GÜNDEMLE UYUŞTURULANLAR

08 Kasım 2018 11:13 / 429 kez okundu!

 

 

Sevgili okuyucular, öylesine yoğun, hızlı ve değişen bir gündeme maruz kalıyoruz ki nefes alıp düşünmeye, aklımızı kullanmaya bile fırsatımız olmuyor. Bir tufanı andıran haber akışıyla kendimizden geçiyoruz. Geleneksel ve sosyal medyada gizlenen bazı kışkırtıcı ve yönlendiriciler sayesinde düşünme yetimiz köreltiliyor. Belirli şiddetteki uyaranlarla koşullandırılıp belli kalıplarla tepki göstermek zorunda bırakılıyoruz ve olaylar karşısında bir taraftar gibi taraf tutmaya itiliyoruz.

 

****

 

GÜNDEMLE UYUŞTURULANLAR

 

Sevgili okuyucular, öylesine yoğun, hızlı ve değişen bir gündeme maruz kalıyoruz ki nefes alıp düşünmeye, aklımızı kullanmaya bile fırsatımız olmuyor. Bir tufanı andıran haber akışıyla kendimizden geçiyoruz. Geleneksel ve sosyal medyada gizlenen bazı kışkırtıcı ve yönlendiriciler sayesinde düşünme yetimiz köreltiliyor. Belirli şiddetteki uyaranlarla koşullandırılıp belli kalıplarla tepki göstermek zorunda bırakılıyoruz ve olaylar karşısında bir taraftar gibi taraf tutmaya itiliyoruz.

 

Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel vb. hangi alanda olursa son zamanlarda fırtına gibi değişen gündemi takip etmenin yükümlülüğümüz olduğuna şartlandırıldık. Bir toplumu oluşturan insanların çoğunluğu gündeme adeta bir refleks gibi tepki verir hale geldiyse bunun üzerine epey düşünmemiz gerekir. Acaba yüzergezer bilgi sonucu oluşan gündem havuzunun ne kadarı kontrol ediliyor ve kimler tarafından kontrol ediliyor? Yoksa gündemi manipüle eden güçler bunu insanların tepkilerini yönlendirmek, öfkelerini biriktirmelerini sağlamak, yıkıcı hale getirmeden değişik kanallar –sosyal medya, dizi, eğlence, tüketim vb- aracılığıyla boşaltmaları için mi kullanıyor? Bu ve buna benzer sorularla konuyu çok boyutlu inceleyebiliriz. Kendimizi bir süreliğine haberlerden, sosyal medyadan çeksek, olaylara uzaktan baksak, çevremizdeki insanların gündeme verdiği tepkiyi incelesek en azından bazı teşhisler koyacak hale gelebiliriz. Vardığımız sonuçların doğru veya yanlış olmasından öte, dünyadaki kaosu yöneten Küresel Güçlerin bunu halkımıza nasıl sirayet ettirdiğini anlamak daha önemlidir.

 

Son günlerde yaşadığımız baş döndürücü gündemi hepimiz biliyoruz ama bir kere daha hatırlatmak isterim. Önce dolar krizinin içine düştük. Ağustos sıcağında dolarla yatıp dolarla kalkmaya başladık. İçimizdeki bazı dostlarımız ellerindeki dolarla pozisyon aldı, bu krizden maksimum karla çıkmanın planlarını yaptı. Her zaman olduğu gibi ülkemizin zor zamanlarında milli değil gayri milli hareket edenler ve Küresel Efendilerine hizmet edenler oldu ve olmaya devam edecek. Döviz krizinde en çok dikkat çeken toplumsal sınıfların neredeyse tümünün gözlerini döviz fiyatlarına dikmesi oldu. Böylece bazı kesimlerin tepkilerini yeni hükümetin ekonomik politikalarına yönlendirmesi ve olumsuz duygu biriktirerek çaresizlik edebiyatı yapması sağlandı. Algı yönetiminde çok etkili olan Küresel Güçler medya kanallarıyla halkımızın bir bölümünde korku ve panik duyguları oluşturup gelecek endişesini açığa çıkardı. Batıyoruz sloganını kullanmayı çok seven gruplar uyandırıldı. Ancak bu kitlenin bilmediği ve bilse de kabullenemeyeceği bir gerçek vardı. Amerika içindeki çeşitli isimler verilen kanatların Dünya ölçeğinde bir harbe girişmeleri ve bu harbin finansal ayağının Türkiye’ye büyümesini önleyecek biçimde yöneltilmesiydi. Neyse ki alınan tedbirler ve dış politikada kararlı manevralar sonucunda dövizin tırmanması durduruldu ve gündemimizin başköşesinden düştü. 

 

Daha sonra adını hiç duymadığımız Cemal Kaşıkçı adlı Suudi bir gazetecinin konsolosluk içinde infazının haberiyle yatıp kalkmaya başladı. Anlı şanlı medya organlarımız pehlivan tefrikası gibi yayınlar yaptı. Bunun etkisiyle sıradan vatandaşlar kendilerini hafiye zannedip çeşitli senaryolar üretti. Köşe yazarlarımız, kadrolu tv tartışmacıları ‘Katil kim?’ bulmacasını çözmüş gibi büyük bir coşkuyla fetva verdiler. Çoğumuz büyük bir zevkle ayrıntıların içine daldı. Sanki hiçbir işimiz gücümüz yokmuş gibi kriminal bir olayı çoktan aşan bir casusluk operasyonuyla aşırı ilgilendik. İşin medyada giderek bir magazine dönüştüğünü, enerji kaybettiğimizi ve uyuşturulduğumuzu fark edemedik.

