DARBE VE İÇSAVAŞ ÜZERİNE

14 Mayıs 2020 16:47 / 337 kez okundu!

 


"Teröristler devletin savcısını odasında öldürüyorlar. Ve diktatörlük bayraklarını odaya asıp savcı katlinin fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşıyorlar. Kendilerini kahramanlaştırarak bunu, güya özgürlük adına, devlete/otoriteye karşı mücadele olarak nitelendiriyorlar. Bir müzik topluluğu da siyasi cinayeti yapan teröristlere övgüler düzecek ve hakime hanım da bu teröristleri övenleri övecek, bunun adına da özgürlük diyeceğiz. Böyle özgürlük olmaz"

 

****

 

DARBE VE İÇSAVAŞ ÜZERİNE 

 

T. Hobbes, 17. Yüzyılda çocukluk döneminde İngilterede yaşanan iç savaşın korkunçluğunu gördüğü için daima tedirgin bir hayat yaşadı ve ünlü "İnsan insanın kurdudur" sözünü söyledi. 

Bu açıdan insanların çok daha sağduyulu olması gerekir. Sevda Noyan'ın sözlerini mutlaka kınamalıyız ve kınıyoruz. Oldukça provakatif de buluyoruz. Ama ya CHP il bşk. C.Kaftancıoğlu’nun "Seçimle ya da başka biçimde gidecekler" sözüne ne diyelim? Canan hanım üstelik bir de partiyi temsil ediyor. CHP resmi yayın organı Halk TV spikeri Ayşenur Aslan “AKP’ye karşı silahlı ya da silahsız mücadele edilmeli" diyor. Bu ülkede hep birlikte yaşıyoruz ve artık bu gibi söylemlerden sakınmalıyız. Bu tip sözlerle oyun olmaz. İzmir’de bir hakimin “teröristi övenleri övmesi” de başka sorun. Bir de bunu özgürlük retoriğinle taçlandırdın mı her şey halledilmiş olur sanılıyor. Yani özgürlük kavramı da bir ölçüde her kapıyı açan araç haline getiriliyor. Ki bu retoriklerle sanki insanları öldürme özgürlüğü de usul usul demokrasinin içine sokulmaya çalışılıyor. Teröristler devletin savcısını odasında öldürüyorlar. Ve diktatörlük bayraklarını odaya asıp savcı katlinin fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşıyorlar. Kendilerini kahramanlaştırarak bunu, güya özgürlük adına, devlete/otoriteye karşı mücadele olarak nitelendiriyorlar. Bir müzik topluluğu da siyasi cinayeti yapan teröristlere övgüler düzecek ve hakime hanım da bu teröristleri övenleri övecek, bunun adına da özgürlük diyeceğiz. Böyle özgürlük olmaz olsun! Öldürülen halktan kişiler -mesela çocuğunuz- olduğunda da bunları alkışlayın da görelim. O zaman da özgürlüklerden bahsedin...

Eagleton, bir anlatısında “İnsan şiddetten kaçmak yerine şiddete alışır. Uyum sağlamakla ünlü homo sapiens, şiddetle birlikte yaşamayı hemen öğrenir ve çok geçmeden bundan doyum sağlar” diyor. Belki biraz da buraları tartışmamız gerekiyor...

Devlete ve otoriteye bütünüyle karşı çıkan anarşizm sıradan insanın bilincine değil içgüdülerine dayanır. Bu hakime hanımın da özgürlük (güya) bilinci malesef solun çocuksu bakışından oluşmuş :(

Bir zamanlar terörist CHE’yi de bu zihniyet, özgürlük sembolü yaparak ikonlaştırmıştı. Adam devrim (güya) sonrası 100 tane teslim olmuş (köylü çocuğu) askeri, kafalarına kurşun sıkarak bizzat infaz ederken "devrim kanla yazılır" diyordu. Oysa bu askerler devletin verdiği emre göre hareket ediyordu ve sonuçta teslim olmuşlardı. Halen CHE özgürlük sembolüdür ve bir tane bilinç ve insanlığın düşünce tarihi ile ilgili kitabı ve yazısı yoktur. Dolayısıyla onu sloganlaştırıp, ikonlaştıran zihniyet kendini özgürlükçü  addedebiliyor... Bu yüzden işimiz zor.

 

“Devleti küçült, bireyi büyüt”

T. Eagleton “kötülük, kendisini insan varoluşunun karmaşık yapısından klişe doğmalar ve ucuz sloganlarla korur” diyerek konumuza güzel bir özet vermiş.

Bunlarla birlikte devleti küçültüp bireyi büyütmek gerekir gibi anarşizm artığı bir fikir hasıl oluyor. Bu yola liberaller de kısmi  olarak adımlar atıyor ama bu yol çıkmaz sokaktır. Siz bir tezi ortaya atarsınız ama o tezin ulaştığı yeri göremezsiniz. Mesela Norveç’e bakarak Pakistan’a hüküm veremezsiniz. Bu yüzden “liberalizm ile anarşizm akrabadır” denmektedir. Devlet küçültülerek bazı yerlerde birey büyüyebilir ama bazı yerde devlet küçültüldüğünde birey de küçülür ve kaos hakim olur. Dolayısıyla bu teori her kapıyı açan anahtar değildir. Birey önemlidir ama devlet de önemlidir. Gerçekler bu kadar yalın. 

