Militana Notlar (2)

28 Mart 2017 10:23 / 189 kez okundu!

 

 

Birincisini kısa bir süre önce yayınladığımız notların bu ikincisi.Notların birincisi, beni hiç şaşırtmayacak bir şekilde büyük ses getirdi. Yazıyı büyük bir heyecanla okuyan militan adayı gençler, kendilerinden istenilenleri engin bir heyacanla yerine getirdiklerini değişik kaynaklar aracılığıyla bana ilettiler. Olumlu geri dönüşlerden çok mutlu oldum. Bundan dolayı notların ikincisini kaleme alıyorum.

İkinci notlara başlamadan, birinci yazıda ayrıntılı olarak değinilen, militan adaylarından yapmaları istenen ‘eylemleri’ kısaca anımsayalım.

Not 1) Eski terlikler atılacak, yenisi hiç alınmayacak.

Not 2) Çıplak ayakla toprağa, çimene basılacak.

Not 3) Sabah karanlığında gittiğimiz otobÜs durağında yüzümüzü denize çevirip, inatla, başkalarına aldırmadan denizin üzerinde uçuşan martılar seyredilecek.

Bütün bunları yapmaktaki amaç; doğallığı yaşamak. Birinci notlardan sonra artık biliyoruz ki; doğallığı yaşamak; kendini yaşamak, kendini yaşamak; ise özgürlüktür.

 

Militana notlar (2)

Militanlık bir süreçtir. Bu süreç; yüzlerce kitabın okunmasının doğal olarak oluşturacağı birikimin yol göstermesiyle başlayan, soru sormak, sorgulamakla devam eden zor bir süreçtir. Öğrenme ve örgütlenme olarak adlandırabileceğimiz bu aşamadan sonrası daha çok gönüllülük esasına dayanan; katılım eşiğidir. Süreçin bu aşaması tehlikeli, tehlikeli olduğu kadar da heyacanlıdır. Ben bu dönemi;

Okumak, sorgulamak, soru sormak, öğrenmek ve mutsuz olmak olarak tanımlıyorum.

Gençler, işin bu evresinde açık, net bir şekilde soruyorum. Mutsuz olmaya var mısınız? Eğer yanıtınız, net ve kesin bir kararlılıkta ‘evet’ değil, ‘belki’, ‘bilmem’, ‘önce görelim sonra karar veririz’ gibi ikircikli görüntü veriyorsa, şimdiden... çok geç olmadan vazgeçin bu sevdadan. Öğrenmek, bilmek ve sonucunda mutsuz olmak her babayiğidin harcı değildir.

Bilgi silahtır. Her kitap; gökyüzünün sonsuzluğunu, denizlerin derinliğini- tam anlamıyla olmasa da-görmemize yardımcı olur. Her kitap renkli bir çakıl taşıdır aslında. Çeplerinizi çakıl taşlarıyla tıka başa doldurun. Silahlanın.

Silahlanmanın yöntemleri, militana notlar;

Televizyonun yaşamımızdaki yeri, bizi; etkileme, yönlendirme, uyutma, fıttırtma, kafayı yedirme yeteneği ve gücü konusunda gerek Türkiye’de gerek diğer ülkelerde yüzlerce, binlerce araştırma yapıldığını biliyor ve bu araştırmalara dayanarak militan olmanın yolunun televizyona karşı geliştireceğimiz köklü çıkışlarla olası olacağını iddia ediyorum.

Televizyona karşı haklı direnişimiz;

Televizyonda tartışma programlarını (özellikle siyasi tartışmaları) takip ederken, her konuda; dış politikadan, bölgesel sorunlara, ekonomiden, futbola, uçan kuşun kanadındaki kıvrımlardan, göllerin derin diplerindeki taşın rengine, insana ve yaşama özgü bütün konuları, alıntı ve çalıntı yaparak ‘yazdığı’ veya ‘yazmadığı’ kitapla açıklayabilen, ‘bilgi ve ilim’ sahibi; isminin önünde eşek yükü sıfat ve ünvan taşıyan, soylu bilim adamlarının sıfatlarını değişik bir fonda okuyarak televizyonun yaşamımızdaki önemini ‘dram’dan komediye çevirmekle başlayalım işe. Bundan sonra ‘Prof Dr’ olarak başlayan sıfatları ‘Forp Rd’ olarak okuyun ve;

‘hadi ordan sen de, gelecek ilk seçimlerdeki aday adayı ‘Forp Rd’ diyerek ti’ye alma’ dönemi bir militan adayı olarak sizin ilk görevinizdir. Hadi hayırlı olsun.

Tehlikeli eylemler:

Bu akşam eve gittiğinizde, sıkıcı geçen günün sonunda takındığınız bezginlik göstergesini yüzünüzün sol tarafına, kapıdan içeriye attığınız ilk adımda yerleştirin. Eylem başlıyor: Annenizin uzattığı terlikleri giymeyin, televizyon karşısındaki her zamanki koltuğa çökün, annenizin sorduğu sorulara yarım yamalak yanıtlar verin. Zor bir gün geçirdiğiniz, konuşmak istemediğiniz canısı anneniz tarafından kısa zamanda anlaşılsın. O anne ki, sizin gözlerinizdeki grimsi bulutlardan yüreğinizden geçen azgın suların delişmenliğini sezer, üstünüze gelmez. Annemiz; elleri binlerce kez öpülesi kutsalımız.

