BİLİM / İRFAN

19 Ocak 2021 18:35 / 1483 kez okundu!

 

 

"Bugün Mahzuni'nin türküsünü dinlerken diğer yandan İstanbul’da Site Yurdu’ndaki toy günlerim aklıma geldi. Orta bahçede bazen bütün devrimciler ortak ayinler yapar, hep birlikte türküler söylerdik. Ayinin sonunda ortada ateş yakılır ve "Malatya’dan çıktı kızıl makine, herkes silahını alsın eline" türküsü bir dini ritüel gibi söylenirdi. Şimdi bakıyorum da bu türküde genç ve toy kitlelere gaz vermek, içeriksiz sloganlarla kendini adamaya yönlendirmek dışında ne vardı? Onlarca arkadaşımız öldü, biz tesadüfen yaşadık."

 

****

 

BİLİM / İRFAN

 

Mahzuni Şerif'in meğer ne güzel türküleri varmış:

 

Dostlar beni bir kazana koydular

Kırk yıl yandım daha çiğdir dediler

Ölçeğimi gram gram yediler

Bir kantarda tartamadım ben beni.

 

İnsan ancak irfan sahibi dostlarla sohbet içinde kendini tanıma yolunda biraz da olsa yol alabiliyor. Mahzuni de bunun önemine vurgu yapmış. İnsan hayatındaki dost çok önemli. 

 

Bilgi okumakla elde edilebilir ama irfan sahibi olmak bilgi sahipliğini içinde taşıyan ama onu aşan bir şeydir. İrfan sahibi olmaya çalışmak aynı zamanda meşakkatli bir iştir. İrfan sahibi olmaya çalışmak hüzünlü bir şekilde kendini tanıma yoluna girmektir. Çünkü kendini tanımaya başladığında insanlık adına hüzünlenirsin.

 

Bugün Mahzuni'nin türküsünü dinlerken diğer yandan İstanbul’da Site Yurdu’ndaki toy günlerim aklıma geldi. Orta bahçede bazen bütün devrimciler ortak ayinler yapar, hep birlikte türküler söylerdik. Ayinin sonunda ortada ateş yakılır ve "Malatya’dan çıktı kızıl makine, herkes silahını alsın eline" türküsü bir dini ritüel gibi söylenirdi. Şimdi bakıyorum da bu türküde genç ve toy kitlelere gaz vermek, içeriksiz sloganlarla kendini adamaya yönlendirmek dışında ne vardı? Onlarca arkadaşımız öldü, biz tesadüfen yaşadık. Yaşadık da ne oldu? Olgulardan ders çıkarıp fikirlerimizi geliştirebildik mi? Tamam, soldan koptuk gibi, ama onun zihnimize yerleştirdiği "bilimle kurtuluş" fikrini bütünüyle atabildik mi? Orası şüpheli. Mesela, Mao'nun söylediği, "bilim benim tek rehberimdir" sözü bugün devrimcinin ana anlayışı iken, bu bizde nasıl çalışıyor? Bilinmez.

 

Hegel "İnsanlık tarihi düşüncenin tarihidir" diyordu. İnsanlar ancak - ister sağdan, ister soldan olsun - düşünce tarihini bilme gayreti ile kendi fikir dünyalarını zenginleştirebilirler. Çünkü sadece fikirler kıyaslanarak seçim yapılabilir. Düşünce tarihi bilinmiyorsa, daha iyi fikir de üretilemez ve insan yalnızca düşünürken insandır. İnsan bir ölçüde kendini diğer hayvanlardan ayrıştırmaya çalışırken arayış içerisindedir. Bu da ancak kendini bilme ve değiştirme sürecidir. Kendini bilme süreci, diğer yandan insanın kendisi ile savaşımının ıstıraplı bir sürecidir.

 

Sokrates'in "kendini bilme", Aristoteles'in "erdemler etiği", Spinoza'nın "kendini tanıma", Ricoeur'ün "bir başkası olarak kendi" konularını Mahzuni sanki bir türküde toplarken bu hüznü oldukça dışavurabilmiş. Bir yandan o türküye, diğer yandan da "Malatya’dan çıktı kızıl makine"ye bakıyorsun, Mahzuni Anadolu’nun geçmişte var olan dergâh kültüründen esinlenerek iç dünyasındaki zenginlikle bu türküyü el yordamı ile yapabilmiş. Ya büyük bir zenginlik taşıyan insanlığın düşünce tarihine vakıf olarak yazabilseydi neler yaratabilirdi kim bilir?

 

İnsan kendi olmamak için kırk yıl çabalasa yine de kendi olmaktan kolay kurtulamıyor. Bir tek huyumuzu bile kolay aşamayız. Bu yüzden kader ne kadar hakiki bir şeydir. Ve kader - keder ilişkisi de bir gerçekliğin görüntüsüdür.

 

Kaftancıoğlu MLKP militanı terörist için "Hasan Ocak yaşıyor. Komutana bin selam!" mesajı atmış. Fikir düzeyi bu kadar. Yani, bizlerin zavallı gençlik hallerimiz… Kaftancıoğlu MLKP’li mi? Tabii ki hayır, ama temelde var olan ham bir fikrî akrabalıktan bahsedebiliriz.

 

Nihat ÜSTÜN

18.01.2021

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.