Zarrab Davası Tuzağı ve Mühre Kuşu...

30 Aralık 2017 16:57 / 286 kez okundu!

 

 

"Zarrab davasının da içinde olduğu bu iğrenç tezgah, Küresel Kapitalizmin, Emekçi Anadolu Ulusuna karşı bir saldırısıdır.
O yüzden Zarrab Davasını Erdoğan'ın kişisel meselesi olarak ele alınmasına ben karşıyım.
Bir kere bu saldırı Erdoğan'a karşı değil... Değil, çünkü Erdoğan bu saldırının hedefinde değil, saldırıda kullanılan bir unsur...
Bu saldırının Erdoğan'a da karşı yapılıyor görünmesi saldırının bir parçası. Tıpkı NATO tatbikatında Atatürk'le birlikte anılmasını sağlayan tezgah gibi... Küresel destekli algı odaklarının ustaca hazırladığı zemin, -zaten bu konunun ustası olan- Erdoğan'ın, bu davanın da mağduru olmasına yardım etti. Bu durum Erdoğan karşıtı cephede kafa karışıklığına yol açtı."

*****

 

Zarrab Davası Tuzağı ve Mühre Kuşu...

Zarrab davasının da içinde olduğu bu iğrenç tezgah, Küresel Kapitalizmin, Emekçi Anadolu Ulusuna karşı bir saldırısıdır.

O yüzden Zarrab Davasını Erdoğan'ın kişisel meselesi olarak ele alınmasına ben karşıyım.
Bir kere bu saldırı Erdoğan'a karşı değil...
Değil, çünkü Erdoğan bu saldırının hedefinde değil, saldırıda kullanılan bir unsur...
Bu saldırının Erdoğan'a da karşı yapılıyor görünmesi saldırının bir parçası.
Tıpkı NATO tatbikatında Atatürk'le birlikte anılmasını sağlayan tezgah gibi...
Küresel destekli algı odaklarının ustaca hazırladığı zemin, -zaten bu konunun ustası olan- Erdoğan'ın, bu davanın da mağduru olmasına yardım etti.
Bu durum Erdoğan karşıtı cephede kafa karışıklığına yol açtı.
Erdoğan'ın 2019 -veya öncesi-  Anayasanın son haliyle Cumhurbaşkanı seçilmesi Emekçi Anadolu Ulusuna karşı yapılan saldırının son aşaması olacaktır.
Zarrab Davası yarattığı kafa karışıklığıyla 2019 seçimlerinin bir propaganda çalışması işlevi görmekte.

Keşke bütün olup bitenler gözümüzün önünde olsaydı da olan biten hakkında somut verilere dayanan düşünce üretebilseydik.
Ne yazık ki medyaya yansıyanlarla yetineceğiz.
Ama bu, medyaya yansıyan haberlerin olduğu gibi kabullenilmesi anlamına gelmiyor. Bize  yansıyanlar üzerine akıl yürütmemiz elbette mümkün.
Benim yukarıda söylediklerim de bir akıl yürütmenin sonucuydu.
Bu sonuca nasıl vardığımı, kendimce yürüttüğüm akılı bu defa birlikte yürüterek anlatmak istiyorum.

ABD yöneticileri ile Türkiye'nin yöneticileri arasındaki görüşmeler sizce medyaya yansıdığı şekilde mi geçiyor?
Ya da daha somut soralım, Erdoğan ve Yıldırım ABD temsilcileriyle görüşürken medyada bize yansıyan tarzda mı görüşüyor?
Yani kafa tutarak, rest çekerek ya da itham ederek..?
Hiç sanmıyorum.

