BİRBİRİMİZİN ANILARINA İHTİYACIMIZ VAR

25 Mayıs 2020 16:59 / 1295 kez okundu!

 


"Benim önerim hiç de edebi veya dört başı mamur yazılar yazılması değildi. Çoktandır böylesine teorik yazılardan da hiç hoşnut değilim. Köşe yazısı geleneğinden gelen gazetecilerin memleket yönetme hevesinden kaynaklı makalelere de bir türlü ısınamamışımdır zaten... Anılarınızı yazın. Yazan için de okuyan için de daha hayırlı olur."

 

***

BİRBİRİMİZİN ANILARINA İHTİYACIMIZ VAR


Geçende sosyal medyada şöyle bir ricada bulunmuştum: "Arkadaşlar, kampanya yürütür gibi yazmasanız. Mesela ikitiar bi şey söyleyince aynısını tekrarlayıp kampanya yürütmeseniz, onun yerine bir deney, bir insanla diyalog, bir anı anlatarak görüşlerinizi aktarsanız çok daha yararlı olmaz mı?.

Çoğunuzun derya gibi yaşanmışlıkları var, tanıdığım kadarıyla...

Muhalefet için de geçerlidir bu ricam.

Gerçekten, hiç olmazsa benim için bir yararı olacak.

Kampanya gibi tüm tv'lerde ve basında yer almış sözleri burada tekrarlamanın kime ne faydası var ki.

Lütfen kusura bakmayın. 

Bu bir ricadır."

Bir arkadaş "Hocam çok haklısınız ama herkes sizin gibi duygularını ifade edemiyor" diye yazmıştı, ben de beğeni butonuna basıp yorum yazmaya hazırlanırken, aklıma doktor randevum olduğu geldi. Apar topar dışarı çıkınca maskeyi unuttuğumu fark ettim ancak almaya da zaman hiç yoktu.
 

Bu arada farkettim ki Stockholm’de maskeliler bayağı çoğalmış, bu da güzel bir şey, önceleri bir tek ben maskeliyken tuhaf hissediyordum kendimi. Neyse, arkadaşın yorumunun altına yorum yazamadan sadece beğeni bırakınca pek şık durmadı haliylen. Benim öneri ve ricadan kastım hiç de edebi veya dört başı mamur yazılar değildi. Çoktandır böylesine teorik yazılardan da hiç hoşnut değilim. Köşe yazısı geleneğinden gelen gazetecilerin memleket yönetme hevesinden kaynaklı makalelere bir türlü ısınamadım zaten.
 

1974 yılındaydı sanırım, TSİP olarak İstanbul belediye başkanlığı seçimlerine girmiştik. Reklamlar, duvar yazıları, bildiriler gırlaydı. Az kalsın böyle bir eylemde trenin altında kalıyordum. Az dayak yemedik polisten, elimizde boya fırçası ve kutusuyla, gecenin bi vaktinde polisçe yakalandığımızda... Seçim sonuçlarına göre 35 üyemiz olmasına rağmen 31 oy almıştık. Kartal belediyesi her kesin göreceği bir şekilde merkezdeydi lakin, içimizden hiç biri bu kapıdan içeri girmemişti muhtemelen. Halkımız kuru gürültüye papuç bırakmaz.

Sonuçları daha komik bir senato seçimleri vardı. İKD başkanı Beria Önger adayımızdı. Yeri göğü inletmiştik. Ne masraflar yapılmıştı. Ne kampanyalar, afişler, ne duvar yazıları... Maden-İş Basın yayında bir tartışmada, "biz çok oy alacağız, keşke iki aday gösterseydik" diyenlerle bahis tutmuştum, otuz bini aşarsak oturup kalkıp dua edelim demiştim. Sultan Ahmet mitinginde Süleyman Üstün'ün yanında kıytırıktan konuşmacı bendim. O seçimde de dağ taş dinlemeyip, bütün kahvelerde nutuk atmıştık. Kartal'a yakın bir gecekondu kahvesine gittik, hiç kimse yoktu, ocakçı ve çay dağıtan çıraktan başka. Tabii ben konuşma yapmamıştım. Kime yapacaktım ki... Ancak sendikacı Nafiz Bostancı bu duruma hiç aldırmamış ve konuşmasının tamamını yapmıştı. Kahve o hoperlörle zangırzangır  titremişti. İnsanın hiç kimse olmadığı halde görevini yerine getirme disiplinine hayran kalmıştım. Kahveci ise müsade ettiğine bin pişman olmuştu sanırım. Normalde tıklım tıklım dolu olan kahveye ''Komünistler geliyor'' diye o gece kimse gelmemişti. Adamın hazırladığı çaylar çöpe tabii... Seçim sonuçlarına göre koca istanbul'da aldığımız oy 24 bin civarındaydı sanırım. "Gümbür gümbür" geliyorduk gerçekten !!!

Bugün de devlet dairesinin hiç bir kademesinde bulunmamış insanlar, devlet üzerine ahkam kesmekten hiç imtina etmemekte.


Gerçi benim konu etmek istediğim şey bunlar değildi. Kampanyavari hareketlerde bulunanların çoğunun eli kalem tutuyor ve halkın deyimiyle mürekkep yalamışlar ve oldukça deneyli insanlar.
İnsanların neredeyse tamamının annesi var, babası var, çoluğu çocuğu, eşi kardeşi var. Bir ailede her kes aynı görüşte zor olur. Mesela Kılıçdaroğlu tv de göründüğünde, ben sevilecek bir yerinin olmadığına eminim de, bir çocuk seviyor olabilir ve sevgi gösterisinde bulunabilir. Neticede çocuk bu. Veya aile fertlerinden biri pekala Erdoğan’dan haz etmeyebilir. İşte bu tür tepkilerden haber vermek, değme anketçilerin ulaşamayacağı gözlemlerdir. Mesela nerede gördüm anımsamıyorum, baba ve çocuk dışarı çıkarken çocuk babaya soruyor "baba korona virus gitti mi?" Baba cevaplıyor "Hayır oğlum gitmedi’’ Çocuk tekrar soruyor o zaman biz neden dışarı çıkıyoruz?"


Şimdi bu diyalog üstüne kaç makale yazılsa tasvir edebilir acaba?


1997 yılı olsa gerek, annem kadınlarla din sohbeti izliyor. Konuşmacı o zamanın pek popüler bir din alimi... Yaşar Nuri Öztürk, annem pek konsantre programı izlerken, kadınlardan biri programdaki hocaya şimdi anımsamadığım bir soru soruyor. Hoca hık mık bir türlü mevzuya gelemiyor. Annemin mırıldanırcasına tepkisi "Hoca tetirbeye girdi" oluyor. Tetirbe, Urfa dilinde çıkmaz sokak demek. Şimdi gelin de bu tepkiyi bir kaç makalede anlatın anlatabilirseniz...


Benim vurgulamak istediğim, anadolu insanının ferasetini gösteren bu tür tepkileri yazmaktı. Yoksa edebi yazılar değildi. Anılarınızı yazın. Yazan için de okuyan için de daha hayırlı olur.

Son olarak örneğin "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa" söylemini kaç ciltlik kitapla anlatmak olanaklıdır acaba?

Mustafa SATIŞ

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.