TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

06 Kasım 2020 22:49 / 572 kez okundu!

 

 

Necmi Demirci arkadaşımız, yakın dönemin harika bir özetini yapmış. Yakın tarihimizin Yap-Bozunda gözümüzden kaçan küçük parçaları özenle yerine yerleştirmiş. Böylece bazı gerçekleri neredeyse tamamlanmış tablo üzerinden biraz daha doğru biçimde görmemizi sağlıyor. Görmek istemeyenlere bile yararı olabilir, eğer sabırla okurlarsa...

 

 

****

 

TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

 


“Millet İttifakı” nın hem yapılma faaliyeti hem de sözkonusu ittifakın muhalefet pratiği bize dışarıdan bir elin/beynin sürekli devrede olduğunu nasıl da gösteriyor.


DIŞ EL/EMPERYAL ODAK
Gayet iyi biliyoruz ki ülkemiz tarihsel,toplumsal,ekonomik,siyasal ve jeopolitik nedenlerle maalesef emperyal bir odak tarafından kontrol edilegelmekteydi. Bu duruma çok defa bizzat siyasi liderliklerden itirazlar yükseltildi ise de her seferinde askeri darbelerle noktalandı bu başkaldırılar. Bir dönem öğrenci gençlik ve legal,illegal sol siyasi partilerden de özellikle “kahrolsun ABD emperyalizmi” şiarıyla, yeterli ve detaylı bir siyasi analiz yapamadığı için yanlış bir şekilde,zaten ABD emperyalizminin gözden çıkarmış olduğu mevcut siyasi iktidara karşı da olsa başkaldırı yükseltilmişti. Elbette emperyal akıl darbelerin toplumsal meşruiyeti için de belirli bir teori ve ona uygun bir pratiğe sahipti.Bu darbelerin “şartlarının oluşturma” pratiğinin sahibi ise her NATO ülkesinde illegal olarak yerleştirilmiş olan“gladyo” ydu. Kılıf ise o günün koşullarına uygun olarak her zaman “Atatürkçülük” olmuştu. Baskıcı-otoriter bir rejim olan tek parti rejiminden sonraki kısıtlı da olsa ilk deneme olan çok partili jejim uygulamasından paniğe kapılan gerek Devlet bürokrasisi gerekse emperyal odak,bilindiği gibi harekete geçti ve 1960 darbesi gerçekleştirildi. Sonra kurulan/çatılan vesayet mekanizmaları, yeni kontrol mekanizmaları olarak hayatımıza girmiş oldu. Hem bu vesayet mekanizmalarının aşırı kontrolü ve hem de kısa süreli peryotlarla darbelere maruz kalmalar, halkla bağları kuvvetli siyasi partilerin ortaya çıkıp yaşamasına ve büyümesine imkan vermiyordu. Ne yazık ki bu meselede ülke içindeki seçkinci, jakobenist,asker-sivil bürokrasi ile emperyal odaklar aynı fikirdeydi. Ülkemizin içindeki bu zümre de halkın egemenliğine yol açma ihtimali taşıyan siyasete karşı tepeden bakışlıydı. Halkın kendini yönetebilecek olgunlukta olmadığı kanısındaydı. Dolayısıyla seçimler ancak çerçevesi belirlenmiş bir oyunun içinde kabul edilebilirdi.