Farkındasınızdır, hiç bir ABD tepe yöneticisi ne Erdoğan'a ne de Yıldırıma yanıt bile vermedi.
Kaç gündür Zarrab davası nedeniyle ABD'ye yönelik suçlamalara tek yanıtı, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert günlük basın brifinginde bir gazetecinin sorduğu soru üzerine verdi.
Yani ABD yetkilileri de biliyor ki Erdoğan ve Yıldırım'ın bu atıp tutmalarının muhatapları kendileri değil.
Erdoğan ve Yıldırım'ın  bütün bu ithamları, efelenmeleri falan tümüyle Türkiye kamu oyuna yönelik.
2019 (ya da  daha öncesi) yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yeni bir mağduriyet ve kahramanlık öyküsü yaratma amaçlı bir algı çalışması.

Zarrab'ın itirafçı olacağı başından beri biliniyordu.
Hem ABD yetkilileri, hem onun rahatlıkla ABD'ye gitmesine izin veren Türkiye yetkilileri, hem de Zarrab'ın, ABD'ye gittiğinde  tutuklanacağını, dava açılacağını ve davanın itiraf anlaşmasına kadar varacağını bilmemelerinin imkanı var mı?
Yoksa Zarrab ABD'nin kendisine karşı suç işlediğini iddia ettiğini ve tutuklanacağını bile bile ABD'ye neden gitsin?
Zarrab kendisini bu kadar destekleyen, kendisi adına "Nota" vermeyi göze olan Türkiye'de kalmayı tercih etmiyor, ABD'ye gidiyor ve bütün bu gelişmeleri önceden bilmemesi mümkün olmayan Türkiye de onun ABD'ye gitmesine izin veriyor..?
Ortada açık bir mantıksal tutarsızlık var.
Öyle ya..?
Normal koşullarda -Binali Yıldırım'ın söylediklerine bakarsak- Türkiye'nin 'milli menfaati' gereği ABD'nin ambargosunu delmeyi göze alan Erdoğan-AKP iktidarı, Zarrab'ın ABD'ye gitmesine neden engel olmasın?
Demokratik ve meşru olmak adına mı? (Neyse.. Bu soruyu sormamış olayım.)
Asıl sorulması gereken soru şu; Türkiye Zarrab'ın ABD'ye gitmesine engel olabilir miydi?
Hayır olamazdı elbet. Sorun şu ki engel olabilse bile olmazdı.
Zarrab'ın  ABD'ye gitmesi bu mağduriyet senaryosunun bir parçasıydı.
Zarrab'ın itiraf edecekleri zaten ABD açısından başından beri bilinen şeylerdi.
Eğer ABD, Erdoğan iktidarını "Ambargoyu deldi" gerekçesiyle zor durumda bırakmak isteseydi Zarrab'ın itiraflarına ihtiyacı olmazdı.
Uzaydan çekilen petrol tankerlerin görüntüsü yeter de artardı bile.
Kaldı ki sorun Türkiye'nin ambargoyu delmesi falan da değil.
Türkiye bu ambargoyu ABD'nin nezaret ve onayında delmişti. Yani ortada ambargonun delinmesi gibi durum da yok.
O zaman sorun ne? ABD Zarrab'tan nasıl bir itiraf alacak ki bunun adı "17-25 Aralık benzeri bir darbe girişimi" olacak?
İşte sorun tam da burada..!
Bence ABD Erdoğan'a tuzak falan hazırlamıyor. Buna ihtiyacı yok.
Erdoğan Gülen Cemaati ile işbirliği yaparak iktidara gelmeyi kabul ettiği andan Küresel Kapitalizmin bir projesi olmayı da kabul etmiş oldu.
Tuzak Emekçi Anadolu Ulusuna kuruluyor.

Mühre Kuşunu bilir misiniz?
Ördek, kaz gibi av canlılarını avlamakta kullanılan bir yöntem vardır. Önce o türün bir ya da bir kaçı yavruyken yakalanıp evcilleştirilir beslenir eğitilir. Yetişkin hale geldiğinde de "kendi türünü" tuzağa çekmek için kullanılırlar.
Bu, beslenip eğitilen, avcıların göz bebeği kuşun adına "mühre" ya da "mühre kuşu" denir
Bir ABD projesi olarak Erdoğan, aslında bu tuzakta kullanılan bir mühre kuşu...

