini ona göre esnek tutabiliriz.

Deleuze şöyle diyor: "Trajedi, samimi ve dinamik neşedir."

İnsan, yapısını devletlere aktarma kabiliyetindedir ve devletler de ona göre şekil alırlar. Dinler ve ideolojilerin (ki o da bir dindir) asıl amacı ontolojiye karşı savaştır. Gerçek mücadele insanın kendinden özgür olma mücadelesidir. Sonunda dinler de ideolojiler de hep yenilirler. Çünkü insanlığın çok büyük çoğunlukla kendinden özgür olmayı başarması imkansızdır. 

Evet bence de bu insansal çatışma bir gün yok olabilir ama bu sadece insan genetiğiyle oynandığında olabilir gibi. Bu da insanın başka birşey olmasıyla ilgili olur.


Bu konuda T. Eagleton'ın bir sözü aklıma geldi:

"Tanrı'nın pek çok seküler mahlasından biri de özgürlük ya da öznelliktir." (Tanrı'nın ölümü ve Kültür,s.77.)

Bir de şunu ilave etmek isterim. Kalıcı bir barışa inanmamak bizi savaşı isteyen yapmaz. Tam tersine savaştan sakınmamızı ve tedirgin, tedbirli yaşamamızı getirir. Hayatla ilgili tedirgin olmamak zaten akıl işi değildir. Buna biraz saflık da diyebiliriz. Çünkü dünya genelde tekinsiz bir yerdir. "Korkudan azade kalabalıkların korkunçluğu..." der Spinoza.
Bu açıdan barış ve demokrasi gayet tabidir ki olumlu kavramlardır ve bunları talep etmeliyiz. Çünkü onlardan daha iyisi yok ama bunun kalıcı olmasının ne kadar güç bir şey olduğunu da biliriz.

Çünkü "Dostluk düşmanlık ister, barış çatışma gerektirir ve inanç ise şüpheciliği zorunlu kılar. Bu anlamda, yaşamlarını özgürleştirici politikalara adayanlar, yaratmayı umdukları şeyin asla en doğru imgeleri değildir.T. Eagleton 

Acı hakikat malesef bu. Düşünelim binlerce kişiyi katleden ve seçilmis siyasileri yargılayıp idam eden darbeci Sisi'yi kırmızı halıyla  karşılayanları... Sisi'nin kimlere güvenerek darbe yapabildiği böylece belli olmuyor mu? Yakın zamanda Yugoslavya'da katliamlara göz yumanlar, Karabağ'ı tanıyanlar vs. iyiliklerle dolu özgürlükçü demokratik ülkelerin tesadüfi arızaları mıdır? Buna rağmen demokrasiye olumlu bakışımız onu bir din haline getirmeden devam etmelidir. Bilinç bunu gerektiriyor.  Politika felsefesi, hem politik şeylerin doğasını hem de iyi bir politik düzeni hakiki olarak bilme girişimidir.

 

Nihat ÜSTÜN

23.12.2020

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.