UYANDIRMA SERVİSİ

10 Ekim 2018 10:16 / 906 kez okundu!

 

 

Sevgili Okuyucularım, bugün gerek birey ve toplum gerek millet olarak karşı karşıya kaldığımız sorunların en temel nedenlerinden birine değinmek istiyorum. Öncelikle şunu açıkça söylemek isterim ki hepimiz çok derin bir uykudayız. Küresel Baronun hâkimiyetindeki medya, reklam, moda ve eğlence sektöründen yayılan büyülerin tesiriyle etrafımız kalın duvarlarla örülmüştür. Adeta hepimiz kendi hayat kalesinde mahkûm olarak hakikatlerden mahrum kalmıştır.

Küresel Baron ile ne kastediyorsun, bize masal mı anlatıyorsun diye soracak olan dostlara durumu şöyle açıklamak isterim...

 

****

 

UYANDIRMA SERVİSİ

 

Sevgili Okuyucularım, bugün gerek birey ve toplum gerek millet olarak karşı karşıya kaldığımız sorunların en temel nedenlerinden birine değinmek istiyorum. Öncelikle şunu açıkça söylemek isterim ki hepimiz çok derin bir uykudayız. Küresel Baronun hâkimiyetindeki medya, reklam, moda ve eğlence sektöründen yayılan büyülerin tesiriyle etrafımız kalın duvarlarla örülmüştür. Adeta hepimiz kendi hayat kalesinde mahkûm olarak hakikatlerden mahrum kalmıştır.

Küresel Baron ile ne kastediyorsun, bize masal mı anlatıyorsun diye soracak olan dostlara durumu şöyle açıklamak isterim. Benim için tüm insanların beyinlerindeki düşünce merkezlerini felç etmeyi, değerlerini yok etmeyi ve birer tüketim robotuna dönüştürmeyi amaçlayan mekanizmadır. Küresel Baron, insanlık tarihi kadar eski olan gizli, karanlık örgütlere dayanan dev şebekelerden oluşmaktadır. Tüm Dünyayı siyasi, askeri, ekonomik, güvenlik, gıda ve sağlık örgütleri, çok uluslu şirketleriyle kaplayan devasa bir örümcek ağdır. Hedefi, tek din ve tek dile dayanan ve göstermelik bir Devletin hâkimiyetindeymiş gibi görünen Tek Dünya Devletidir.

Zihnimize başkaları tarafından kodlanan – anne baba, öğretmen, akranlar ve toplum vb. – ve yıllar geliştikçe kemikleşen kalıplara göre yaşıyoruz. Hayatta kalma dürtüsüyle yemek, içmek, barınmak ihtiyaçlarımız odaklanıyoruz. Bu basamakta tatmin olduktan sonra kabul görme, anlaşılma, sevilme, onaylanma vb temellere dayanan sosyal ihtiyaçlarımız karşılama peşine düşüyoruz. Ancak psikolojik ve sosyal zaaflarımızı derinlemesine bilen Küresel Baron, bu noktada devreye giriyor. İcat ettiği ekonomik sistemle bizi büyük ödülü almak için yarışan bir maymuna dönüştürüyor. Nasıl mı? En derin korkumuz olan ölüm korkusunu tetikleyerek… İnsanın en büyük korkusu ölmektir. Bu yüzden psikolojik savunma mekanizmalarını kullanarak ölümü bastırır, unutur ve bilinçaltının derinliklerine iter. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Bu bakımdan insan belirsizlikten korkar ve hayatının her anını programlamaya, planlamaya çalışır.