ANCAK
Ancak kaçınılmaz olan geldi ve ulusal ve uluslar arası konjonktürün de değişmesiyle halkla bağları kuvvetli olan bir tarihi hareket, yenilikçi formuyla güçlenerek seçimlerde ipi göğüsledi. Göğüslemesiyle birlikte kaos da başla(tıl)dı. Tarihi kavga yeni bir aşamaya sıçramıştı. Bu kez halkla bağları oldukça kuvvetli siyasi oluşum hükümet olmuştu,onu kontrol etmekle kendini görevli addedenler ile görevli olanlar yeni duruma uygun hazırlıklarını hızlandırmaya başladılar.
Ne var ki gerek uluslar arası konjonktürün değişmesi gerekse “Atatürkçü” darbecilerin aşırı yıprandığını en iyi fark eden yine bu emperyal odaktı. Uzun zamandır halkın denetiminden kaçırılarak vesayet rejiminin mekanizmaları haline getirilen askeri-bürokratik yapılar, herhangibir illegal oluşum tarafından ele geçirilmeye oldukça uygundu. Kendisini nur cemaatinin bir üyesi olarak tanıtan Fetullah Gülen liderliğindeki yeni tür bir cemaat olan Gülen Cemaati CIA tarafından desteklenerek yönlendirilmeye başlanmıştı. Bu yapının görüntüsü halkın yaşam tarzına ve inancına oldukça uygundu. Sapla samanı karıştırmak için çok iyi bir ortam oluşacaktı.  O günlere kadar yapılan askeri darbelerin öznesi TSK nin başındaki “Atatürkçü” kadro idi. Bu kadronun ABD ile çok yakınlığı,içiçeliği malum. Bunlardan biri bir ülkeyi-Türkiye’yi- diğeri de o ülkenin halkını kontrol etme derdindeydi. Bunun dışında ülkenin halkına kendini vasi atayan bu kesim aynı zamanda doludizgin batıcıydı, dahası “Amerikancı”ydı. Bu işbirliği veya dayanışma için güçlü bir ortak payda idi. Tabii ortak paydanın dışında daha özel ilişkilerin var olduğunu da bir kenara yazmalıyız.Bu kadronun mutlaka gladyo ile ilişkilerini canlı tutan köprüler var olmuştur. Bunları da muhtemelen CIA tarafından kotarılmıştır.


ERGENEKON MESELESİ
İşte miyadını dolduran bu kadro kenara itilmeliydi. CIA tarafından doğrudan kontrol edilen,besleyip büyütülen “cemaat” formundaki yeni yapı,yukarda anlatmaya çalıştığım nedenlerle eskisinin yerini almalıydı. “Cemaat” halkın çoğunluğuna benzemekteydi,dahası kadroları doğrudan onun içinden devşiriliyordu. Siyasette ağırlığı gittikçe artan Ak Parti’nin çoğunluğuna benziyordu, bu benzerlik partinin içine sızmalara örtü oluyordu. Ak Parti liderliği sözkonusu oluşumu en iyi tanıyanlardan olmasına rağmen sapla saman karışıyordu.
Öte yandan Halkın ve onun siyasi Partisi Ak Parti’nin darbelere ve darbecilere karşı biriken öfkesi biliniyordu. Üstelik Ak Parti hükümetine karşı da kapatma ve e-muhtıra girişimleri yapılmıştı. Sol da tabii olarak darbelere karşı olmalıydı. Emperyal aklın yapacağı bu operasyon oldukça riskliydi, ancak Erdoğan liderliğindeki siyasi hareketi durdurmanın bu eski aparatla imkanı yoktu,girişimler başarısızdı ve karşı taraf da oldukça dirençliydi. Kaçınılmaz operasyon için bir de gazete kurulmuştu ,Taraf. Taraf radikal bir antidarbeci çizgi izliyordu. Darbe karşıtlarını etrafına toplamaya başladı. Operasyon öncesi bazı işaretler de vermeye başlamıştı. Ve düğmeye basıldı. Operasyon başladığında Erdoğan liderliği,darbecilere karşı yürütüldüğü için operasyonun arkasındaydı, Deniz Baykal liderliğindeki CHP ise,operasyon “Atatürkçü” darbecilere karşı yapıldığı için davanın avukatıydı. Gizli gerçek ise eski darbecilerin kenara itilip yerine yenilerinin geçmesi idi. Operasyon bittiğinde ise Erdoğan’da kuşku, muhalefet partisinde ise en ufak yeni bir şey yoktu. İşin içinde bir bit yeniği olduğu kuşkusu doğmuştu Erdoğan ve arkadaşlarında. 27 Nisan 2007 de e-muhtıra vererek, Hükümeti “cemaat”in kucağına doğru iten emperyal akıl, 12 Haziran 2007 de “egenekon operasyonu” da düğmesine basmıştı. Vesayet mekanizmaları içinde elde ettikleri konuma dayanarak operasyona girişen, dışarıdan kumandalı “cemaat” görünümlü iç örgüt, yavaş yavaş görünür olmaya başlamıştı. Bu aynı zamanda bulunduğu yerlerde ağırlığını hissettirmeye çalışmak demekti. Esas amacı olana iktidarı yumuşak bir biçimde kontrol etmek olmakla birlikte,eğer bu mümkün olmazsa sert biçimlerine de hazır bir örgüttü. Yumuşaktan kasıt, seçimleri kazanmış siyasi Partiye istediğini yaptırmaktır. Bu bağlamda ve yeni durumda taleplerini arttıran örgüt, bu yolun tıkandığını görünce açıktan mücadeleye geçti. Ucu açık bir mücadele. Bir askeri darbeye varabilecek bir mücadele. İkinci yola girilmişti,dönüşü yoktu.


