CHP VE LAİKLİK MESELESİ

11 Nisan 2018 12:45 / 593 kez okundu!

 

 

Laiklik her türlü dini anlayışa eşit mesafede durup onların özgürce yaşamalarını garanti altına almak değil mi? O halde daha yakın dönemde CHP, üniversitelerde, TBMM’de ve tüm kamu alanlarında başörtüsü yasağını sonuna kadar neden savundu? Özgürlüklerden, laiklikten bahseden bir CHP’li bunu izah edebilir mi?

 

******

 

CHP VE LAİKLİK MESELESİ

 

Tüm batıda Hıristiyanlık aslında antik dönem kuşkuculuğuna tepki olarak ortaya çıkmıştır. İskoç aydınlanmasından etkilenmiş ülkelerde sekülerizm dediğimiz şey ise Hıristiyanlığın pozitivizm (bir ölçüde bilim) karşısında tümden çöküşünden korkularak yine bir tepki olarak ortaya çıkarılmıştır. Yani İskoç aydınlanmasından kaynaklanmış laiklik anlayışında dinin yok olmasından endişelenilmiş ve bilim ile din kategorik olarak birbirinden ayrılmıştır. Dolayısı ile din daha kalıcı hale getirilmiştir. Bunun güvencesinin sağlanması için devletin dine müdahalesi engellenmiş, buna da sekülerizm denmiştir. Nitekim kendisi de bir dinsiz olan Leopardi şöyle diyordu: “Aklın ilerleyişi (bilim) ve yanılsamaların (din ve mitlerin) yok edilişi tekrar barbarlık doğurur. Barbarlığın en büyük düşmanı akıl değil doğadır.”

Sekülerizm İskoç aydınlanmasının bir çıktısıyken, laisizm Fransız aydınlanmasının bir çıktısıdır.

Batıda İskoç aydınlanması ile Fransız aydınlanması arasında özgürlükleri içselleştirme anlamında önemli farklılıklar vardı. Dünya siyaseti ve laiklik-sekülerizm anlayışı kısmi olarak bu farklılığın ortaya çıkardığı gerilimden şekil aldı. İngiltere, Hollanda, ABD gibi bazı ülkeler büyük oranda İskoç–İngiliz aydınlanması yolunu takip ederken, Fransa, Almanya, SSCB, Çin, Vietnam, Türkiye gibi ülkeler daha çok Fransız aydınlanmasının “militan demokrasi” yolunu takip ettiler. Bu ülkelerden Fransız biçimine angaje olan ülkelerde aydınlanma döneminden sonraki bir dönemeçte din, bir sürece bağlı olarak bilim adına tehlikeli addedilerek söndürülmeye çalışıldı. Fransa, Almanya ve Türkiye’de bu anlayış biraz daha ılımlı olarak yol alırken diğerlerinde (Çin, SSCB, Vietnam, Arnavutluk, vs.) daha ileri gidilerek din, 20. yüzyılın ilk yarısında gericiliği, bilim karşıtlığını, özetle kötülüğü temsil ettiği gerekçesi ile net şekilde yasaklandı. İskoç-İngiliz aydınlanmasının takip ettiği, yukarıda yazdığım çizgi ise büyük oranda liberal demokrasiyi ve laiklik anlayışını siyaset alanına taşımıştır.

Bu iki anlayıştaki laikliğe-sekülerizme bakış açısındaki esas fark neydi?

Laiklik meselesinde Fransız anlayışında devletin dinlerden arındırılması (korunması) ana konuyken, İskoç anlayışında dinlerin devletten arındırılması (korunması) ana konudur. İskoç aydınlanmasına göre baskı tehlikesi, devletten sivil halka doğru bir yön çizmekteyken, Fransız aydınlanmasında (militan demokraside) tehlike algısının çoğunlukla sivil halktan devlete doğru olması münasebeti ile devletin korunması temel meseledir. Bununla birlikte liberaller ana konu olarak bireyi ele aldığından, devleti, her türlü inanca (inançsızlar da dahil) baskı yapılmasını engellemekle ve inançların istendiği gibi yaşanmasını güvence altına almakla yükümlü görürler. Amerika’da kuruluş aşamasında da bu liberal prensiple hareket edilmesinden dolayı sivil bir din anlayışı hâkim olmuş, din anlamında hiçbir çatışma yaşanmamıştır.

