KİN TUTMANIN İÇSEL DİNAMİĞİ

16 Ağustos 2019 11:34 / 919 kez okundu!

 

 

Sevgili okuyucular, bugün insanı en çok yoran olumsuz duygulardan biri olan kin tutma konusunda düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.  Sosyal bir varlık olarak insanlarla iş ve özel yaşamımızda birçok ilişkiye gireriz. Bazen istismar edilir, haksızlığa uğrar ve hak ve hürriyetlerimize yönelik ihlallerle karşılaşırız. Bu yüzden, böyle durumlara neden olduğunu düşündüğümüz insanlara kin tutarız. Benliklerimizin ağır basması yüzünden kendimizi uğradığımız haksızlık, istismar veya saldırılarda hiç sorumlu tutmayız. Genellikle hep karşımızdakileri suçlarız.

 

****

 

KİN TUTMANIN İÇSEL DİNAMİĞİ

 

Sevgili okuyucular, bugün insanı en çok yoran olumsuz duygulardan biri olan kin tutma konusunda düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.  Sosyal bir varlık olarak insanlarla iş ve özel yaşamımızda birçok ilişkiye gireriz. Bazen istismar edilir, haksızlığa uğrar ve hak ve hürriyetlerimize yönelik ihlallerle karşılaşırız. Bu yüzden, böyle durumlara neden olduğunu düşündüğümüz insanlara kin tutarız. Benliklerimizin ağır basması yüzünden kendimizi uğradığımız haksızlık, istismar veya saldırılarda hiç sorumlu tutmayız. Genellikle hep karşımızdakileri suçlarız.

Kin, aynı zamanda bize kötü davranışta bulunan ya da haksızlık yapan kişiye karşı o anda ifade edemediğimiz ve içimize attığımız öfke duygularının birikmesinin sonucudur. Bazen uzun bir dönem ve hatta yaşam boyu taşınan bu duygu, insanın üzerine alabileceği en ağır yüklerden biridir. Tıpkı öfke gibi, fiziksel ve ruhsal açıdan sağlık için çok olumsuz sonuçlar doğurabilir. Yaşadığımız adaletsizlikler ve başarısızlıklarda, uğradığımız kayıplar ve ihanetlerde sorumlu olduğunu belirlediğimiz insana öfke duyar, suçlar ve kin tutarız. Hayatın içinde, yaşadığımız kötü olaylar ve başımıza gelenlerden dolayı, en yakın dostlarımıza bile duyduğumuz güven kaybolabilir ve onlara düşmanlık duyabiliriz.

Kin tutmayla ilgili tüm bunlara baktığımızda gözümüzden kaçan bir faktörün olduğunu düşünüyorum. Genellikle dikkatimizi ilişkide olduğumuz insanlar üzerinde tuttuğumuz için dış faktörler kin tutmamızı belirliyor. Hâlbuki kin tutmanın en önemli unsurları, içsel deneyimlerimiz, düşüncelerimiz, inançlarımız ve kalıplarımızdır. Kendimize şu soruyu soralım. Neden haksızlığa, adaletsizliğe, başarısızlığa veya ihanete uğradığımızda, bunlardan sorumlu olduğunu varsaydığımız kişilere kin duyuyoruz? Kin, aslında kendimize yönelik yıllardan beri birikmiş öfkenin ilişkide olduğumuz ve bizi istismar eden ya da haksızlık yapan kişiye yansımasıdır. Başka bir deyişle, benliğimizin öfke duyduğumuz veya bizi rahatsız eden bir parçasını karşımızdaki kişide bulduysak, ondan hoşlanmayabilir ve hatta öfkelenebiliriz. Bilinçaltı mekanizmamız, o kişiye karşı duyduğumuz duyguları doğrulayacak biçimde çalışır. Bu yüzden, ilişkide olduğumuz insan ile sınırlarımızı farkında olmadan belirlemeyiz. Böyle olunca, istismara, haksızlığa veya ihanete uğrar ve karşımızdakine haklı sebeplerle öfkelenip kin tutmuş oluruz. Kin tutmanın altında, aynı zamanda öfkelendiğimiz insanları affedemeyişimiz de yatmaktadır. Aslında affedemediğimiz, öfkelenip kin tuttuğumuz insanlar değil; benliğimizin bizi öfkelendiren parçasıdır.

Benliğimizin bir parçası bizi neden öfkelendirip kin tutmamıza yol açıyor diye sorabilirsiniz. Kişiliğimizin oturduğu 3 yaşına kadar anne-babamızla olan ilişkimizde yaşadıklarımız ve kişilik yapımızın, başkalarına kin tutmamızda önemli rol oynadığını düşünüyorum. Saplantılı ve takıntılı bir kişilik organizasyonumuz varsa, eşya biriktirir gibi duygu biriktiririz. Bu yüzden, benliğimizin bizi öfkelendiren parçasını suçlayıp kin tutabiliriz. Çünkü kendimize yönelik öfkeyi biriktirdiğimiz için ondan vazgeçemeyiz. Bilinçaltımız, böyle bir kişilik yapısında kendimize yönelik öfke ve kinden vazgeçtiğimiz takdirde, alıştığımız düzenin dışına çıkacağımızı kabul ederek alarma geçer. Bu da, bilinç düzeyinde bunaltı ile kendini belli eder. Kendi benliğimizin bir parçasına duyduğumuz kinin bizi kısmi olarak iyi hissettirdiğinin farkında değilizdir.

Kendi benliğimizin bir parçasına duyduğumuz öfke duygularının birikmesi sonucunda kendimize yönelik bir kinin oluştuğunun farkına varırsak, kendimizi affetme potansiyelimizi harekete geçirebiliriz. Geçmişimizle ilgili hesaplaşmaları bitirir ve kendimizi affedersek, benliğimizin bir parçasına duyduğumuz kin ortadan kalkar. Böylece, bize haksızlık yapan, istismar eden ya da aldatıp ihanet eden kişileri affederiz. Kendimize duyduğumuz kinin, başkalarına yansıdığını bilincini kazanır ve asıl içsel barışın ve uyumun kendini affetmekten geçtiğini anlarız. Benliğinin öfke ve kin duyduğu bir parçasını affeden kişi, başkalarını da affeder. Bu şekilde, üzerinde tüm yaşam enerjisini tüketen bir yük taşımaktan kurtulur, sağlıklı ve huzurlu bir hayat sürer. 

 

Murat ŞAŞZADE

15.08.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 17 Ağustos 2019 00:18

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.