Yorgun, Hüzünlü ve Karmaşık Hisler...

26 Şubat 2017 17:14 / 469 kez okundu!

 

 

Hava kapalı, evin içinde ruhsuz bir hayalet dolaşıyor. Tüm perdeler çekilmiş, içerisi havasız ve karanlık. Tüylerimi diken diken eden bir üşüme var üzerimde. Karanlıkta okuyorum kitapları, korkuyorum...

İkinci kattan altıncı kata bir koşu çıkıp, çatıya ulaşıyorum. Çatalkayalar’a doğru bakıyorum. İçimden yağmur yağacak diyorum. Küçükken babam Çatalkayalar’ı gösterip “bak orada bulut varsa yağmur yağacak,” derdi. İçimdeki hüzün, kendini biraz olsun umuda, karanlık ise az da olsa bir ışığa bırakıyor. Seviniyorum yağmurdan sonra açacak gökyüzüne ve göreceğim gökkuşağına düşüyor siluetim...

Geri dönüp çalışma odama kapanıyorum. Aklıma, dün falıma bakan kadın geliyor. Ürperiyorum. “Ölüm görüyorum” dedi. Heyecanla ve korkarak “Kim?” diyorum. Susuyor... Sonra beni ilk defa görmüş gibi yüzüme bakıyor. “Ödüller, ödüller görüyorum. Kitaplar” diyor, “Ne zaman?” diyorum anlamsız anlamsız yüzümü süzüyor, gözleri kayıyor, korkuyorum. Birden hiddetle çıkışıyor. “KİMSİN SEN!” Herkes bize bakıyor, içimden tekralıyorum “Kimim ben?” yüzü donuklaşıyor. Ağlamaya başlıyor. Diğer masalardan kalkan falcılar onu yanımdan alıp uzaklaştırıyorlar. Bana gitmemi söylüyorlar. Ben dışarı çıkarken bağırarak son bir cümle söylüyor. “Kitaplar, malikane, yalnız öleceksin...” sonra sesi gibi kendi de kayboluyor.

Yalnızlığım bir hayalet gibi evin içinde dolaşıyor. Yazdığım kitapları üst üste koyuyorum. Hava, yağmur bulutları yüzünden iyice karardı. “Birazdan gök aşağıya inecek.” Annem çok yağmur yağdığı zaman hep böyle derdi. “Gök aşağıya indi.”

Yağmur başlıyor. Ama ne yağmur; sağnak ve gökgürültülü. İnsanlar sokakta koşuşturmaya başlıyor. Dışarıya balkonun köşesinde yere oturuyorum. Yağmur sanki sadece benim üstüme yağıyor. Balkon demirlerinden aşağıya sallıyorum ayaklarımı, paçalarımdan aşağıya binaların borularından dökülen sular gibi yağmur suyu akıyor. Nedenini bilmiyorum aşağıdaki kasap kocaman bir kova koyup paçalarımdan akan suları topluyor. Sadece ümit ediyorum... Tüm korkularımın, hüzünlerimin, mutsuzluğumun bu suyla paçalarımdan akıp gitmesini... Mutlu anlarım olmuştur elbette, hay aksi bir türlü hatırlayamıyorum.

Yorgun ve karanlık bir sabaha uyandım. Mutsuzluğum; buz gibi odanın, soğuk duvarların, radyodaki aklıma ölü insan kokusunu getiren müziğin suçu olabilir. Etrafımdaki insanların sanki gerçek değil. Toplu iğne batırsam bir damla kanı akmayacak gibi soluk duruyorlar. Zaten sonra hepsi kayboluyorlar. Gülüyorum, sanırım deliriyorum. Bu koca malikanede benden başka yaşayan yok.

Kitap okumaya devam ediyorum. Her şey o kadar ince ayrıntısına kadar yazılmış ki, okurken tasvirlerin içinde kayboluyorsunuz. İç dünyası karmaşık ve bir o kadar da karamsar hikayeler sizi karanlığın ve soğuğun dibine çekiyor. Şimdi korkmuyorum. İlginç bir cesaretle okumaya devam ediyorum. Hikayenin beni götüreceği yeri merak ediyorum.

Hikaye bitiyor. Oysa hikayenin umarım bitmez dediğim yerindeydim. Her güzel şey gibi bu da bitti.

Dostluklar devam ettiği sürece hep yeni başlangıçlar olacaktır.

Kapı çalınıyor, Çok sevdiğim dostum elinde son sayısını çıkardığı dergiyle içeriye giriyor.

“Nasılsın?” diyor.

“Dostum, sonbaharın bitişi hep hüzünlendirmiştir beni. Kış, olabildiğince sert ve acımasızca kalbimin duvarını sertleştirirken, erken çöken karanlığın depresif durumları kanıma karışıyor. İşte o zaman kendimi Aslı Erdoğan'ın “Taş Bina ve Diğerleri” öyküsünden çıkmış bir karakter gibi yorgun, hüzünlü ve karmaşık hissediyorum.”

İyi okumalar,

 

Murat ŞAHİN

26.02.2017

 

Son Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2017 14:18

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.