SİYASİ PARTİLERE YAPILAN OPERASYONLAR


CHP
6 Mayıs 2010 da internete doğrudan düşmüştü Deniz Baykal’a ait olduğu söylenen malum kaset.Deniz Baykal ikinci bir kasetle tehdit edilmiş ve istifa ettirilmişti. Yerine önce aday olmadığını ifade ettiği halde Kılıçdaroğlu Genel Başkanlık koltuğuna oturmuştu.


MHP
MHP ye 12 Haziran 2011 seçim öncesi, bir kaset operasyonu yapılmıştı. 15 Nisan 2011. Amaç MHP’yi ele geçirmekti. Bahçeli teslim olmadı ama 11 kurmayını kaybetmişti. MHP kadro bazında ciddi kan kaybetmişti ama bütünlüğünü korudu. Ancak Meral Akşener’in başını çektiği muhalefet yeni partinin tohumlarını atmaya başlamışlardı. Madem ki MHP tepeden ele geçirilememişti, o halde bölünüp içinden yeni bir parti çıkarılmalıydı.


Ak Parti
Bu operasyonu en şiddetli bir şekilde üzerinde hisseden parti olmuştur kanımca. Çünkü ana kurgu onun üzerineydi. AK Parti her ne kadar kapsayıcılığı çok daha geniş olsa da kendini İslamiyetle ifade eden kesimin ana Partisi'ydi. Türkiye üzerindeki hakimiyetini uzun süre "Atatürkçülük" taslayan siyaset dışı legal-illegal yapılar üzerinden sürdüren emperyal merkez, doğrudan Erdoğan’a yönelik ilk operasyonu 7 Şubat 2012 deki MİT Başkanının ifadeye çağrılmasıyla başlatmıştı. Ardından 17/25 Aralık 2013 kaset marifetiyle yargı darbesi girişimi... Ak Parti gövdesine ise “cemaat kılıfı” vasıtasıyla yeterince sızılmıştı. Operasyonlar beklenen başarıyı getirmemişti. Süreç devam edecekti.
Siyasete yapılan bu operasyonların amacı elbette seçimlerde başarı elde etmek,olmazsa seçim sonrası yeni ve daha geniş emperyal merkezden yönetilen bir muhalefet bloku oluşturmaktı. Çünkü bunu becerir ülke yönetimini kontrol edebilirlerse bir darbeye gerek kalmayacaktı. Ülke nasıl olsa “rayındaydı”. Bu amaçla MHP’ye yapılan vuruşla alınabilecek kazanç zamana kalmıştı. Bir parti çıkarılacaktı MHP’den, ancak bun için belirli bir süreç gerekliydi. Acele edip partiyi kurmak gerekliydi ama çıkarılacak parti öyle bir potansiyel taşımalıydı ki parlamentodaki hükümet desteği azınlığa düşürülmeliydi. Bu çok eski bir taktikti.Bu sistemin zaafı da buydu zaten. Bu süreç içinde bir de gezi parkı bahaneli sokak hareketi körüklendi,ama o da zaman almış olsa da söndürülmüştü (28 Mayıs 2013).