Erdoğan ailesinin Dolara olan giderek artan iştahları, yaptığı yatırımlar vs. Küresel Kapitalizm ile bağlarını da giderek güçlendirdi, güçlendiriyor.
Bağlar güçlenirken bağımlılık da, yüklendiği misyonun Erdoğan'ın omuzlarındaki ağırlığı da artıyor.
Erdoğan, bir mühre kuşu olarak bu misyonunu yerine getirmek için her fırsatta bağırıp çağırıyor. Çünkü mühre kuşunun kesilip yenmemesi için görevini yerine getirmesi gerekir.
Kafası karışmış taraftarlarını ve kafası karıştırılmış karşıtlarını 2019 Seçimlerinde yanına çekmeyi başarması ve yeni anayasa eşliğinde tek kişilik iktidarını kurması gerekiyor.
Çünkü asıl misyonunu ancak o zaman yerine getirebilir.
Mühre kuşu kullanılarak kurulan tuzaklar onun çağrılarına uyan kendi türüne ait kuşlara yöneliktir. Ama bir çok kez, -hazır ayağı bağlı kuşu avlama hevesindeki- çaylakların da böylesi tuzaklara düştüğü olur.

Zarrab Davası aslında kendisini deklare eden bir tuzak. Karşıdan baktığında bir tuzak  olduğu anlaşılması için ne gerekiyorsa yapılmış.
Anlaşılması istenmeyen, gizlenen, kavram kargaşası yaratılan, gürültüye getirilen yanı bu tuzağın kime karşı kurulduğudur.
Tuzak Emekçi Anadolu Ulusuna, onun kazanımlarına, bütünlüğüne ve geleceğine kuruldu.
2019 seçimlerine yaklaştığımız şu günlerde "bu millet meselesidir Erdoğan'ın yanında olmak lazım" gibi söylemler bu tuzağın etkisini çoğaltıyor.
Ama "Erdoğan köşeye sıkıştı" ya da  "Erdoğan'ın ipi çekildi" gibi yorumlar da aynı işe yarıyor.
Tıpkı mühre kuşunun  feryatlarına kanan çaylakların gürültüsüne benziyor. Ezkaza kanmaya görün, ava giderken avlanmanız işten bile değil.

Aslında Muhalefetin içinde Erdoğan'la  ABD  arasındaki çelişkiye(!) gerçeklik payesi yükleyen çok geniş bir kesim var.
Bu çelişkiye farklı anlam yükleseler de sonuçta aynı temel algıya çıkıyor.
Bir nedenden dolayı Erdoğan esirgenmiş, ABD ile olan ilişkilerinden dolayı da aklanmış oluyor.
Halk TvTele 1 gibi kanallarda yorum yapan bir çok gazeteci ve yazar, "Her ne kadar  Erdoğan'ın hatası -ya da  suçu- olsa da bu davanın sonucunda Cumhurbaşkanının kişiliğinde Türkiye mahkum edilmek istiyor." gibi bir düşünce ile "Erdoğan'ın yanında durmak lazım" gibi bir algı yaratıyorlar.
En azından Erdoğan'la ABD arasındaki çelişkiye gerçeklik yüklemiş oluyorlar.
AKP'li olmasalar bile asla Erdoğan muhalifi sayamayacağımız Vatan Parti'si ve MHP'nin söylemleriyle bilerek ya da bilmeyerek aynı paralele düşüyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Tezcan gibi CHP yöneticilerinin "Zarrab Davası milli mesele değildir." gibi söylemleri de karşıdan bakıldığında, "Bize ne?", "Oh, iyi oldu" gibi bir izlenim bırakıyor.
Sonuçta bu tavır da Erdoğan'la ABD arasındaki çelişkiye gerçeklik yüklemiş oluyor.