Bu laiklik anlayışında, devletin tüm dinlerin temsilcilerini ve takipçilerini diğerlerine karşı koruması, onların dinlerinin gereklerini yerine getirmede özgür olmalarını sağlaması için gayret göstermesi esasa oturtulmuştur. Yani doğru laiklik anlayışı, devletin tüm dinlere ve dinsizlere karşı eşit mesafeli olmasını öngörür. Bunu yasaklar anlamında aynı mesafede durmak olarak anlamak doğru değildir. Örneğin herhangi bir alanda bütün dinleri yasaklamak anlamındaki bir eşitlik, dinsizler lehinde bir durumu içerir. Bir dini simgeyi kamu alanlarında yasaklamak da laikliğe aykırı bir tutumdur. Bunu daha açalım. Laiklik, devletin her yerde bireyin herhangi bir simgeyi rahatlıkla takabilmesi, istediği dinin gereklerini istediği biçimde yerine getirmesi, herhangi bir kıyafeti de rahatlıkla ve huzurla giyme özgürlüğünü sağlamasıdır. Bu bakımdan da iki anlayış arasında farklılıklar vardır. Türkiye’nin laiklik ve demokrasi anlayışı Fransız aydınlanmasının kötü bir kopyası olarak pratik alanda kendisini göstermiştir. İktidarlar daha çok devleti dinden koruma çabasında bulunmuştur. Bu amaçla sanatı, bürokrasiyi, eğitimi vs. kullanmıştır. Türk filmlerinde doksanlı yıllara kadar her din adamı adeta kötülük simgesidir (Vurun Kahpeye, Buzlar Çözülmeden, Duvarların Ötesi vs. filmlerine bakınız).

Solun özgürlükler ve laiklik anlayışı, mitinglerde sloganlar atmaları, hamasetten laiklik konuşmaları yapmaları maalesef retoriği aşamamıştır. Bizler 70’lerde TKP içerisinde yaşadık gördük. Sürekli olarak özgürlük sloganı atmamıza rağmen örnek aldığımız sosyalist ülkelerde de en az bulunan şey laiklik ve özgürlüklerdir. Yıllar önceki devrimci yapıdaki kendimi düşünüyorum. Bilgilerimizin doğruluğu konusunda herhangi bir şüphe duymuyorduk. Mevzilenme bize göre bilime inananlar ile inanmayanlar arasındaydı. Siyaset ve hayat bu kadar basitti bizim için. Din denilen safsata yaşamdan sökülüp atılarak cehaletten kurtulup mutlu olacaktık. Nazım’ın duvar şiirindeki “bizim kuvvetimizdeki hız ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır, o sadece ve sadece tarihin durdurulamaz akışındandır. Bize karşı koyanlar, karşı koymuş demektir; maddede hareketin, yürüyen cemiyetin ezeli kanunlarına” sözleri bilim dinini anlatması açısından örnek bir anlayıştır. O zaman zavallı insan bu yaşamda başı sonu belli bir oyunun sadece bir figüranıdır. Bu anlayıştan inançlara özgürlük sağlayacak ve eşit davranacak doğru bir laikliğin çıkması mümkün olamaz. Nitekim iktidarı ele geçiren sosyalist ülkelerde mümkün olmamıştır. Kısaca o dönemler bizler de Türkiye’de sürecin bir tür nesnesi olmuştuk ve toplumsal hareketliliğin içerisinde sürükleniyorduk.

Laiklik her türlü dini anlayışa eşit mesafede durup onların özgürce yaşamalarını garanti altına almak değil mi? O halde daha yakın dönemde CHP, üniversitelerde, TBMM’de ve tüm kamu alanlarında başörtüsü yasağını sonuna kadar neden savundu? Özgürlüklerden, laiklikten bahseden bir CHP’li bunu izah edebilir mi? Oysa batıda laiklik daha çok İngiliz-ABD tipi bir laikliği uyguluyordu. AKP öncesinde CHP’li milletvekilleri, sol aydın akademisyenler ‘ikna odaları’ kurarak üniversiteli kızları bu odalarda bilimsel olmaya, çağdaş olmaya ikna etmeye çabalıyorlardı. Dindar kesimler ne acıdır ki CHP’nin ve bizim gibi sol kesimlerin bu anlayışı yüzünden üniversite için çocuklarını (örnek aldığımız) batı ülkelerine göndererek okumalarını sağlayabiliyorlardı. Bu aynı zamanda trajikomik bir durumdu. Sonraki dönemde muhafazakâr AKP, laikliği daha doğru, ayakları üzerine oturtabilmiştir. Dolayısı ile bugün çok daha doğru ve batıya daha yakın bir seküler anlayış ortaya çıkarılmıştır. Ve bu alanda herhangi bir olumsuzluğa rastlanılmadığı için endişelerin de yerinde olmadığı görülmektedir. CHP’liler başörtülüleri üniversitelere sokmamak için büyük enerji sarf ederek TBMM’de sıra kapaklarına bütün güçleri ile vururken, Ecevit başörtülü milletvekilini kastederek “Birisi bunlara meclisin devlete kafa tutma yeri olmadığını öğretsin” diye bağırmaktaydı. Özellikle ‘ikna odaları’nda CHP’liler, devletin sopası ile insanların dinine karıştıklarının, giyilmesi gereken kıyafetlerin tarifini yaptıklarının ve kendilerine göre bir yaşam biçimini tarif ettiklerinin, dolayısı ile gerçek anlamda laiklik (sekülerizm) ilkesini yok ettiklerinin farkında mıydılar? Bilemiyorum. Bazen gaflet uykusunun oldukça derin olduğunu biliyorum.

 

Nihat ÜSTÜN

11.04.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2018 20:19

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.