O SATIH BÜTÜN ZİHİNDİR

28 Kasım 2018 14:43 / 1214 kez okundu!

 

 

Sevgili okuyucular insanlığın karşı karşıya olduğu yeni ve muhtemel bir krizle ilgili düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Dünya Müesses Nizamı’nın kurguladığı Soğuk Savaş’ın Berlin Duvarı’nın sembolik bir şekilde yıkılışının ardından yeni oyun 11 Eylül 2001’de New York İkiz Kuleler saldırısıyla sahneye kondu. Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşları; İran’a yönelik yaptırımlar, İngiltere’nin Brexit ile AB’den ayrılması; Rusya ve Ukrayna arasında Azak denizinde yeniden patlak veren kriz; Körfez Ülkelerinin Küresel Efendilerinin hizmetkârları olan kukla yöneticilerinin son tutumları; Paris’te yaşanan sivil görünümlü organize ayaklanma; Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının paylaşımı görüntüsü altında çok sayıda ülkenin donanmalarının gövde gösterisi, Suriye’deki mini Dünya Savaşı ve parçalanmış Irak; Abd’nin sınırına yürüyen ve dayanan Latin Amerikalı göçmenler. Tüm bunların üstüne 15 Temmuz Darbe ve İşgal girişimini ve Ağustos 2018’de başlayan finansal saldırıyı ekleyin. Yukarıda çarpıcı bulduğum olguların hepsinin Küresel Savaşın çeşitli evreleri olduğu fikrini taşıyorum.

 

****

 

O SATIH BÜTÜN ZİHİNDİR

 

Sevgili okuyucular insanlığın karşı karşıya olduğu yeni ve muhtemel bir krizle ilgili düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Dünya Müesses Nizamı’nın kurguladığı Soğuk Savaş’ın Berlin Duvarı’nın sembolik bir şekilde yıkılışının ardından yeni oyun 11 Eylül 2001’de New York İkiz Kuleler saldırısıyla sahneye kondu. Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşları; İran’a yönelik yaptırımlar, İngiltere’nin Brexit ile AB’den ayrılması; Rusya ve Ukrayna arasında Azak denizinde yeniden patlak veren kriz; Körfez Ülkelerinin Küresel Efendilerinin hizmetkârları olan kukla yöneticilerinin son tutumları; Paris’te yaşanan sivil görünümlü organize ayaklanma; Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının paylaşımı görüntüsü altında çok sayıda ülkenin donanmalarının gövde gösterisi, Suriye’deki mini Dünya Savaşı ve parçalanmış Irak; Abd’nin sınırına yürüyen ve dayanan Latin Amerikalı göçmenler. Tüm bunların üstüne 15 Temmuz Darbe ve İşgal girişimini ve Ağustos 2018’de başlayan finansal saldırıyı ekleyin. Yukarıda çarpıcı bulduğum olguların hepsinin Küresel Savaşın çeşitli evreleri olduğu fikrini taşıyorum.

Tarafları ve ittifakları çok net olmayan bu harpte tüm ulus devletleri tehdit eden büyük bir güçle karşı karşıyayız. Tarih boyunca çok sayıda ezoterik örgütü, sapkın inançları, her ideolojiyi, felsefeyi kullanan, hepimizin dilinde pelesenk haline gelen Rothschild vb 13 aileyi kuran, onlara sınırsız finans gücünü sağlayan, Tapınak Şövalyeleri, Malta Şövalyeleri, Töton Şövalyeleri ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri gibi gizemli örgütlerin perde arkasındaki Lusiferyan ya da doğru terimle Şeytani gücü kastediyorum. Bu gücün bütün mücadelesi insanı Tanrı seviyesine çıkartmak ve her şeye gücü yetebileceğine inandırmaktır. Her Ulus Devlet’in beyninde, sinir hücrelerinde paralel devletler oluşturarak yönetime ortak olan bu gücü yazımın bundan sonraki bölümlerinde Küresel Baron olarak adlandıracağım. Küresel Baron’un hedefi yeni, alışılmadık ve daha önce benzeri görülmemiş bir harple tüm insanlığın zihnine hükmetmektir. Komplo teorisyenlerinin diline çok dolanan Dünya’yı nüfussuzlaştırma projesini de bir ihtimal doğru olarak kabul edebiliriz. Ancak nihai hedefi tüm insanlığın zihnini kontrol ederek oluşturacakları tek dil, tek din yoluyla Tek Dünya Devleti kurma olan bu karanlık yapı tüm Dünya’yı saracak bir savaş peşinde olabileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü zihin işgaliyle yüz binlerce insanı katletmeden tüm Dünya’ya hakim olabilirler.