Benzer bir tavrı da genelde Kürt Hareketi ekseninde hareket eden söylem keskini solcular gösteriyor.
Gerçi onların tavırları izlenimden öte, açık açık, "Oh iyi oldu" hallerindeler.
ABD ile Erdoğan arasındaki bu göstermelik çelişkiden, adeta medet umuyorlar.
ABD'nin bu dava sayesinde Erdoğan'ı köşeye sıkıştırıp bir takım "Demokratik dönüşümlere zorlar mı?" beklentisi içindeler.
Oysa o demokratik dönüşümlere(!) Erdoğan'ın çoktan hazır olduğunu, buna direnç gösterenin Erdoğan değil de Anadolu Ulusu olduğunu görmüyor ya da görmezden geliyorlar.
Asıl amacın da Emekçi Anadolu Ulusunu bu tuzağa düşürmek olduğu akıllarına bile getirmiyorlar.
Hani yukarıda, mühre kuşu tuzağını anlatırken, kendilerine yönelik olmadığı halde, hazır ava konmaya çalışırken tuzağa düşen çaylaklardan bahsetmiştim ya..?
İşte bizim söylem keskini solcularımız da bu çaylakların konumuna düşmekteler.
Genelde olduğu gibi ava giderken avlanmaya hazırlar.

Sonuç olarak;
Farklı yorumlansa da Erdoğan'ın ABD emperyalizmi arasında çelişki olduğu algısı birbirinden çok farklı kesimler arasında oldukça yaygın.
Çünkü bu algı, bana göre çok ustaca tekniklerle, küresel destek ve deneyimler eşliğinde yerleştiriliyor.
Ben bu çelişkinin büyük oranda mizansen olduğunu düşünüyorum.
Bu davanın sonun Erdoğan'ı zor durumda bırakacak şeyler açığa çıkmayacak. Amerikan yargısı sonuçta adına görev yaptığı devlete karşı işlenen suçlar üzerinden bu davayı yürütüyor.
Yani Türkiye'de sağcısıyla solcusuyla büyük çoğunluğun nefret ettiği ABD'ye kaşı işlenmiş suçlar.
Türkiye'ye karşı işlenmiş, Erdoğan'ı 2019 seçimlerine yıpratacak suçlar ortaya dökülmeyecek.
Böylesi suçlar varsa bile -ki büyük olasılıkla var- Erdoğan'a yüklendiği misyonları hatırlatma açısından yaptırım amaçlı koz olarak kullanılacaktır.
Yani bu mahkemenin sonucunu dört gözle bekleyen çaylaklar bence fazla umutlanmasın.

Yazının başında dediğim gibi, bu yazı bir akıl yürütme.
Ben ortak akla inanmam, elbette farklılıklar olacaktır. Ama bir de benim bakış açımdan bakmayı deneyin.
Erdoğan-ABD çelişkisinin bir mizansen olduğunu, gerçek olmadığını bir defalık da olsa kabul ederek bakın.
Ardından Erdoğan'a ve ABD emperyalizmi hakkında düşüncelerinizi şöyle bir gözden geçirin.
Düşüncelerinizin hangi bakış açısıyla daha tutarlı oluğunu test edin.
Eğer Erdoğan'ın değiştirilmiş anayasa eşliğindeki tek adam diktatörlüğünü çok önemli bir toplumsal gerileme olduğunu ve bunu engellemek gerektiğini düşünüyorsanız; bunu, Erdoğan-ABD çelişkisini gerçek kabul ederek başaramazsınız.
Yine ABD emperyalizmini ve Küresel kapitalizmi insanlık ve Dünya için bir bela olduğunu ve mutlaka önüne geçilmesini düşünüyorsanız; bunu da Erdoğan-ABD çelişkisini gerçek kabul ederek başaramazsınız.

Mühre kuşu avcılar için çok değerlidir. Kolay yetiştirilmez. O yüzden kolay kolay harcamak istemezler.
Ta ki, o avlakta mühre kuşu aracılığıyla tuzağa düşürebilecekleri av canlılarının hepsini avlayıncaya kadar.
Ya da mühre kuşunun foyası ortaya çıkıncaya kadar.
O iş de bize düşüyor.

Nadi Öztüfekçi
27 Kasım 2017

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.