ANTİGONE VE LİBERALİZM - 1

29 Kasım 2018 12:20 / 531 kez okundu!

 

 

Hayıflandığım konulardan birisi antik dönem tragedyalarıyla geç tanışmış olmamdır. Liberal görüşe umut bağladığımdan bu yana 20 yıla yakın zaman geçmiş. Bu dönemde eski devrimci yoldaşlarım ile yoğun felsefe okumalarımız, tartışmalarımız oldu, tezler yazdık, ancak, onlarla da oturup bir Antigone sohbetimiz olmadı. Oysa çok önemliydi (Gezi sonrasında ise siyaset olarak tamamen koptuk). Liberal görüş içerisinde de Antik Yunan felsefesi öncesini (Sokrates öncesini) anlamlandıran tragedyalarla irtibat kuran yazılar görmedim. Neden diye kendi kendime sorguluyorum. Oysa liberalizm bir yanıyla muhafazakârlar gibi insanlık tecrübelerini önemsemektedir... 

 

****

 

ANTİGONE VE LİBERALİZM - 1

 

Hayıflandığım konulardan birisi antik dönem tragedyalarıyla geç tanışmış olmamdır. Liberal görüşe umut bağladığımdan bu yana 20 yıla yakın zaman geçmiş. Bu dönemde eski devrimci yoldaşlarım ile yoğun felsefe okumalarımız, tartışmalarımız oldu, tezler yazdık, ancak, onlarla da oturup bir Antigone sohbetimiz olmadı. Oysa çok önemliydi (Gezi sonrasında ise siyaset olarak tamamen koptuk). Liberal görüş içerisinde de Antik Yunan felsefesi öncesini (Sokrates öncesini) anlamlandıran tragedyalarla irtibat kuran yazılar görmedim. Neden diye kendi kendime sorguluyorum. Oysa liberalizm bir yanıyla muhafazakârlar gibi insanlık tecrübelerini önemsemektedir. Mesela, Hume ve Hayek hem muhafazakârların hem de liberallerin önemli referanslarındandır. Ayrıca Batı kültürü ile liberal düşüncenin temelinde de tragedyalar yatar. Tragedyalar her şeyden önce demokratik tahayyül ile ilişkisini çok yönlü tutmak eğilimindedir. Bu çok yönlülükten bir örnek vermek gerekirse tragedyalarda temel sorunlardan birisinin insan yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğeri de birey ile kamusal olan arasındaki gerilimdir ve bir diğeri de hukuk ve adalet farklılığıdır. Bir diğeri de özgürlük ve eşitlik meselesidir. Bu sayede Atina’da halkın yönetime katılması ve iktidarı paylaşması, bu iki ayrı fikrin bir arada yaşaması mantığı üzerine kurulmuştur. Bu ilkeler demokratik etosun vazgeçilmez unsurları olmuşlardır ve asıl mesele, güçsüz olanın yasalarla ve kapsayıcı bir bakış açısıyla imtiyazlı kesimlere karşı korunmasıdır. Liberal düşüncenin köklerinde de bu anlayış vardır. Perikles ünlü konuşmasında şöyle demektedir: “Bizim rejimimize demokrasi denilmesinin nedeni, yönetim biçimimizin belirli bir zümreyi değil, halkı esas almasıdır.”

Tragedyalar sadece siyaset alanında kalmaz. Aynı zamanda insanın karar vermesini de önemli konusu yapar. İnsan yaptığı seçimlerle çoğunlukla basiretli davranamaz ve önemli sıkıntılara düşer. Çünkü tutkularının ve egosunun mahkûmudur. İnsan bir şey umut ederek eylem yapar ama genellikle karşılaştığı şey umut ettiğinden çok farklı olur. Bunu Sophokles, Antigone’de çok güzel anlatır. E.Burke’un söylediği “niyette olmayan sonuçlar insanlığın karşılaştığı bir şeydir” sözü adeta insanlığın kaderidir. Montaigne’in Talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir durumdan bambaşka bir duruma geçiverir.” sözlerinde görüyoruz ki Batı liberal ve muhafazakârlarının referans isimlerinin birçoğu çok eskiden bu yana tragedyaları özümsemişlerdir. Dolayısı ile tragedyalar Antik Yunan’da yurttaşların bir sistem içerisinde yaşamayı benimsemesine katkıda bulunmuş, diğer yandan insanların değişmez diye düşünülen değerleri de sorgulamasına neden olmuştur.