Anneniz siz istemeseniz de bir şeyler hazırlamak için mutfağa yönlendiğinde, hızlı bir şekilde harekete geçin; cebinizde taşıdığınız çakıl taşlarından ikisini çıkarın, masanın üstüne koyun-  taşlarından birisi, kolay okunabilen, duygu yüklü öykü kitabı olabilir -anneniz için-. Bu eylemi yaptıktan sonra, daha tehlikeli olanı; kaşla göz arasında televizyonun arkasına yönelin....ve ‘birşeyler’ yapın.O ‘birşeyler’ her evin, her ailenin özgün durumuna göre özgün farklılıklar gösterebileceğinden işin bu kısmı tamamen size bağlı. O özgün eylemin sonucunda televizyon birden bozulur. Yapmacıklı bir biçimde, sesinizi; pazarda değişik satış teknikleri deneyen, aykırı pazarlamacı edasıyla, biraz acıklı,biraz kızgın tonlamayla yükselterek;

‘Allah kahretsin, televizyon bozuldu, göstermiyor’ tümcesini yüksek perdeden seslendirerek mütfağa doğru bağırın. Sonrası:

Anneniz,

‘durup dururken şimdi ne oldu buna, gerçi çok da eskimişti’....bunun gibi bir yığın serzenişte bulunacak’

Siz; bu iş de nereden çıktı hoşnutsuzluğunu sıkıntısını, bezginliğinizi –yalancıktan-dile getirerek- tabi ki sizin gerçek üzüntünüz canı annesini üzüntülü görmek- televizyonun-sanki çok da anlarmış havasında-sağına soluna bakarak yok bu çalışmıyor biz de bu akşam  televizyon seyretmeyiz, şurada masanın üzerinde çakıl taşları var, onlarla oyalanalım, deyin.

Not 4) Evinizdeki eski televizyonları bozup atın, yeni televizyon almayın!

 

Militana ek bilgiler ve kısa anımsatmalar;

Severek okuduğunuz, bir sonraki yazısını merekla, sabırsızlıkla beklediğiniz yazarınız olsun. Çok ama çok ısrar ederseniz – sizi kırmamak için- bu ‘yazar’ ben bile olabilirim.

Mutsuz olmaya hazır olun.

                           ‘Kim istemez mutlu olmayı

                            Ama mutsuzluğa da var mısın’(1)

                     

Sevgilinize ‘text’ mesajı yerine, 0.5 uçlu tükenmez kalemle –mavi mürekkepli olanlar daha can alıcı etki yapabilir- beyaz kağıt üzerinde kelimelerin açık denizlerde süzülerek akan yelkenli örneği mektup yazın. Yazdığınız mektubun bir kopyasını da kendinize saklayın. Benim gibi belli bir yaşa eriştiğinizde biraz hüzün ve çokça da neşeyle okursunuz.

Size ‘aşkımızın, ilişkimizin sonu yok yakınmasıyla dert yanan ‘hayellerimizin gerçekleşme olasılığı imkansız’ vurgulamasını sürekli yineleyen sevgilinize,

Eğer seçim:

a) Aşık olmak kaybetmekle                     

b) Hiç aşık olmamak arasında bir tercih ise ben aşık olmayı (tutkuları) sonunda kaybetmek olsa da hiç aşk yaşamamaya yeğlerim şeklinde yanıtlayın.

Anısatma; büyük tutkular, bağrında büyük kaybetmeleri barındırır.

Büyük tutkulara bağlanmanın, biliçli bir seçim olduğunu bilin. Tercihinizi büyük tutkudan yana yaptığınız gün büyük hayal kırıklığını da seçmiş oluyorsunuz.

Cebinizde taşıdığınız çakıl taşlarının içinde en az iki şiir olsun. Bu iki şiirden biri her an karşınıza çıkabilecek sevgili için kullanılmaya hazır; ezberinizdeki aşk şiiri, diğeri; ise direnişin şiiri olmalı. Aşk şiiri; sevgilinin gözlerine bakarak okunmalı. Direnişin şiirini ise sevgiliyle birlikte.

Bitirirken-Sonuç

Öğrenmek ve bilmek; mutsuz olmak, yanlız kalmaktır. Varsın mutsuz olun, yanlız kalın... ama siz yine de öğrenin.

‘Bilmek acı çekmektir’(2)

Bütün mesele;

Bilmek- en azından öğrenmeye çalışıp-  mutsuz olup, yanlız kalmak 

ya da Bilmeyip- öğrenmeye çalışmayıp- bir hiç olup mutlu olmak mı?

Seçim sizin.

Ha bu arada militan adayları; bütün yanlızlıkları ben yaşadım- hadi yine de iyisiniz- sanırım size pek kalmadı.

 

N. Kazım ÖZTÜRK

26.03.2017

 

1- C. Süreya

2- Neruda

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.