Ve
Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ama ipi göğüsleyen yine Erdoğan oldu (10 Ağustos 2014).


TEK YOL KALMIŞTI
Tek yol kalmıştı; o da askeri darbe.Son çareydi. Yargı darbe girişiminden sonra, yargı bürokrasisindeki “cemaat” kılıflı darbeci gürühun temizlnmesine girişilmişti ve tabii paralel olara emniyet bürokrasisinde yapılıyordu. Ama TSK içindeki yuvalanmaya henüz müdahale dilememişti. Sıra bu güruhtaydı. İşte bu “sıra bize gelmeden harekete geçmeliyiz” fikri CIA kontrollü “cemaat” görünümlü darbeci çetede ağır bastı. Ne var ki bu zorunlu kalkışma, siyasi irade ve halkın sert tepkisiyle karşılaştı. Ağır bir yenilgiye uğradı.


15 TEMMUZ
15 Temmuz’da sahada kazanan halk olmuştu. Ve bu durum, siyasi kadro tarafından çok akıllıca ve hızlıca değerlendirilerek, halkın bastırdığı darbe girişimini, Milli demokratik halk devrimi ile taçlandırdı. 16 Nisan’da yapılana halkoylamasıyla yeni ve dış müdahalelere nispeten kapalı bir yönetim modeline geçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi halkoylamasıyla kabul edilmiştir.


CIA YENİLMİŞTİ AMA
CIA yenilmişti ama havlu atacak değildi. Şimdi içten içe çalışmayla Toplum Mühendisliğine yüklenilmeliydi. 15 Temmuz’da gerçeği ve tehlikeyi gördüğünü ifade eden MHP Genel Başkanı Bahçeli, memleket için Erdoğan’la birlikte hareket edeceğini ilan etmesine rağmen hala yapılacak iş ve potansiyel vardı. Ve nihayet 25 Ekim 2017’de İYİ Parti kuruldu. Ve derhal CHP desteğiyle parlamentoda grup kurdu. İYİ Parti “parlamenter sisteme”e yetiştirilememişti ama yapılacak Cumhurbaşkanlığı (24 Haziran 2018) ve yerel  seçimlerinde( 31 Mart 2019) önemli rol oynayacaktı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olamamışlardı ama yerel seçimlerde önemli büyükşehir belediyeleri kazandılar. Böylece İYİ Parti’nin rolü tescillenmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde seçim ittifakları belirmeye başlamıştı. Ak Parti ile MHP, “Cumhur İttifakı” oluşturduklarını açıkladılar. CHP’nin başını çektiği muhalefet partileri de “Millet İttifakı”nı oluşturmuşlardı. İçinde CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile gayri resmi olarak HDP vardı. Bu partileri bir araya getirebilmek için bir Toplumsal Mühendislik çalışması gerekiyordu.


BİR TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK ÜRÜNÜ OLARAK MİLLET İTTİFAKI
Ülke yönetimin emperyal merkezin kontrolünde mi, halkın kontrolünde mi olacağı şeklinde özetlenebilecek olan ve 2002’de Ak Parti’nin seçimleri kazanmasıyla başlayan kavganın birinci etabı diyebileceğimiz dönemi, halk iktidarını daha da kuvvetlendiren yeni sisteme geçilmesiyle kapanmıştı. Darbe girişimi de kesin bir şekilde yere serilmişti. Emperyal merkezdeki Türkiye Masası yeni dönem için, yeni şeyler düşünmeye başlayacaktı elbette. Türkiye’deki yönetim kontrolü tamamen elden kaçırılmıştı. Ciddi bir güç kaybı da yaşanmıştı. Şimdi dağınık halde olan grupları toparlamak ve birleştirip hedefe yöneltmek gerekiyordu. Üstelik bu grupların bir araya gelmesi oldukça zahmetli bir işti. Yani tam bir toplumsal mühendislik çalışması gerekiyordu. Toplum mühendisleri şu ana kadar oldukça başarılıydı. Şimdilerde bazı kaçınılmaz zorluklara düştülerse de (İyi Parti İstanbul il başkanı meselesi), bu fikrin mimarları elbette bu zor durumdan çıkmanın yollarını da bulacaktır ama bir tahribat da kaçınılmaz.


TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK
Sözkonusu partilerin doğal halleriyle bir araya gelmeleri eşyanın tabiatına aykırı bir durum olduğu için bir mühendisliğe ihtiyaç duyulmuştur.Mühendisliğin doğduğu alandan bir benzetmeyle, ihtiyacın ortaya koyduğu "hedef" belirlenir. Yeni hedef Cumhurbaşkanlığı seçimini “Cumhur İttifakı”na kazandırmamak. Bu hedefte birçok parçayı (Parti) birleştirmek mümkündü. “Cumhur İttifakı”nın sağlam bir dayank ve gelecek perspektifi vardı ancak “Millet İttifakı” için bunu söylemek mümkün değil. Aslında sözkonusu Partilerin yönetimlerine kalsa iş pek sorun olmayabilir, ancak önemli olan seçmen desteğini kaybetmeden bir araya gelişi sağlamak olduğu için, basit bir hedefin ötesinde bir perspektiften bahsedilemez oluyor. Bileşenlerinden herhangi bir Parti gelecekle ilgili herhangi bir söylemi diğerinin tabanını ürpertiyor ister istemez. Ve birlik krize girebiliyor. Bu ittifakın tek temel hedefi var o da sistemi geriye döndürmek, eski siteme dönmek, yani yine kendini yönetemeyen Türkiye’ye dönüş yapmak. Bunun motivasyonu da karizmatik bir lider olan Erdoğan düşmanlığı ile sağlanıyor. Yasal planda bu ittifakın yönetilmesi işi, muhalefetin en büyüğü olarak CHP’ye verilmiş olduğu görülüyor.


MAKYAVELİST YOL
"Bileşenlerinden herhangi bir Parti gelecekle ilgili herhangi bir söylemi diğerinin tabanını ürpertiyor ister istemez." Böyle olunca meşhur “hedefe giden her yol mübahtır” sözüyle tanıdığımız Machiavelli’yi anmadan geçmek ne mümkün. Öyle şeyler gördük, görüyoruz ki afallıyoruz. Demirtaş’ın Akşener’e kahvaltıya gitmek istemesi, aynı merkezden kontrol edildiklerini bilen biri için tabii ki afallatıcı değil. Afallatıcı olan bunu seçmenlerine kabul ettirebilmeleri. Onların üzerinde şok etkisi yapmaması. Bu da ayrı bir çalışma konusu tabii. Yöntem belli. Kurbağayı koyarsın koca bir kazanın içine, yakarsın altını, başlarsın yavaş yavaş ısıtmaya. Kurbağa suyun ısındığını fark edip sıçramak ister ama iş işten geçmiştir. Uyuşmuştur. Bu yöntem tüm diğer Millet İttifakı bünyesindeki partiler için geçerli. Geçerli ne demek neredeyse bütün siyasi faaliyette bu metod kullanılıyor. Nasıl olmasın, bütün bu farklı sosyal, siyasal ve sınıfsal toplulukların bir arada tutulması baya bir marifet ister. O marifetin sırrı da geleceğe dair hiçbir beyanda bulunmamak, ”parlamenter sisteme geri döneceğiz” demek, hariç. Ama oraya kadar. Yalnız, bu işi becerene aşk olsun. Bunu yapabilmek için oldukça geniş bir toplum kesiminin beynin uyuşturmak lazım. Peki ne yapacaklar, nasıl siyaset yapacaklar; çok basit “her yol mübah”.

Necmi DEMİRCİ

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.