Küresel Baron, insanları önlerine türlü uyuşturucular sürerek derin uykuda tutar. Derin uykuda olan bireylerde yapay bir kesinlik duygusu oluşturur. Bunu sağlamak için insanın başına sorunlar, dertler açan ve felaketler getiren sahiplenme arzusunu canlı tutar. Sahiplenme hırsı körüklenen insana, daha çok yiyeceğe, daha çok giyeceğe, daha çok eve, daha çok arabaya, daha çok servete, daha sağlıklı bir yaşama sahip olması aşılanır. Zaten Kapitalizmin rekabet yağmuru altında bireycilik batağına saplanan insan, ötekiler olarak damgaladığı diğer insanlardan daha fazlasına sahip olmak için amansız bir yarışa girer. Bu noktada Küresel Baronun büyük korku oyunu başlar. Seçkinler olarak gördükleri küçük bir azınlık dışında tüm insanları kaybetme korkusuyla tehdit ederler. Zaten sahiplenme arzusu, kaybetme korkusundan beslenir. Kaybetme korkusu olan, bunu daha çok sahiplenmeyle bastırmaya çalışır. İşte bu yüzden Sistem kurduğu korku imparatorluğuyla insanların algılarıyla oynayarak onları tüketim kölesi haline getiriyor. Tek Dünya Devleti Projesi gereğince Küresel Baron tüm ülkelerin içini boşaltarak çökertmek için bir sürü araç kullanıyor. Bunların arasında terör, hedef ülkede iç çatışmalar, darbe, ekonomik ve mali kriz, biyolojik ajanlarla oluşturulan salgın hastalıklar, kısırlaştırma, gıdada tekelleşme vb gibi yöntemler var. Tüm bu yöntemler insanda korku mekanizmalarını harekete geçirerek temel güvenlik duygusunu yok ediyor. Dış Dünyanın güvensiz, kaotik bir yer olduğu algısını oluşturuyor. Böylece insan maruz kaldığı uyuşturucularla derin bir uykuya yatıyor. Dijital teknolojinin nimetleri sayesinde algılarıyla hızla oynandığı için sanal bir hayatın içerisine sürükleniyor. “Hazzı iste ve acıları ertele” gibi basit bir psikolojik gerçeğin zehre dönüştürülmesiyle birey zevk odaklı bir hayat yaşamaya başlıyor. Günümüz Dünyasının ürün bolluğu ve zenginliği içinde ölümsüzlük hezeyanı içinde benmerkezci bir hayat sürüyor. İşin trajik yanı gerçeklikle bağı kopan ve Küresel Sistemin bir kobayına dönüşen insan, daldığı uykuyu gerçek zannediyor. İhtirasları, hevesleri ve hırsıyla “Önce Ben Gelirim,” diyen bir zavallı olduğunun farkında bile olmuyor.

Günümüzde ülkelerin nüfuslarının çoğu bu tür insanlardan oluşuyor. Küresel Baron, derin uykuda olan halklarda istifade ederek sinsi senaryosunun aşamalarını birer birer sahneye koyuyor. Siyasi, ekonomik, finansal, kültürel ve dini açıdan bir mahkûm haline gelen toplumları avucunun içine kolaylıkla alıyor. Zaten basitçe düşünürseniz hepimiz en azından cebimizde taşıdığımız kredi kartlarıyla Dünya Tefecilik Sistemine borçluyuz. Ve daha da hazin olanı para diye övündüğümüz kâğıt parçalarının altın karşılığı olmadığı için Sistemin zindanında yattığımızdan haberimiz yok.