Tragedyalarda ana usül tartışmadır. Hem de halkın gözü önünde kılı kırk yararak tartışmaktır. Her ne kadar genel görüşünü (diyalektik) doğru bulmasak da Hegel 2500 yıl sonra tragedyalarda anlatılmak isteneni kavramış ve çeşitli sonuçlar çıkarmış, önemli tartışmaların doğru ile yanlışın tartışması olmadığını bize anlatmaya çalışmıştır. Hegel’e göre asıl verimli tartışmalar, çatışmalar, doğru ile doğrunun tartışmalarıdır. Burada anlatılmak istenen kötünün ya da iyinin göreliliği değildir. Kast edilen, tartışan tragedya kahramanlarının Atina’nın etik ve politik evreninde kabul gören farklı iyilere işaret etmeleridir. Farklı ve birbiriyle çekişen iyilerin önceliğini savunan, hatta kimi zaman aynı iyiye (örneğin adalete) farklı anlamlar yükleyerek tartışan, mücadeleye girişen tragedya kahramanlarını gözlemleriz. Konunun en önemli yanı ise tragedyaların, yalnızca iyilerin ya da haklıların çatışmasını amfitiyatrolara taşıması değil, fakat aynı zamanda seyirciyi de akan hayatları içerisinde bir nefes alıp düşünmeye, farklı haklılık iddiaları arasında hüküm süren gerilimlere bir adım geriye çekilerek bakma imkânı tanımasıdır. Dolayısı ile tragedyaların zihni geliştirici bir etkisi vardır.

Hegel Batı düşüncesi içerisinde her zaman önemli bir yer tutmuşken geçen günlerde İlber Ortaylı ile Celal Şengör’ün ortak programında İlber Ortaylı’nın “hani Batı’da hiçbir şey bilmeyen Hegel diye bir adam var ya” demesi beni çok şaşırttı. Hegel adına binlerce kitap yazılmış, enstitüler kurulmuş, binlerce araştırma yapılmışken iki profesörün bunları demesi sadece gülümsetiyor. Türkiye’deki entelektüel düşünce adına bu konuşmayı oldukça umut kırıcı buluyorum. Düşüncelerine katılmazsın, o ayrı bir konudur. Bir başka alanda, bir başka akademisyenin söylediğine belki iyi bir tartışma olur diye eleştiri getirdiğinizde onun tepkisine bakıyorsunuz ve bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Çöl büyüyor gibi. İşimiz zor velhasıl.

Özetlersek, tartışma kültürü ve demokrasisi tragedyalardan doğmuştur, diyebiliriz.

Şimdi birçok yerde gördüğümüz, içerisinde gezinip fotoğraflarını çektiğimiz, yıkık, devasa amfitiyatroların insanlık tarihinde önemli bir sıçramanın başlangıcı olduğunu bilmeliyiz. Bu tragedya kültürü üstelik büyük oranda Anadolu topraklarında serpilip gelişmiştir. Tragedyaların her insan için uyandırdığı korku ve acıma duyguları, iyi ile kötü, haklı ile haksız, adil olanla olmayan arasında yeniden düşünüp taşınılması gerektiğini anlatır.

Ayrıca insan, tragedyalarda kendisini seyreder ve dolayısı ile kendisinin de aslında o kadar tekin bir varlık olmadığını anlar.

Antigone’ye gelemedim. Öbür yazıma inşallah...

 

Nihat ÜSTÜN

28.11.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018 15:12

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.