ZİHİN DEVRİMİ

18 Eylül 2018 17:28 / 1144 kez okundu!

 

 

Sevgili okuyucular, böylesine seçkin bir platformda bana fırsat verilmesiyle uzun bir aradan sonra tekrar sizlerle buluşmanın sevinci içerisindeyim. Bugün sizlerle ülkemizin son dönemde karşı karşıya kaldığı tehditlerin altyapısını oluşturan temel bir konu ve çözüm önerileri hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

 

****

 

ZİHİN DEVRİMİ

 

Sevgili okuyucular, böylesine seçkin bir platformda bana fırsat verilmesiyle uzun bir aradan sonra tekrar sizlerle buluşmanın sevinci içerisindeyim. Bugün sizlerle ülkemizin son dönemde karşı karşıya kaldığı tehditlerin altyapısını oluşturan temel bir konu ve çözüm önerileri hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.

 

Türkiye çok partili sisteme geçtiği günden bu yana çok boyutlu badireler atlattı. Darbeler, terör ve ekonomik krizler… Hepsinde de yerine konulması çok zor olan insan ve mali kaynak kayıplarıyla karşılaştık. En son yaşadığımız FETÖ maskeli NATO darbe ve işgal girişimi, Milletimizin basireti ile ferasetini kullanarak Devletinin arkasında tek vücut olmasıyla püskürtüldü. Halen Dünya’da yeni bir paylaşım savaşı hüküm sürüyor. Bu süreci Küresel Soğuk Savaş olarak adlandırabiliriz. Devletler kozlarını Suriye üzerinden paylaşıyor görünse de, asıl çatışma ve restleşmelerin zengin enerji kaynakları itibariyle Doğu Akdeniz üzerinde yoğunlaşmaktadır. Son zamanlarda maruz kaldığımız ciddi finansal terörün, ülkemizi meşgul edip Doğu Akdeniz’den uzak tutmak için düzenlendiği değerlendirilebilir. Devletimiz böyle bir kaos ortamında bürokratik çemberi kırmak ve hızlı karar almak için Başkanlık Sistemine geçişi öne aldı.

 

Eski Türkiye’nin parlamenter sistemi milletimize dar gelen bir gömlekti. Türkiye’nin köklerindeki iki bin yıllık devlet tecrübesi nedeniyle öyle bir potansiyeli vardı ki, bunu keşfettiği takdirde Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’da sömürülen mazlum milletler için umut ışığı olacaktı. Bu yüzden yapay ideolojilerle ülkemiz oyalandı. Halkın içinde ayrılık ve düşmanlık körüklendi. Küresel Güç Merkezleri tarafından özellikle yurtdışında eğitim yoluyla devşirilen dışı yerli içi ecnebi olan kanaat önderleri halkın içine nifak tohumları ekti. Bunun için Psikolojik Harp ve Algı Yönetimi etkin bir biçimde kullanıldı. Toplum kimi zaman ideolojik açıdan dört sınıfa ayrıldı. Kimi zaman ise herkesçe bilindiği üzere Sağ-Sol, Laik-Dindar, Türk-Kürt ve Sünni ve Alevi biçiminde kutuplaştırıldı.

 

Yakın tarihimizde 1856 Islahat Fermanıyla başlayan süreçte Küresel Güç odakları tarafından Osmanlı’ya ekilen kripto hücre tohumlarının yeşertilmesiyle bir Cihan Devletinin çöküşü hızlandırıldı. Bu hücrelerin Carbonari Cemiyeti’nin sistematiğini kullanarak İttihat ve Terakkiye sızması Osmanlı Devletinin dağılmasıyla sonuçlandı. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde kripto hücreler yer altına indiler ya da kamufle oldular. Vefatından sonra yeniden aktif oldular.

 

