BOĞAZİÇİ, OTORİTE VE DOSTOYEVSKİ

22 Şubat 2021 11:04 / 2009 kez okundu!

 

 

R. Senet "Otorite" adlı kitabında otorite meselesini derinliğine anlatır. Ancak, bu derinlik solun ontolojiyle uyumlu olan algısı karşısında etkisiz kalır. Çünkü ergenlik çağındaki üniversiteli genç de en yakınında duran ve o da bir otorite olan ebeveynin de kendini var etme peşindedir. Bu durum sol için oldukça kullanışlı bir zemini oluşturur. Bu yüzden gençken insan solcu, yaşlanıp tecrübelendiğinde ise hayatın tedirgin edici yanını görüp genellikle daha muhafazakar olur. Bizler de bu yoldan geçerek şimdiye geldik.

 

****

 

BOĞAZİÇİ, OTORİTE VE DOSTOYEVSKİ

 

Yetmiş bir darbesinden sonra idam edilen, THKO liderlerinden Yusuf Aslan kendini anlatırken Yozgatlı mütedeyyin bir aileden geldiğini ve antikomünist olarak yetiştirilmiş bir ODTÜ öğrencisi olduğunu anlatır. McNamara'nın arabasının yakılmasından sonra polisin öğrencileri kovalaması esnasında tesadüfen oradan geçerken uzaklaşamayıp kendisinin de yakalandığını ve cezaevinde nasıl devrimci olduğunu (militanlaştırıldığını) anlatır. Anı şöyle devam eder: Yusuf içeri düştüğünde komünistlerin gelip kendisine Rusya'nın gönderdiği parayı vereceğini ama kendisinin bu paraları onların yüzüne savuracağını hayal eder. Ama olay öyle gelişmez. Bu kesim ona çok sıcak yaklaşır ve ona süreç içinde otoriteye karşı direnmenin öneminden bahsederek onu kahramanlaştırıp çok daha fazla değerleştirir ki ergenlik dönemi gençler için bu muazzam bir kişilik tahkimidir.

 

R. Senet "Otorite" adlı kitabında otorite meselesini derinliğine anlatır. Ancak, bu derinlik solun ontolojiyle uyumlu olan algısı karşısında etkisiz kalır. Çünkü ergenlik çağındaki üniversiteli genç de en yakınında duran ve o da bir otorite olan ebeveynin de kendini var etme peşindedir. Bu durum sol için oldukça kullanışlı bir zemini oluşturur. Bu yüzden gençken insan solcu, yaşlanıp tecrübelendiğinde ise hayatın tedirgin edici yanını görüp genellikle daha muhafazakar olur. Bizler de bu yoldan geçerek şimdiye geldik.

 

Bizler Marksizmi anlamıştık(!) ama anlamaya çalışmamıştık. Oysa, anlamak zihni tembelleştirir. Bu yüzden önemli olan anlamaya çalışmaktır (mesela, otorite üzerine birçok kaynaktan beslenmemiz gerekirdi ama bunu yapmıyorduk). Çünkü her anlama muhtemeldir ki bir yanıyla da yanlış anlamadır. Bunun farkında değildik.

 

Mesela, Dostoyevski’yi okurduk ve onu güya anlardık. Ama düzgün anlayamazdık. Türkiye solu otoriteyi de anlamaya çalışmadı sadece basitçe anladı(!) ve zihni tembelliğini arttırdı. Dostoyevski’nin eserlerinden otorite, yanılsama ve özgürlük arasındaki ilişkinin en radikal çözümlemesine “Karamazov Kardeşler” eserindeki “Büyük Engizitör” bölümünde görürüz. Çünkü anlatıda metafor önemli iş görmüştür. Engizitör (Katolik kilisesinin yargıcı) 1500’lü yıllarda İspanya’da atıyla giderken bir kalabalık görür. Yanlarına yaklaştığında İsa'nın köylülere bir şeyler anlattığını fark eder. Onu biraz dinledikten sonra tutuklar ve idam hükmü vererek hapse atar. Çünkü İsa insanlara otoriteyle özgürlüğün birlikte olabileceğini anlatmaktadır. Engizitör ise otorite ile özgürlüğün bir arada olamayacağına bir din anlayışı içinde inanmaktadır. Ve bu algısını Hristiyanlığın temelini atmış Hz. İsa'ya karşı bile kullanmaktadır. Anlatı böyle devam eder.

 

Dostoyevski'ye göre de otoriteyi reddetme, insanın özgür ve cinsel arzu dolu bir hayvan olduğu ilkel doğasına geri dönüş çabasıdır. O, engizitör hikayesinde dünyadaki inançsızlık ruhundan duyduğu korkuyu sırf inanç için inanca inanışını somutlaştırır. Ona göre özgürlük için otoriteye inançsızlık asla özgürlüğü geri getirmeyecektir; çünkü son tahlilde insanlar özgür olmak istemezler. Özgürlük istemi bir yanılsamadır. İnsanlar yalnızca özgür olmak istediklerini tasavvur etmek isterler. Yani, aslında otorite ile özgürlük birbirinin rakibi değildir. Mesela, ailedeki otorite de olumsuzluğa evrilmediği sürece çocuklar için olumlu ve olması gereken bir şeydir. R. Sennet de otorite adı kitabında buna vurgu yapar.

 

Bu alanda sol ancak otoriteye karşı çıkarak özgür olunabileceğini anlatırken, bizlerin otorite ile özgürlüğün yan yana olabileceğini gençlere anlatmamız hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü çocuklarımız önce kendini ailede var etmek istediğinde olurken çoğunlukla aileler de gerekli fikri tahkimde olamıyor ve sertlikle yanıt veriyor. Oysa, otorite uygun konularda eğilip ergenin üzerinden atlayıp geçmesine de izin vermelidir. Mesela, biliyoruz ki sol, rektör atamasını faşizmle suçlayacaktır. Çünkü onun kültürü daha çok inanc ve sloganlarla ilerler. Oysa ABD’deki en önemli üniversitelerde, mesela, bünyesinden Nobel ödülü kazanmış on bir bilim insanı çıkartmış olan New York City üniversitesinde rektörü belirleyen mütevelli heyetinin (17 kişiden oluşur) on üyesini vali, beşini belediye başkanı atar ve sadece ikisi seçimle gelir, ama seçimle gelenlerin oy hakkı yoktur. Dolayısıyla, rektör ataması ile faşizm oluşmaz. Buna rağmen öğrencilerin protesto gösterilerinde daha yumuşak davranmak belki daha akılcı olabilirdi. Bunu ailenin eğilerek çocuğa yol vermesine benzetebiliriz.

 

Sonuçta nasıl ki solun ve klasik liberallerin yanlış yorumladığı gibi devlet ve birey birbirinin rakibi değilse, otorite de her koşulda özgürlüğün rakibi değildir.

 

Bu hakikate rağmen sol, insani yapıdan faydalanmaya çalışır ve ilk etapta zaman hakikatin aleyhine, solun lehine çalışsa da, zaman, sonunda hakikatin hakkını teslim ederken hayat yoluna devam eder.

 

Nihat ÜSTÜN

20.02.2021

 

Son Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2021 12:32

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.