Son yıllarda Küresel Baron’un kontrolündeki medyada dergiler, tartışma programları, sosyal medya ve Hollywood filmleri ile aşılanan bir siber teknoloji kavramına alışmaya başladık. Yapay zeka, endüstri 4.0, insanlık 2.0, big data adlarıyla bize pazarladıkları dijital uygarlığı dayandırdıkları felsefi temeller, transhümanizm ve teknolojik tekillik olarak adlandırılabilecek singularity'ye dayanıyor Küresel Baron, transhümanizm ile geliştirdiği nano ve gen teknolojileri ve yapay organlarla insanı fiziksel, psikolojik ve biyolojik sınırlarını aşmış insanı, beyninin tüm verilerini dijital ortama aktararak “ilahlaştırmayı” hedefliyor. İnsana en temel korkusu olan ölüm korkusunu giderecek biçimde ölümsüzlük vaat ediyor. En büyük kozları, insan beynine takılacak çiplerdir. Biyometrik çipleri tüm Dünya’ya yayarak attığımız her adımı denetleyip kendi Sistemlerinin dışına çıkma potansiyeli olan, tehdit oluşturan insanları etkisiz hale getirebilecekler. Hızla gelişen robot teknolojisini göz önünde bulundurduğumuzda perde arkasındaki acı gerçek, hepimizin Küresel Karanlık Şebekenin bir robotu olma tehdidi altında kaldığımızdır. Bütün bunları başarmak ve zihinleri avlamak için para kavramını bile baştan aşağı değiştiriyorlar. Gündemimize düşen dijital para bitcoine çabucak alıştık. Çeşitli meslek gruplarından insanlar dijital paraya yatırım yapmaya başladı bile. Esasen bitcoin işlemlerinin yapıldığı veri tabanı blockchainin, Küresel Baron tarafından farklı bir formata dönüştürüleceği birçok çevrede speküle ediliyor. Dijital Dünya vatandaşlığına bir kayıt sistemi olarak çalışacağı ve kurulması hayal edilen dijital tabanlı Tek Dünya Devleti’nde insanların dijital pasaportu yerine geçeceği iddia ediliyor. Böylece vatandaşın Ulus Devletiyle bağının koparılması planlanıyor. Şimdi bize geleneksel ve sosyal medyadan, Hollywood yapımlarından, uluslararası ünlü dergilerle dayatılan bu iddialar karşısında ne yapabileceğimizi tartışmanın zamanı gelmiştir.