Günümüze gelecek olursak, Devletimiz, vesayetin çeşitli biçimleriyle çok daha etkili mücadele etmektedir. Türkiye’nin büyüme yönünde strateji uygulamasına karar verilmiştir. Zulmün ve adaletsizliğin kol gezdiği Ortadoğu ve Sahraaltı Afrika’dan başlayarak Türkiye etki alanı coğrafyadan başlayarak tüm Dünya’da çatışmaları çözümleyerek hak, adalet ve insanlığı tesis etme rolü üstlenmiştir. Tüm Devlet kurumları bu büyük görev için yeniden yapılandırılacak ve milletimiz bunun için motive edilecektir. Fakat gerçekçi olursak, önümüzde çok büyük bir engel olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Güçlü Bir Devlet inşasının yolu, güçlü bir milleti oluşturmaktan geçer. Bunun ancak bir zihin devrimi ile başarılabileceğini düşünüyorum. İnternetin ve sosyal medyanın çok yaygın bir biçimde kullanılmasıyla tüm zihinlerin yönlendirildiğini düşünüyorum. Artık günümüzde ülkeleri savaşlar yoluyla işgal devri bitti. Zihinler işgal edildiğinde Küresel Güç Odaklarının uydusu haline geliyorsunuz. Geçmişte Dünya’da imparatorlukların çökertilip ulus devletlere dönüştürülmesinin ardından günümüzde ulus devletlerin çökertilmesi senaryosu sahneye kondu. Hedef tüm Dünya’da ülkelerin sınırlarının kaldırılıp Tek Dünya Pazarının oluşturulmasıdır. Bu senaryo gereği zihinlerin yönlendirilmesi ve işgali aşamasına geçilmiştir. Uygulanan yöntem algı yönetimidir. İnsanlar sadece çalışan, para kazanan ve kazandıklarını tamamını harcayan ve gerekirse kazandığının fazlasını kredi kartları ve kredilerle harcayan birer tüketim robotu haline dönüştürülmektedir. Birey yoğun propaganda ile gerçeği göremez hale geldiği için ihtiyaç ile arzunun arasındaki farklı ayırt edemez hale gelmiştir. Reklam endüstrisinin başarısı sonucunda istek ihtiyaç olarak algılatılmıştır. Bu yüzden lüks tüketim zorunluluk olmuştur. Aynı zamanda vahşi kapitalizmin en büyük yemlerinden biri olan rekabetin kullanılmasıyla herkes ödeme gücüne bakmadan “Başkasında olan bende de olsun” dürtüsüyle lüks tüketim mallarına hücum etmiştir. Algı yönetimi yürüten Küresel Akıl, topluma korku uyaranını farklı biçimlerde enjekte ederek zihinlerini formatlamaktadır. Labirentteki deney fareleri gibiyiz. Elektrik işlevini gören korku uyaranın verilmesiyle sadece dürtüsel davranarak şartlandırılıyoruz. İletişim kanallarından gelen yoğun propaganda ve bilgi kirliliği aracılığıyla beğenilerimiz, eğilimlerimiz ve tercihlerimiz oluşturuluyor. Üzerimize yapay ideoloji gömlekleri giydiriliyor. Neyi neden savunduğumuz bilmeden başkalarının önümüze koyduğu inanç, tarih, kültür referanslarıyla muhataplarımızı ötekileştiriyoruz. Diyebilirim ki, giydiğimiz kıyafeti, yediğimiz yiyeceği, konuşma tarzımızı, tartıştığımız gündelik konuları bile biz belirlemiyoruz. Zihnimize geleneksel medya, sosyal medya, reklam endüstrisi, sinema ve yabancı dizi platformları aracılığıyla ekilen tohumlarla davranış kalıplarımız şekillendiriliyor. Korku imparatorluğunu yöneten akıl, içimizdeki ölüm korkusunu o kadar alevlendiriyor ki, bazılarımız estetik cerrahiye, uzun yaşam reçetelerine, yaşlanma-karşıtı yöntemlere sığınıyor.

 

Devletimizin yeni geçtiği sistem yerine oturuncaya kadar hepimize düşen önemli görevler var. Bürokraside, iş dünyasında, akademide, medyada, kültür ve sanat çevrelerinde hâlâ var olan kripto hücreleri yönlendiren kanaat önderleri tasfiye edilmelidir. İlk etapta Savunma, Eğitim, Maliye ve Tarım alanlarında yapılan ve yapılacak reformların istikrarlı olması, zihinlerde uyanışa bağlıdır. Zihinlerde bir devrim yapmadan, gaflet uykusundaki insanları uyandırmadan yapılacak tüm hamleler uzun dönemde sonuç vermeyecektir. Aynı zamanda Türkiye, dışarıda üstleneceği Hak, Adalet ve İnsanlık tesisiyle mazlumları himaye etme rolünü başarmak için Küresel Aklın içte uyguladığı hizipleştirme politikasına dur demek zorundadır. Çoklukta Birlik parolasıyla yola çıktık. Halkımızı soy sop, etnik köken, mezhep, sosyo-ekonomik sınıf ayrımı yapmadan farklılıkları koruyarak farklılıklar içinde aynı kubbe altında toplanmasını sağlamak hepimizin vatandaşlık görevidir. Yeni Anayasa, ancak bu düsturun hayata geçirilmesiyle yapılabilir. Tarihimizde bir tur yapıp mercek altına alsak bu konuda büyük bir hazineyi yeniden keşfedebiliriz. Yalnız Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethinde uyguladığı politikayı yeniden değerlendirmek bile yeterli olur. Herkesin dinine, etnik kökenine ve mezhebine saygı gösterip himaye ederek, inancı ve kültürü doğrultusunda yaşamasına müsaade ederek bir büyük medeniyeti yeniden inşa edebiliriz. Bu büyük medeniyetin inşasında, eski kanaat önderlerinin zihinlere saçtığı zehri temizleyecek yerli ve milli yeni kanaat önderlerine ihtiyaç vardır. Bu topraklar, her devirde topluma yön verecek ve çatışmaları uyumla sonuçlandıracak insanları doğurmuştur.

 

Murat ŞAŞZADE

18.09.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2018 15:20

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.