Ayrıca  devlet tarafsız filan olmamalıdır. Demokratik devlet, düzeni sağlamak için taraflı olmalıdır ki bireyler huzur içinde yaşayabilsin. Devletle özdeşleştirilen otorite de her zaman olumsuz bir şey değildir. R. Senett "sadakat, otorite ve kardeşlik bağları  olmadan hiçbir toplum ve kurum işlevselliğini uzun süre  koruyamaz" demektedir. Sol, genellikle yapılandırmasını ‘otoritenin yok olması’ fantazisi üzerine  kurmuştur ve bu, çocuksu bir algıdır. Freud bunu şöyle anlatıyor "iktidar düşmanlık ve otorite mücadelesinin ardında, çocukluk döneminde biçimlenen, yetişkinlik döneminde süren iktidarın ne olması gerektiğine dair arkaik imgeler yatar. Bu durumda yetişkinler olarak bizler bir zamanlar hayatımızda olmuş olanı yorumlarız.” Yani evimizdeki ebeveyn otoritesinin önemini de görmemiz lazım, ki bunu ancak olgunlaştığımızda görebiliriz.

Devlet erdemler etiğini  savunmalı ve anlatma gayretinde olmalıdır. Devlet tarafsız kaldığında ve ahlaki açıdan sadece yasaları uygulama gayretinde olduğunda ve başka hiçbir şeye karışmayan bir mekanizmaya dönüştürüldüğünde birey ahlaki açıdan güçlenmiş mi oluyor? Bu durumda birey kendi başına her zaman ne yapacağını bilir demiş oluruz. Böyle olunca sağlıklı bir toplum mu oluşuyor? Modern toplumun strüktürüne  baktığımızda böyle bir şey göremiyoruz. Norveç ile Pakistan arasındaki fark sadece devletin küçültülmesi meselesidir de diyemeyiz. Çünkü Norveç’teki toplumsal yapının daha iyi organize olup suç oranının düşük olmasının ardında yatan gerçek, ulusal gelirinin 40 bin € olmasıdır. Yani olağan halin görüntüsüdür. Olağanüstü halde Norveç’in de ne gibi tedbirler alacağı belirsizdir. Bu noktada klasik liberaller bütün meseleyi devletin küçültülüp birey özgürlüğünün büyütülmesine bağlamaktalar. Ve teorilerini Kuzey Avrupa’ya uygun kurgulamaktalar.

Oysa Ortadoğu’da, Afrika’da, Asya’da durum bambaşkadır. Filozofun dediği gibi bizler “kendi gemilerini tersanede parçalarına ayırıp, onu yeniden inşa edemeyip bunu açık denizde yapmak zorunda kalan denizciler” gibiyiz. Dolayısıyla bizlerin aklı, devleti bir Norveçliden farklı görmek zorundadır. Bu yüzden küreselleşmek ve her yerde devleti ve toplumu aynı düzene sokmaya çabalamak iyilikler getiremiyor. Örnek Irak'tır.

 

Özgürlük, kategorik devlet karşıtlığı olmamalıdır

Mesela “halkın bilinçlendirilmesi”, “halkın kurtarılması”, “barış”, “özgürlük” kavramları bu klişelerin başında gelir. Bu kavramları daha çok sol kesim büyük bir gürültü ile kullanmaktadır. T. Eagletonun dediği gibi, takdire şayan özgürlük, adalet nosyonları; gökyüzünden yeryüzüne, ideolojik düzeyden politik toplum düzeyine iner inmez amansız bir mantık uyarınca kendi karşıtlarına dönüşüyor. Bu da insanın ikiyüzlülüğünün yansımasıdır.

Bakın batı PKK’ye binlerce tır silah gönderiyor. Bununla da bizim devlet mücadele ediyor. Devletler, bireyler gibi malesef kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyorlar. IRA terörü sırasında Almanya da IRA’ya gemiler dolusu silah gönderiyordu. Fransa da ETA terörünü destekliyordu. AB’nin oluşturulmasının bir nedeni de bu tip çıkar savaşlarının pratik alandaki savaşlara dönüşüp ekonomik kayıplara neden olmamasıydı. AB ancak böylelikle içte barışı sağlayabildi. Ancak içte sağlanan bu barış ortamı şimdi de ne yazık ki dışta (batı dışında) şiddet ve çatışmalara dönüştürülüyor... 

Bu yüzden ülkemizin birliğinin ve dirliğinin ve demokrasisinin kıymetini bilmemiz gerekir. 

T. Eagleton şöyle diyor:

"İnsanlar arasında özgürlük, karşılıklı olarak birbirine karışmama uygulamasıdır. Bu da yavaş öğrenilen, hızla unutulan ender bir beceridir. Bu negatif özgürlüğün amacı, insanların rasyonel varlıklara evrilmesini teşvik etmek veya kendi kendini yönetmesini sağlamak değil, insanları birbirinden korumaktır.” 

 

Nihat ÜSTÜN

13.05.2020

 

Son Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2020 19:44

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.