Kısa ve Öz

07 Ağustos 2009 15:32 / 1708 kez okundu!

 


“Pascal otuz dokuzuna kadar yaşadı, ben otuz yediyim. Onun kaderiyle hesaplarsak benim temiz iki yılım daha var. Ne acele!..."

***
Neleri kaybetmeyi göze alabilirsiniz? 

Sevgilinizi, dostunuzu, annenizi, babanızı, kardeşinizi… Kendi yaşamınızı… Ölmek… Sevmek… Sevgilinizden ayrıldığınızda hissetiğiniz, aklınıza gelen ilk duygu nedir? Ölüm… İntihar… Kaçımız ölümü geçirmedik içimizden, çoğu zaman yok saydığımız bir duygu ölüm… Bu nedenle mezarlıklarımız hep yaşadığımız, nefes aldığımız, eğlendiğimiz mekânların çok uzağında değil midir? Öleceğini bilip de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan tek canlı bizler değil miyiz? 

Ölüm, ölmek hep ilgimi çekmiştir; bir türlü öteleyemediğim bir olgudur ölüm. Beynimin bir köşesinde durur ve hep uyanık tutar beni. Ölüm üzerine okuduğum ilk kitap “Ölümsüz Aile - Natalie Babbitt / İş Bankası Yayınları” çocuklara yazılmış olmasına rağmen keyifle okumuştum. Ölümsüz olan bir ailenin başından geçen olaylar anlatılıyordu. Yıllar sonra Jose Saramago’nun “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş / Turkuvaz Yayınları” kitabı geçti elime. Anlatılan Ülkede ölüm o güne kadar yerine getirdiği görevini bırakmıştır. O ülkede artık kimse ölmez herkes mutluluk içindedir. Bir zaman sonra bu mutluluk yerini mutsuzluğa, hayal kırıklığına ve kaosa bırakır. Ölümsüzlük aslında bir bakıma zamanın durması değil midir? İnsanoğlunun yüzyıllardır üzerinde çalıştığı ölümsüzlüğü bulma telaşı bana hep boş gelmiştir. Ölümsüz olduğunuzu düşünün… Ya sonra? 

Elias Canetti’nin “Ölüm Üzerine / Payel Yayınları” kitabında yazdığı şu cümle belki de benim ölüme bakışımı değiştirmiştir. Çünkü yazar ölüme kendi üslubu ile korkusuzca, alaycı bir tavırla yaklaşmış ve şu cümleleri sarf etmiştir. “Pascal otuz dokuzuna kadar yaşadı, ben otuz yediyim. Onun kaderiyle hesaplarsak benim temiz iki yılım daha var. Ne acele! Eğer günün birinde olacaksa demek ki olacak – kesinlikle olacaksa, o zaman elimde sarı kurşunkalemle ölüme karşı yazdığım tehditkâr bir sözcüğün başında ölmek isterim.” 

Eğer aklınızdan ölümsüz olmak geçiyorsa. Size bahsettiğim kitapları okuyun. Size bir sır vereyim. “Secret ya da Osho” kitaplarında bulamayacağınız bir sır. Her şeyi bir tarafa bırakın ve dönüp tekrar çocuk kitapları okumaya başlayın. İçinizdeki çocuğu ancak o zaman canlı tutabilirsiniz. Size bakıp ayıplasınlar koca koca adamlar/kadınlar çocuk kitabı okuyor desinler. 

Kısa ve öz yaşamalıyız belki de. Bunu söylerken de otuz beş kırk yaşlarında ölelim cesedimiz yakışıklı/güzel olsun ironisinden çok (ki bu benim için bir ironidir) yaşarken tüm hayatım uzun bir film şeridi gibi değil de kısa, öz, anlamlı olsun isterim. ”Zaman diye bir şey yoktur” der Michael Ende “Momo / Kabalcı Yayınları” isimli kitabında ve devam eder. “Zaman diye bir şey olsaydı hapishanedeki bir insan ile eğlenen bir insanın geçirdiği bir saat aynı olurdu. Oysa hapishanedeki insan için bir saat geçmek bilmezken eğlenen insan o bir saatin nasıl geçtiğini anlamaz.” 

Yazıda kısa ve öz olanı tercih ettim hep. Okuyanı sıkmayan, laf ebeliği yapmayan yazılar yazmak, olayları bir roman edasıyla uzun uzun değil de, bir öykü kıvraklığıyla kısa ve öz anlatmak istedim. Sanırım şu iki anı, düşüncemi tam olarak yansıtıyor. 

Bir gazete Ahmet Rasim’e teklif götürmüş, “Bizde yazar mısın?” Ahmet Rasim de kabul etmiş. Sormuşlar, ”Hocam kaç para istersin?” Ahmet Rasim şöyle bir düşünmüş, “Kısa yazarsam beş altın uzun yazarsam üç altın” demiş. 

Adamın biri babasına askerden mektup yazmış tam beş sayfa, sonuna da not düşmüş
“Baba kusura bakma vaktim yoktu uzun yazdım.” 

Sanırım benim vaktim çok, keşke hayatımızda her şey kısa, öz ve anlamlı olsa. Nasıl ve ne kadar yaşarsam yaşayayım ölmeden önce yara bereyle dolu bir ruha sahip olacağım. 

İyi okumalar… 

Murat ŞAHİN 
06.08.2009


NOT: Son iki anıyı bana yazar abim Aydoğan Yavaşlı aktarmıştı.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
08 Ağustos 2009 21:28

deepblueeagle

bu sitede genelde kitaplar, yazarlar ve izmir üzerine yazdığınız tüm yazıları sevmiştim. ancak son iki yazınızı daha da çok sevdim. daha özgün ve kişisel yazılar, ayrıca çok da içten, samimi. edebi kişiliğinizi, şair ruhunuzu daha iyi yansıtıyorlar. kitaplar, yazarlar yoluyla temel insani duyguları, değerleri anlatıyorsunuz. bu son iki yazınızda söylediğiniz herşeye tümüyle katılıyorum. öncelikle kitaplar.  hayatı kitaplarla yaşayan, sürekli okuyan bir insanın insancıl olmaması, hoşgörülü olmaması olanaksız. ve hayata saf, duru bakabilmek, masum kalabilmek. herşeye şaşırmak. olan biteni anlayamamak. insanın insana yaptığını, insanın dünyaya yaptığını anlayamamak. egoyu, hırsı anlayamamak. ve değindiğiniz diğer konular. insan, hem anlayamıyor ne olup bittiğini dünyada, masum çocuk bakışıyla şaşırıyor herşeye, hem de bütün acımasızlıkları, açgözlülüğü, kötülüğü sergileyen insanoğluna, belki de asıl gelişmemiş, çocuk kalmış insanlara  "size katılmaya, sizin gibi olmaya hiç niyetim yok" diyesi geliyor. bol bol kısa ve öz yazmanız dileğiyle...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.