Yedi ölümcül kitap
31 Aralık 2011 09:05 / 315 kez okundu!
Havalar bir ısınıp bir soğuyor. İzmir sabah serin öğlen sıcak akşamüstü kasvetli ve yağmurlu, benim içsel dünyam gibi karmakarışık. Harfler savruluyor dört bir yanıma, ben ilk defa havada asılı harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler kurmak istemiyorum.
Çalışma odam okunacak kitaplar ve yazmam için sık sık önümü kesen harflerle dolu. Hepsini görmezlikten geliyorum. Nâzım’ın dizelerine benzer bir dize geçiriyorum içimden, “Çok yorgunum beni beklemeyin harfler” diyorum. (Şiirin orijinali "Çok yorgunum, beni bekleme kaptan"…)
Bu aralar uzun cümleler kurmak istemiyorken kızım salondan avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. “Babaaaaaaa, kibir ne demek?” Şaşırmış bir şekilde kızımın ilginç diyaloglarının içinde buluyorum kendimi. Altı yedi saniye sonra ikinci bomba geldi. “Babaaaaaaaa, hırs ne demek?” Hemen arkasından hiç soluksuz diğerleri geldi. “Babaaaa, oburluk, şehvet, kıskançlık, tembellik, öfke ne demek?" Sanırım kızımın birinci sınıfı bitirip ikiye geçtiğini hatırlatmama gerek yok. O artık bir okur-yazar. Bu soruları neden sorduğunu anlamıştım. Kafamı odamın kapısından dışarıya uzatıp, “Onları bana getirir misin” dedim. Şaşkın bir ses tonuyla “Hepsini mi” diye sordu. Uzun bir “Eveeeeettttt” ile karşılık verdim. Birkaç dakika sonra oflaya puflaya odaya daldı. "Alır mısın, çok ağır" dedi. Doğan Egmont Yayıncılık altında Dex yayınlarından çıkan yedi ölümcül günahı anlatan yedi kitabı çalışma masamın üzerine bıraktı. Ben sorduğu soruları cevaplamaya hazırlanırken o her zaman ki güleç yüz ifadesiyle “Sana bir şey sorabilir miyim?” dedi.
"Sen hangi kızları seviyorsun?"
"Ne sorduğunu anlayamadım."
"Zayıf kızları mı? Şişman kızları mı seviyorsun?"
"Karakterli kızları seviyorum."
"Krakerli kızlar mı… ??? Kraker yiyen zayıf kızları mı seviyorsun…"
... :)
Bir an sessizlik oldu. Ben öylece bakakaldım. Kitapları masanın üzerinden aldım. Soruları cevaplamak için döndüğümde kızım odada yoktu. “Kızım sorular” demek üzereydim ki, “Büyüklerin kitaplarını merak etmiyorum. Ben kendi kitaplarımı okurum” dedi.
"Yedi Ölümcül Günah"ı anlatan Brad Pitt ve Morgan Freeman’in oynadığı “Seven-Yedi” filmini izlemeyen yoktur. Yedi Günah son derece çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır. "Şeytanın Avukatı" filminin son sahnesinde, Al Pacino kameraya döner ve “Kibir en çok sevdiğim günahtır” der. Yine "Scarface" filminde Hırs’ı anlatan şu diyalog beni çok etkilemiştir.
“Bırakalım artık bu işleri, bak her şeyimiz var.”
“Hayır, henüz her şeyimiz yok”
Bizler günahlarımızı hep cebimizde taşıyoruz. Yeri geldiğinde çıkartıp alsana KİBİR, alsana HIRS, al sana ÖFKE diyoruz karşımızdaki insana… Bunlar hep ceplerimizde, peki kalbimizde taşıdıklarımız… Duygularımız, pişmanlıklarımız, sevgilerimiz… Onlar hep keşkelerden sonra aklımıza geliyor.
Sekiz yaşındaki bir çocuğun saf kalbine sahip olabilir misiniz? Olamazsınız… Çünkü bizim gibi büyükler onları kirletti… Çünkü biz büyükler önce kendi hırsımıza, öfkemize egomuza yeniliyoruz. Nasıl mı?
“Canın sıkkın gibi”
“Annem söylemedi mi?”
“Neyi?”
“Matematikten 4 aldım”
“eee ne olmuş?”
“kızmayacak mısın?”
“Neden kızayım?”
“Ne bileyim ben… Aslında nottan anlamıyorum ama Ayşe’nin babası 4 aldı diye kızmış”
“Üstelik 4 iyi bir not”
“Ooooh rahatladım. Gerçi annem de, baban öyle şeylere kızmaz demişti”
Sevgili okur Küçük İskender’in dediği gibi bu saatten sonra size beni terk etmek yakışır.
İyi okumalar,
Murat ŞAHİN
31.12.2011




