STOCKHOLM'DE CORONA İLE DANS - 3/4

02 Mayıs 2020 00:25 / 743 kez okundu!

 


"Bu kadar olumlu niteliğine rağmen İsveç'te Corona meselesindeki bu politika nasıl oluyordu da böyle uygulanabiliyordu. Benim inancım şu, yıllardır yaşlılar ve hastaların devlete yükünün nasıl büyük bir miktara eriştiğini tartışan İsveç elitinin, bu konuda istediği bir gözdü, Allah verdi iki göz misali oldu"

 

****

 

STOCKHOLM’DE CORONA İLE DANS - 3 

 

Nihayet Wiktoria geldi, o ne güzellikti öyle, unutmuşum, bir yıldır görmemiştim. 1.90 boyu ve harika endamıyla karşımda duruyordu. Bir insan nasıl bu kadar güzel olabilir diye düşünmekten kendimi alamadım. Tebessümle, buyrun dedi. Odasına gittik, her zamanki gibi şikayetimi sordu anlattım. Bu normal, bir yılı aşkındır gelmedin dedi, önündeki bilgi sayara bakarken...

Soyun ve banka yat dedi, üst tarafımı çıkardım ve bu iş için özel yapılmış banka yüz üstü yattım. Her zaman yaptığı gibi derin nefes al dedi. Yaptım, şimdi nefesini tümüyle boşalt dedi, sonuna gelince usta bir baskı yaptı, omurgamdan bir ses, tırık dedi… O da hıh dedi… Bu hareketi omurgam boyunca 7-8 kez tekrarladı, artık hiç trık sesi yoktu…

Akabinde sanki kendi bedeni imiş gibi sağ tarafımda sertleşmiş yerlere yüklendi, göremediğim için parmağıydı yüklenen her halde diye düşündüm.

En az 10 defa ikişer dakikadan bu hareketi tekrarladı, bazan acı dayanılmaz gibi oluyordu ama muhteşem bir duyguydu.
Bugünlük bu kadar, giyinebilirsin dedi. Şimdiden muhteşem bir rahatlamaya kavuşmuştum.

Giyinirken, aslında sen risk grubundasın, senin durumunda olanları bakıma almıyoruz ama sana bir ayrıcalık yaptık. Senin en az 10 seansa gereksinimin var. Pazartesine sana zaman ayıracağım. Lakin bir sorun var, şefimle konuşacağım (o bolla yapacağız şefimle, yani bir o bir ben top atacağız biri birimize ) Eğer evet derse Pazartesi gelirsin eğer uygun görülmüyorsa sana telefon ederim Pazartesi sabah. Eğer telefon etmezsem gelirsin Pazartesi dedi.

Benim risk zonunda olmam tehlike arzediyormuş. Yani benim için böyle bir karar alacaklarmış. Wiktoria'ya içten teşekkür ettim…Pazartesi bir engel olmasa görüşürüz dedim ve ayrıldım oradan.

Yolumun üstündeki en büyük markete uğradım. Tek tük insanlar vardı, çok tenhaydı. Bir şey dikkatimi çekti. Her reyon bir kare içine alınmıştı, mesela, domates patlıcan reyonu bir kare çizilmişti 2 metre genişliğinde, eğer o kare içinde bir insan varsa, ikinci kişinin girmemesi İçin bir uyarıydı. Ve bir karenin içinde iki kişiye hiç rastlamadı Hıyar reyonu da öyleydi. Şampuan reyonu da... Anlayacağınız her şey bir kare altına alınmıştı. 

Kasadaki kuyruk aynı şekilde çizilmiş ve her çizgiye, mesafeye dikkat diye yazılmıştı… Hele kasanın sonundaki, poşetlerin doldurulduğu yer; akan iki bandın iki tarafında duranın biribiriyle temasını önlemek için şeffaf bir plakayla ikiye ayrılmıştı. Kasiyerin etrafı da aynı şeffaf plakalarla ayrılmıştı. Muhteşem bir organizasyondu yani.