Her şeyden önce ciddi bir öğrenilmiş çaresizlik tuzağına düşebileceğimiz kanısındayım. Küresel Baron’un zihin kontrolü ile ilgili her türlü araçla yaptığı propagandanın tesirinde kalırsak, yukarıda bahsettiğim dijital uygarlığın alt yapısının hazır olduğuna ve tıkır tıkır işleyeceğine kolayca ikna oluruz. Karşımızdaki karanlık yapının gücünün devasa olduğu ve elimizden hiçbir şey gelmeyeceği zannına kapılırız. Zaten sosyal medya hayatımızın her alanını kaplamış. Öğrenilmiş çaresizlikle kendi kendimize oluşturduğumuz bir bilim kurgu filminin oluşturacağı etkideki gibi hayret etmemize, dona kalmamıza gerek yok. Bütün gün kullandığımız facebook, twitter ve instagram aslında kendi çapında bir yapay zekâ. Özgür iradesi olduğunu zanneden zavallı bizler, Küresel dijital laboratuvarda bir deney faresi gibi verilen uyaranlara tepki gösteriyoruz. Böylece bir güç tarafından neleri sevdiğimiz, nelerden nefret ettiğimiz, ne giydiğimiz, nerede oturduğumuz, sosyal çevremiz, sistemle uyumlu ya da uyumsuz olduğumuz, satın alma gücümüz, tüketim sıklığımız, boş zaman ve tatil alışkanlıklarımız, kişilik organizasyonumuz, zaaflarımız belirlenerek kodlanıyoruz. Bunların dışında gün boyu baş döndürücü bir hızda maruz kaldığımız reklamlar, haberler vb ile zihnimize biz farkında olmadan düşünce aşılanıyor, duygularımız değiştiriliyor. Etki altında kalmaya yatkın, telkine açık bir insansak sonuçta zihnimiz belli ölçüde kurgulanıyor. Yani, sonunda öyle bir hale geliyoruz ki, ne düşüneceğimize, ne giyeceğimize, nerede barınacağımıza, nerelere para harcayacağımıza, yapacağımız tasarruf şekline bir mekanizma karar veriyor. Bunu algı yönetimiyle başarıyorlar. Küresel Karanlık Akıl, tüm değerlerimizin içini boşaltarak inandığımız her şeyle bağımızı koparmaya çalışıyor. Bunun bir boyutuna uzun zamandan beri televizyonda yapılan içi boş ve anlamsız dini tartışmalardan şahit oluyoruz. Vatandaşın dinine ve dini kavramlara yönelik algısını değiştirip soğutup ve boşluğu sapkın bir yeni inançla doldurmaya çalışıyorlar. Kadına şiddet haberlerini planlı ve sistematik bir şekilde öne çıkartarak aile değerlerimizi tahrip etmeye, hukuk sistemini de manipüle ederek erkeğin ve kadının rollerini değiştiriyorlar. Toplumumuzu her türlü saldırıya karşı yıllardır yıkılmamasının en önemli sebebinin inancımız ve aile yapımız olduğunu bildikleri için buradan bizi zayıflatıyorlar. Artan boşanma oranları ortadadır. Çalışan kadına çocuk sahibi olmanın kariyerini tehdit edeceği fikrinin aşılanması ve bakabileceğin kadar çocuk sahibi olmanın dayatılmasının da ailenin etkisiz hale getirilmesi kapsamında nüfusumuzun planlı olarak kontrol altına alınması olarak değerlendiriyorum. Tarihimizle ilgili doğru bildiklerimiz yanlış olarak algılatılıyor. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye farklı devletlermiş, 1923 öncesi yokmuşuz gibi zehirler bize sunuluyor. Geçmişten bugüne kadar tarihimizde çok etkili olan, zor zamanlarda Devlet kurma ve büyütme sorumluluğu üstlenen Devlet adamlarımız arasında tercih yapmak gibi bir saçmalığa da muhatap oluyoruz. Kökü eskiye dayanan yabancı hayranlığı ve Batı taklitçiliğini tesiriyle dilimizin fakirleştirilmesine ve yabancı kelimelerin hoyratça kullanılmasına seyirci kalıyoruz. Günlük konuşmada kullandığımız kelimelerin, Google Alfabe projesi üzerinden yayılan emoji saçmalığını dijital iletişimde sıkça kullanmamızın katkısıyla ne kadar fakirleştiğinden haberimiz yok.

Bunların sonunda zihinlerimizde karanlık bir tablo oluşuyor ve dijitalleşmenin tesiriyle işgale açık hale geliyor. Beynimizin zaten kodlarında olan karanlık tarafı, korku ve endişe merkezli yıkıcı kısmını iyi bilen ve buradan beslenen Küresel Baron, kurmakta olduğu dijital uygarlıkla tüm değerlerimize saldırarak karanlık tarafımızı besliyor ve onun kölesi haline getiriyor. Tam bu noktada Milli Zihinsel Seferberlik ve Savunmanın ülkemiz için ne kadar hayati olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Artık Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır,” emri yerine zihnimize “O satıh, bütün zihindir” emrini vermeliyiz. Bu emri, günümüzde Devletimiz vermelidir. Devletimizin verdiği beka mücadelesi hepimizi çok yakından ilgilendirmektedir. Savaşın sadece bir ayağını 15 Temmuz’da kazandık. Daha alacak çok mesafemiz vardır. Bu bakımdan gevşememiz söz konusu değildir. Bu zihinsel savunmada Küresel Baron’un başta NSA olmak üzere çeşitli istihbarat örgütleri, çok uluslu teknoloji şirketleri aracılığıyla Dijital Uygarlık üzerinden topyekûn saldırısına karşı halkı bilinçlendirecek kurum Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi olmalıdır. Bizim bu seferberlikte çok büyük bir avantajımız var. Biz Hakk’a dayanan bir İrfan Medeniyetinden nasibi almış atalarımızın izinden giden bir milletiz. Onlar ise Firavun soyunun çocukları olan ve Batıla dayanan sapkın inançlılar güruhudur. Bu güruhun zihin tasarımına köle olamayız. Zihnimiz internet çağında ışık hızında veri bombardımana tabi tutulmaktadır. Bu yüzden bir çöplük haline gelmiştir. Nörolojik açıdan veri bombardımanın beynimizdeki nöral ağlar üzerinde değişiklik yapabileceğini tahmin ediyorum. Başka biri haline geldiğimizin sağlamasını, dinine, diline, kültürüne, tarihine ve medeniyetine yabancılaşan, sosyal ve aile bağları zayıflayan insanların çoğalmasından yapabiliriz. Devletimiz dijital dönüşümü başlatmak için ilk adımı yazılımlardan yapacaktır diye düşünüyorum. Milli Savunma konusunda hızla ilerleyişimizi, Milli Yazılımda aynı oranda gösteremesek de gerek Aselsan, Havelsan gerekse Tübitak hem milli yazılımlarda hem de Siber Güvenlikte atılımlar yapıyor. Kurumların dışında evlerimizde kullandığımız bilgisayarlarda Pardus tabanlı milli yazılımları kullanabilirsek en azından zihnimizi daha etkili savunmaya başlayabiliriz.