Memleketimizde Küresel Sisteme kaçınılmaz olarak entegre olduğu için toplum büyük ölçüde uyuyanlardan oluşuyor. Halen büyük bir siyasi ve ekonomik mücadele yürütüyoruz. Küresel Baron’un Türkiye’yi ele geçirme ve işgal hamlesini 15 Temmuz’da durdurup püskürttüğümüzden beri mücadeleyi değişik cephelerde sürdürüyoruz. Bakın bu açıkça İkinci İstiklal Harbimizdir. Sürdürdüğümüz beka mücadelesini zaferle taçlandırmamızın birinci şartı, uyandırma servisi vererek insanların gözünün açılmasına katkıda bulunmaktır. Devletimiz Başkanlık Sistemini biraz da erkene alarak Küresel Baronu yavaşlatma ve durdurma yolunda önemli bir hamlede bulunmuştur. Artık iş biz vatandaşlara düşmektedir. Hepimiz Devletimizin ağır yükünü omuzlamak zorundayız. Bunu uyandırma servisine destek vererek gerçekleştireceğiz. Ancak işimiz önce kendi uyanışımıza ağırlık vermek olacaktır. Çok karmaşık çözümler değil, basit tedbirler bile uyanmamızı başlatabilir. İhtiyaç fazlasını tüketmemek ve gerçek ihtiyaçlarımız tespit etmek bile çok önemlidir. Çünkü reklam sektörü, isteklerimizi bize ihtiyaç gibi algılatarak lüks tüketime güle oynaya sürüklemektedir. Böylece statü sembolü gibi gösterilen rezidansları, arabaları, akıllı telefonları, tabletleri, bilgisayarları satın alarak borçlanıyoruz. Küresel Vampirin güçlenmesine hizmet ediyoruz. İhtiyacımız kadarını tüketirken, marka bağımlılığından kurtulabilir ve işlevi olan ürünü seçebiliriz. Bu bile sömürü üzerinde yükselen ve tüm varlıklarımıza göz diken Sistemi tehdit etmeye yeter. Uzun bir süreliğine gözlerimizi televizyona ve sosyal medyaya kapatmak, bizi kirli bilgi depolamaktan korur. Zihin zehirlerimizi boşaltmayı ve sevdiklerimizle sağlıklı iletişim kurmamıza yol açar. Zihnimizle Küresel Vampir arasındaki kabloları koparmak gözümüzü dış dünya yerine iç âlemimize çevirmekle gerçekleşebilir. Kabloları zayıflatan ve kopartan birey, tüm bildiklerinin koca bir yalan ve hiç olduğunun farkına sezgisel olarak varabilir. Uyanma deneyimi, kelimelere dökülemez ancak hislerle ifade edebiliriz. Belki de bunun bir ölçüsü çoğunluğun tüketim kalıplarından, tercihlerinden ve zevklerinden giderek ayrılmanızdır. Bu şekilde uyanıp duvarlarınızı aşarsınız.

Kendi uyanışımız bireycilik batağından kurtulmamızın da bir işaretidir. Ailemizden başlayarak, yakın ve uzak çevremiz sorumluluk alanına girer. Unutmayalım esareti reddeden, hürriyet ve istiklal için yanıp tutuşan bir milletin fertleriyiz. Tıpkı İstiklal Harbinde olduğu gibi 15 Temmuz’da da bağımsızlık ve özgürlük için milletçe büyük bir uyanış yaşadık. Bu uyanışın kalıcı olması için büyük bir çaba göstermek zorundayız. Her şeyden önce Dünya’ya “Kendimizi Bilmek” için getirildiğimizin farkına varır ve millet olarak bize yüklenen İlahi Görevi keşfedersek bu uyanış dalga dalga yurdun dört köşesine yayılır. Yurdumuzdan başlayan uyanış tüm Dünya’nın ezilen ve sömürülen halklarına ulaşabilir. Milletimizin uyanan bireyleri hem yurdun her köşesine hem de Dünya’nın doğru yerlerine giderek diğer uyuyanlara uyandırma hizmeti vermelidir. Her uyanan, kendini gönüllü bir nefer gibi çalışmaya adarsa sonuç uzun vadede etkisini gösterecektir. Elbette uyanan bireylerin sayısı, daima uyuyanlardan daha az olacaktır. Etki alanımıza giren her insanı kazanmak, uyandırmak Küresel Vampirin besin kaynaklarını azaltarak zayıflatmak demektir. Ancak bu şekilde tüm insanlığa hizmet etmenin manevi zenginliğine kavuşmuş oluruz.

 

Murat ŞAŞZADE

09.10.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.