Sonra eczaneye gittim, aynı sosyal mesafe meselesi orda da vardı. Yerler çizik çizikti…
Göz duşu veya damlası olarak bir sıvıya ihtiyacım vardı. Fazla bilgisayara bakmaktan gözler kuruyormuş, kızıllaşma, çapaklanma, yaşarma derken oldukça rahatsız olmuştum…Doktora telefon edince, fazla mı bilgisayara bakıyorsun diye sordu… Oooo, facee, diziler haberler derken gün bitiyor dedim. Göz duşunu o önerdi. Yanında verdikleri özel plastiğe sudan koyuyorsun ve arka üstü yatıyorsun, gözlerini su içinde kırpıştırıyorsun. Bir kaç dakika sonra, ne çapak kalıyor ne de kızarma. Tavsiye ederim hani…

Eve geldiğimde HaberTürk TV’ye baktım. İsveç’ten yaşlılarla ilişkisi olan psikolog bir bayan bağlanmıştı. Hava ambulansı ile ilgili konuşuyorlardı Sosyal medya hastalarına göre, İsveç’ten alınıp Türkiye'ye götürülen aile için, vatandaşlıklarının düşürülmesiyle ilgili dava açılmışmış!!! Tabi kadın, böyle bir şey yok dedi. Gerçekten de medyada böyle bir şeyden eser yoktu.

Sonra hava ambulansıyla ilgili konuda mevzunun olduğu gibi haberleştirildiğini söyledi. Oysa haber Kürdo Baksi’nin, "bu haber Türk hükümetinin başarısızlığını gizlemek için bir şovdur’’ paravanasının arkasında halka sunulmuştu. 

Üçüncü soru Stockholm’deki Corona bulaşısının ne alemde olduğu soruldu. Bayan ne var, ne de yok dedi bir şeyler söyledi ben anlamadım. Sonra İsveç’te hiç bir önlem alınmıyor, İsveç’in hava ambulansı yok diyorlar gibi hiç kimsenin söylemediği şeyleri söyleniyormuş gibi ortaya getirip İsveç’in hasletlerini sayıp dökmeye başladı. Neden böyle yaptı bilmiyorum. Korkudandır desem, değil bence ama içten içe bir korku var iktidardan her halde…

Kürdo Baxi oldukça ünlü Mahmut Baksi’nin yeğenidir. Mahmut Baksi’yi çok yakından tanırım. Benim bildiğim ki yanılabilirim, Mahmut Baksi'nin hiç bir zaman PKK yanlısı olmadığıdır. Bu konuda yemin edemem çünkü Kürt hareketine katılıp PKK ile ilişkiye geçmemiş insan azdır. Onun Diyarbakır'daki ölüm orucuna paralel başlattığı eylemi çok ziyaret etmiştim Sergeystori meydanında. Bir yandan kanserle didişirken başlattığı bu eylem sırasında nüktedanlığından hiç bir şey kaybetmemişti. Kürdo Baksi ise tümüyle karaktersiz bir kefen soyucudur. Baksi soyadını her pisliğe bulaştırmıştır. PKK’ya tam angaje olmakla yetinmemiş İsveç gizli örgütü SEPO’nun kontrolünde olduğu oldukça yaygındır ve bu söylenti kendisine çok yakışmaktadır. İsveç yönetimi ne zaman ihtiyaç duysa bu zat emre amade söylemlerde bulunmaktan çekinmez…’’ 

"İsveç'te yaşayan, Türkiye karşıtı Kurdo Baksi, Aftonbladet'e konuşarak, Türkiye'nin bu hareketinin, başarısızlığının üstünü kapatmak amacıyla gerçekleştiğini iddia etti. Türkiye'de koronavirüs testi için vatandaşların para ödediği yalanını söyleyen Baksi, Türk basın kuruluşlarının İsveç hastanelerini kötülediğini de iddia etti.’’ Kürdo’nun bu eylemi tam da SEPO’nun istediği bir eylemdir.

Fetöcü ve sol kenarda oynamaktan vaz geçmeyenler de bu konuda hummalı bir hareket içindeler.
Bir çaba, bir çaba ki, akıl almaz bir şey. Yok şovmuş, yok Emrullah Gülüşken Ak Parti taraftarıymış, yok Sağlık bakanının akrabasıymış… Daha neler neler… Bunların kimisine mesaj attım, kimine telefon ettim. "Yahu bu yalanlarla ne kazanacağınızı umuyorsunuz, diyelim ki show, ne güzel şov, böyle şova can kurban" dedim. Madem burada her şey bal ile kaymak, bakın 4 haftadır maske bulmak için uğraşıyorum, madem öyle bana bir kaç maske gönderin veya ilişkinizin olduğunu söylediğiniz doktorlardan bana bir kaç maske bulun’’ dedi

Laga luga sol tarafta figürü rezalet dansa devam tabi…

(Bu günlük bu kadar… Sağlıcakla kalın, EVDE KALIN )

 

***

STOCKHOLM’DE CORONA İLE DANS - 4 VE SON

 

Bu ülkenin detayına ve tarihine inmeyi göze alırsak, yer kürede eşi menendi olmayan bu ülke hakkında gerçekten bir analiz yapmaya kalsak bu yazı dizisi bitmez. Hatta tek bir konu hakkında bir kaç kitap yazmaya kalksak bir kaç kitabın yetmeyeceği ortada. Hele çivi nasıl çakılmalının bile kitabının olduğu bu ülkede, ben yazdım tamam demek için başka kafada olmak lazım. Çivi nasıl çakılırın kitabı vardır dediğimde abartıyorum sanılabilir ama ne yapmak isterseniz, ne ile ilgileniyorsanız, abartısız iğneden ipliğe her konuda sayısız kitap vardır bu ülkede...