Bireysel olarak alacağımız basit tedbirlerle zihin savunmasına büyük katkılarda bulunabiliriz. Öncelikle zihinsel temizliğimize başlayabiliriz. Bunun için kendimizi biyolojik, zihinsel, psikolojik, sosyal ve kültürel açıdan bir bütün olarak ele alalım. Sağlıklı bir zihnimiz olursa bedenimizin sağlıklı olacağını, zihinsel olarak aktif olacağımızı ve sosyal açıdan bütünlüğe katkı sağlayacağımızı düşünelim. Zihinsel temizlik için önce bir dijital medya bağımlısı olduğumuzu kabul edelim. Hayatımızı işgal eden cep telefonlarımızdan iletişimde bulunmayı, anlık mesajlaşmayı, sürekli mesaj kontrolü yapmayı bir yana bırakalım. Sosyal ilişkilerimizi yüz yüze yapmayı, açık havada daha çok zaman geçirmeyi tercih edelim. Facebook, Twitter, İnstagram sarmalından kurtulalım. Başkalarının hayatını gözetlemek ve kendi hayatımızı başkalarının gözüne sokarak övünmekten vazgeçelim. Sosyal platformlarda bizi izleyen gözü şaşırtalım. Kullanma sıklığımızı azaltmak, her zaman yaptığımız türde paylaşımların tersini yapalım. Beğenilerimizi tam zıttı beğeniler yaparak o her şeyi sözde gören Büyük Abi’nin aklını karıştıralım. Twitter’da daha önce hiç yapmadığımız nitelikte, ideolojimize aykırı görüşler twitleyelim. Arada bukalemun gibi renkten renge girelim. İnstagram’da özel hayatımızı sergilemekten vazgeçelim. Fotoğraflarımızı paylaşmayalım. Hollywood yapımlarını ve taklidi olan yerli yapımları izlemeyi bırakalım. Televizyon yayınlarında nitelikli olanları seçelim. Kendimizi manevi açıdan beslemeye dikkat edelim. Kredi kartı üzerinden alış verişlerimizi, internetten alış verişleri kısıtlayalım. Alış verişlerimizi sanal değil gerçek ortamda yapalım. Sadece gerçek ihtiyaçlarımıza dönük tüketim yapalım. Reklamları kesinlikle izlemeyelim. Dizi ve film seyrederken reklamlara maruz kaldığımızı ve tüketim kalıplarımızın şekillendirildiğini bilelim. Zihin temizliği yaptığımız ölçüde ailemizden başlayarak, dostlarımızın, arkadaşlarımızın ve uzak çevremizi zihinsel temizlik konusunda dolaylı ve açık telkinlerle bilinçlendirelim.

Şunu unutmayalım Dünya’nın yaşadığı en büyük krizde ve Küresel Harbin bölgesel çatışmalara evrilebileceği bir dönemde bizler öncü bir nesiliz. Zihnimizi, tarihimizle, dilimizle, dinimizle, İrfan Medeniyetimizle yeniden tanışarak korumayı başaracak bir güçteyiz. Gelecek nesillerin zihinlerini Dijital Uygarlık adı altında sömürülmesine izin vermeyip onlara yaşanılacak cennet bir vatan bırakmak ortak hedefimizdir. 

 

Murat ŞAŞZADE

28.11.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018 15:12

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.