 

Artık sosyal medyanın büyüleyici gücüyle hepimiz kendimizi olayların akışını değiştirebileceğimizi, birilerini haddine bildireceğimizi sanıp kendimizi olduğundan büyük görmeye başladık. Yoğun gündemde meydana gelen sıradan olaylar medyatik tipler dâhil olunca medya tarafından önümüze tarafını seç şeklinde atıldı. Hiçbir özelliği olmadığı halde Küresel Sermayenin güdümündeki bazı organlar tarafından sanatçı olarak etiketlenen tiplerin reklam kokan ilişkilerine muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Bu tür insanların kişiler arası yozlaşmış ilişkilerinin bize zorla dayatılmasına ses çıkarmak yerine kimin haklı kimin haksız olduğuna kafa yorarak onların reklamlarına aracılık yapıyoruz. Kadına şiddetin bir slogan haline getirildiğini fark edemiyoruz. Elbette insana uygulanan şiddetin her türlüsüne karşı çıkacağız fakat acaba sadece tepki göstererek bu şiddeti durdurabiliyor muyuz, günlük hayatta çevremizde tanık olduğumuz şiddeti ne kadar engelleyebiliyoruz.

 

Son olarak dün akşam gündeme bomba gibi bir haber düştü. ABD, bölücü terör örgütünün sözde lider kadrosundan üç kişinin başına ödül koydu. Aniden heyecana kapıldık. Bu da nereden çıktı böyle dedik. Takip ettiğim kadarıyla medya ve sosyal medyadan sağanak şeklinde yorumlar yağdı. Yine tepkilerimizi kullandık. Ne olup bittiğini daha anlamadan fikirlerimizi beyan ettik. Hakkında henüz hiçbir şey bilmediğimiz bu konuyla ilgili geçmişe dayanan bazı veriler ve günümüzde bizi bekleyen tehditleri göz önüne alarak ancak bazı olasılıkları senaryo şeklinde ortaya koyabiliriz. Adı üstünde senaryo gerçek değildir ancak olayları tahmin etmeye ve geleceği anlamlandırmaya dönüktür. Tepki gösterip yorup yapmak yerine senaryo üretmek paslanmaya yüz tutmuş düşünce merkezlerimizi yeniden canlandırabilir. 15 Temmuz’da milletimizin şahlanışının devamında, Devletimizin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekâtı ile sahada sağladığımız üstünlüğün diplomasi başarıları ile pekişmesi sonucunda ABD bir NATO projesi olan PKK’nın üst yapısını tasfiye etmek seçeneğini değerlendirmek zorunda kalabilir. Bölgede Türkiye’yi yanına almadan tıkanacağının farkına varan bir ABD böyle davranmayı geçici olarak tercih edebilir. Bir yandan PKK’yı tasfiye ederken kendi paralı askerleri olarak kullandığı örgüt militanlarını Suriye’nin kuzeyinde ve İran’da PYD veya başka isimli örgütler içinde değerlendirebilir. Öte yandan Fırat’ın doğusunda yapacağımız harekâtları durdurmak,  konuyu müzakerelerle uzatıp vakit kazanmak için bu ödülleri koymuş olabilir. Şu an için hiçbir şey bilmiyoruz. Bu bakımdan acele yorum yapmak hatalı sonuçlara varmamıza ve yine bazı Küresel Güç Odakları tarafından manipüle edilmemize yol açabilir. Sözde tepe kadronun başına konulan ödüllerin kimin işine yarayacağını zamanla anlayabiliriz.

 

Yukarıda verdiğim örneklerle sıkışık gündem içine nasıl hapsolduğumuzu ve düşünemez hale getirildiğimizi anlatmaya çalıştım. Düşünmek, verimli bir biçimde Dünya’nın en zor dönemlerinden birinde ülkemize hizmet etmek istiyorsak gündemden uzak kalalım, televizyon seyretmeyelim ve sosyal medya ile vedalaşalım. İnanın, tüm kitle iletişim araçlarına veda etsek bile toplum içinde gündemden uzak kalmayız. İnsanların neye odaklandığını anlarız. Boşuna ömrümüzü Küresel Güçler tarafından sonuçları yönlendirilen ve bir bölümü tasarlanan gündemle heba etmeyelim. Çok yönlü ve çok taraflı bir Dünya Harbinin içinde ülkemize hizmet etmek istiyorsak, işimizi en iyi şekilde yapmaya, tekâmül etmeye ve gelecek nesillerin zihinlerinin temiz tutulmasına kendimizi adayalım. Türkiye’nin gündem kalkanını aşabilecek ve stratejik bilgi ve düşünce üretebilecek insanlara ihtiyacı var. İçinde bulunduğumuz kaosu ancak stratejik bilgi ve düşüncede üstünlük sağlayarak aşabiliriz. Bu yüzden gündemde boğulmayı bırakalım ve yeni stratejik düşünce merkezleri açalım. Her şeyi devletten beklemek yerine girişimci ruhumuzu canlandıralım, bu konuyla ilgili iş dünyasından destek alalım. Üniversiteler bünyesinde stratejik düşünce enstitüleri kıralım. Gençliğin zihinlerini ancak bu şekilde koruyabiliriz. Stratejik düşünce ve bilgi üretmeyle yakalayacağımız ivmeyle Batı’nın koyduğu referanslara uyan bir ülke olmak yerine referansı kendi belirleyen bir ülkeye dönüşür; böylece medeniyetimizin dünya için bir umut olmasına vesile olabiliriz.

 

Murat ŞAŞZADE

08.11.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.