Bu bakımdan konuyu üç başlıkta özetin özeti bir kaç örnek vererek noktalamak istiyorum. Noktalamak derken, şimdilik noktalamak anlamında söylüyorum. İleride yeri geldikçe değinmek üzere noktalayacağım.

Bu konular:


1 – Düşünce özgürlüğü ne alemdedir bu ülkede?
2 – Polis nelere yetkilidir,  halka karşı nasıl davranır?
3 – İşçi hakları ne düzeydedir?
4 – Kişi veya milletvekili, bakan ve başbakanın toplumsal hayattaki ayrcalıkları ne durumdadır?
5 – Bireyin ekonomik durumu ne vaziyettedir?
6 – İsveçlide kibir ne vaziyettedir?

 

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NE ALEMDEDİR BU ÜLKEDE?

Hiç uzun uzun anlatmaya gerek yok, 37 yıldır bu ülkede yaşıyorum ve aklıma bir şey geldi, bu düşüncemi söylersem acaba başıma neler gelebilir, sorgulanabilirmiyim, ceza alabilirmiyim diye bir kuşkunun zerresini duymadım. Şu anda Stockholm’de yaşamaktayım. Aklıma ne gelirse yazarım, kimseye hakaret veya küfür etmediğim sürece hiç bir sorun yoktur. Zaten aklıma bile gelmemiştir. Bu durum, sendika, dernek, parti, aklınıza ne gelirse gelsin her kes için geçerlidir. Bence bu paragraf mesele üzerinde düşünmeye yeterlidir. 

POLİSİN DAVRANIŞI

Bir çok olay anlatabilirim lakin uzatmamak için bir tek örnek vereyim. İsmi lazım değil, bir arkadaşımız uygun olmayan bir elbiseyle, bir diskoteğe girmek istemiş, badigard engel olmuş. Şu anda Türkiye'de bu iş nasıldır bilmiyorum, lakin burada badigardın bu hakkı var. Arkadaşımız badigardla kavgaya tutuşmuş, derken polis gelmiş ve kişiye sert bir şekilde müdahele edip kolunu bükerek polis otosuna tıkıştırmış. Arkadaşımızın kavga ettiği badigardla kavga olayı hiç konu bile olmadı lakin, polisin arkadaşımıza davranışı ciklet gibi uzadı. Mahkemeler falan dediysem, öyle küçük mahkameler değil, savcının avukatın hakimlerin olduğu oldukça ciddi mahkemelerdi. Bu mahkemeyi izlediğimde, savcının, kolunu nasıl büktün göster bana, ortaya çıkyorlar, nasıl kolu kıvırdığını sergiliyorler, peki neden gerek gördün buna gibi, yok nasıl tıkıştırdın adamı arabanın içine gibi ahiret soruları karşısında hayretten hayrete düşmüştüm. Doğrusunu isterseniz arkadaşımı bırakıp polisin zavallı durumuna acıyasım gelmişti. Bence bu örnek yeter üzerinde düşünmek için…

İŞÇİ HAKLARI NE DÜZEYDEDİR

Bir işçi bir iş yerine istihdam edilip işe alınmışsa ve deneme süresi olan bir yıl da dolmuşsa, hele bi de sendikalı ise (Sendikaya ödenen aidatlar çok yüksek değildir) işverenin haklı ve ciddi bir gerekçesi olmadan işçinin işçiyi işten atması çok zordur ve yığınla şartı vardır. Diyelim ki işveren öfkelendi ve işçiye seni attım dedi. O zaman yandı gülüm keten helva olur işveren için. Tazminatlardan tazminat beğenmesi gerekir ve bu eşşek yükü miktarda para demektir.

KİŞİ VEYA MİLLET VEKİLİ BENZERİ KİŞİLERİN AYRICALIKLARI VAR MIDIR?

Unutmadan söyleyeyim. İsveç bir şekilde siz kelimesini literatüründen çıkarmıştır. Diyelim ki başbakanla konuşuyorsunuz, başbakana siz diye hitap edilmez, sen diye hitap edilir. İlk geldiğim yıllarda bu hitap şeklini çok yadırgamıştım ama zamanla alıştım tabii...
Oto tamirhanem diplomatların yoğun ve parlamentoya yakın yerdeydi. Bu yüzden müşterilerimin arasında bu tipler az değildi. Moderat partinin milletvekili vardı yakın ilişkim olan. Burjuva partisi olarak bilinen Moderat parti milletvekilinin davranışları çok ilgimi çekerdi. Her tamirat ödemesi yaparken faturayı dikkatlice inceler, hata varsa mutlaka bulur, bulamazsa, indirim talep ederdi. Çok zengin bir aileden geliyordu, yarım düzine dil bilen tuhaf bir adamdı. 12 Eylül sürecinde bir kaç kez Diyarbakır mahkemelerini izlemek için giden heyete katılmışlığı vardı. Çok sohbetimiz olmuştur, sohbetlerdeki liberal bakışı beni çok etkilemişti. Neticede burjuva partisi milletvekiliydi. Bir gün nasıl oldu hatırlamıyorum, şehre gidecektik, isterseniz sizi bırakayım ben de merkeze gidiyorum dedi. Ben oğlum Roj ve annesi üçümüz Türkiye'de külüstür olarak tarif edilebilecek Mersedesine bindik. Merkeze yaklaştıkça trafik tıkandı. Gırgır olsun diye, sende ışıldak falan yok mu tepeye taksak da yollar açılsa dedim. O sizde var, bizde olmaz demişti de çok gülmüştük...

İSVEÇ’TE BİREYİN EKONOMİK DURUMU

Bu ülkenin zengini çok zengindir, orta tabaka çok geniş bir yer tutar bu toplumda. Benim örnek alacağım, bu ülkede en fakirlerin yani her ne sebeple olursa olsun geliri olmayanların durumunu sergilemek olacak. Hiç bir geliri olmayanlar devlet güvencesi altındadır. Sosyal diye bir kurum vardır. Bireyin ikametine göre kira üstüne asgari aylık gereksinimi hesaplanarak kişiye ödenir. Yeni meslek öğrenmesi gerekiyorsa ve kişi istiyorsa bu konuda her türlü masraf extra olarak kişiye sağlanır. Hiç bir fert yaşamını sürdürmek için bir başka kişiye muhtaç değildir, nokta. Bu konuda fazla söze gerek yok sanırım. Engelli şahsın her gereksinimi devlet tarafından karşılanır, otomobil kullanabiliyorsa, gerekli tüm aksesuarlar ve değişiklikler yapılarak otomobili engelliye bedava verilir. Bazen bu gerekli restorasyon arabanın fiyatından fazla olabilir, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Kullanılmış oto bu halde söz konusu değildir. Otomobil yeni olmak zorundadır, nokta. Bence fazla söze gerek yok.

İSVEÇ’TE KİBİR MESELESİ

İsveçliye kibir nereden gelmişse gelmiş ama felaket denecek düzeydedir. Bence hiç bir İsveçli bir göçmenin, özellikle asya, ortadoğulu, Afrikalı bir işverenin yanında çalışmayı hazmedemez. Çalışır çalışmasına ama her davranışında adeta şunu ima eder "Ben ki, sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli ve uzun boylu ari bir ırktan geliyorum, sen ki beş para etmez bir kara kafasın. Sen benim patronum olamazsın. Sen bakma şu anda senin yanında çalıştığıma. İlk fırsatını bulduğumda burayı bırakırım…’’ Avrupalılar için bir derece tolerans vardır da, Amerikalı ise iş veren, o kadar bal kaymak olur ki, yalakalığına doyulmaz...

Açıkça görülen bu kadar olumlu niteliğe rağmen Corona meselesindeki bu politika nasıl uygulanabiliyor? Benim inancım şu, yıllardır yaşlılar ve hastaların devlete yükünün nasıl büyük bir miktara eriştiğini tartışan İsveç elitinin, bu konuda istediği bir gözdü, Allah verdi iki göz misali oldu...

Uyguladığı politika, çelik gibi soğuk duygularına ve olağanüstü kendini beğenmişliğinde yatmaktadır diye düşünüyorum.

Diş doktoruna gittiğimde haliyle bana ağzını aç dediğinde açardım. Ağzımı açtığımda ''vad duktik vad duktik'' (oy ne becerikli, oy ne becerikli) diye çığlık atarcasına seslendiğinde çok öfkelenirdim. "Bunun beceriyle ne ilişkisi var, biz maymun muyuz ki, ağzımızı açınca büyük beceri göstermiş oluyoruz?" diye az tartışmadım.

Böylece bu yazı dizisini burada bitirmiş olalım...
Sağlıcakla kalın, EVDE KALIN
.

 

Mustafa SATIŞ

 

Son Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2020 11:53

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.