GEÇMİŞİNİZ İTİNAYLA SİLİNİR

27 Aralık 2010 23:55 / 2448 kez okundu!

 


Zaman makinesi denen muhterem icat artık yapılıp hayata geçirilmeli. Geleceğe dönüş filmindeki gibi araba ile mi olur, yoksa H. G. Wells’in “Zaman Makinesi” romanındaki gibi bir kapsül şeklinde mi bilemem. Bildiğim tek şey artık şu makine icat olsun. İnanın gelecekten bir şey beklediğim yok. Geçmişime dönmek istiyorum.

Toplumsal hafızamızın yok denecek kadar az olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı? Ezber bozan tarihçi Cemil Koçak’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Geçmişiniz İtinayla Temizlenir” kitabı aklıma geldi. Ben kendi geçmişimi ne zaman itinayla silmiştim. Kendi iç dünyanıza yaptığınız yolculuklardan birinde bu soruyu hiç sordunuz mu? Üzülerek belirtmeliyim ki ben sormamışım.

Neden bu sorulara cevap aradığıma gelince; Hepinizin bildiği “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” kapsamında çeşitli projeler yapıldı. Heyamola Yayınları ilk olarak “Kırk Semt Kırk Yazar” adı altında İstanbul’daki kırk yazara yaşadığı semti yazdırdı. Ortaya her yazarın kendi semtini anlattığı kırk kitap çıktı. Bir süre sonra bu sayı seksen oldu.

Bu proje şubat ayında İzmir’e taşındı. Kırk bir yazarın kırk semti yazdığı bu listenin içinde ben de vardım. İzmir kitapları Mart veya Nisan ayı içerisinde okur ile buluşacak. Çocukluğumun, gençliğimin geçtiği semte yabancılaştığımı hissettim. Bir anda geçmişime döndüm. Yalnız bir şeyler eksikti. Çekilmiş bitmiş filmin ben sadece fragmanını görüyordum. Eksik bir şeyler vardı hayatımda.

Bu kitap aslında geçmişimi nasıl itinayla sildiğimi fark ettirdi. Çocukluğum, çatısı akan gecekondular... Bir varoş semtin her sabah gün doğmadan kalkan fabrika servisleri, kışın su almış yırtık ayakkabıların içindeki çorapsız soğuk ayaklar. Bisikleti her gece rüyasında görüp, sabah gerçeğe uyanan çocuklar. Elleri tütün kokan analar, onurlu dik duran, cebinde parası olmadığı içinde bir o kadar ezik gençler. Bütün hafta çalışıp hafta sonları bütün gününü sigara dumanından insanların birbirini zar zor gördüğü bir sandalye üzerinde kahvede geçirip, dinlenmeye çalışan babalar. Peynirsiz, zeytinsiz, yağ ve şeker ile yapılan pazar kahvaltıları ve her pazar anne, baba ve kız kardeş ile yapılan güreş müsabakaları. Bunlara rağmen mutlu bir çocukluk geçirdim.

Şimdi zaman makinesi olsaydı çocukluğuma dönüp, soluğu sekiz yaşında bisiklet almak için planlar yapan iki arkadaşın yanında almak isterdim. Kaybettiğim çabalarına, coşkularına, hırslarına (kötü anlamda bir hırs değil) ortak olmak isterdim.

Hiç okula gitmek istemezdik, şimdi düşündüğümde daha iyi anlıyorum. O zaman sokaklar bizim evimiz gibiydi. Arkadaşlarımızdan, oyunlardan ve en önemlisi sokaktan ayrı kalmak bizi korkutuyordu. Ressam için tuval ne ifade ediyorsa, bizim için de sokak o kadar önemliydi, işin en kısa yanıtı; sanırım sokak çocuğuyduk. Gültepe’de oturmamıza rağmen maddi durumu iyi olan bazı komşular bizi böyle fişlerlerdi. Çocukları tembihli olduğu için bizimle oynamazlardı. Yani bizler (sokak çocukları) fişlenmeye altı, bilemediniz yedi yaşında başlamıştık.

Sokak çocuğu nedir? Annesi babası çalışan, evde yalnız kalan, sürekli sokakta olan, üstü sürekli toz, kir, pis içinde, kışın sürekli burnu akan, sümüğünü koluna silen, değnekten atı olan, ‘Suratını köpek yalasa doyar’ sözlerine maruz kalan çocuklar.

Bazı sabahlar gördüğünüz rüyayı hatırlamaya çalışırsınız. Kopuk parçalar halinde bir film karesi gibi gözünüzün önüne gelir. Aradaki parçaları kaybolmuş bir puzzle misali resmin tam olarak bütününü göremezsiniz. Siz ne kadar benim hafızam süper, geçmişimi tam olarak hatırlıyorum düşüncesinde olsanız da, geçmişe her dönüşte yeni ve farklı bir siz ile karşılaşacağınıza inanıyorum.

Geçmişimi ne zaman itinayla sildiğimi düşündüm. Hatırlayamadım… Peki ya siz, geçmişinizi ne zaman itinayla sildiniz.

İyi okumalar,


Murat Şahin

27.12.2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
03 Ocak 2011 11:01

muzafferkoray

Murat bey,
birçok toplumun kendi toplumsal hafızası da egemen güçler tarafından siliniyor. Bu silme eylemi daha önce Çinliler tarafından yapılmış ve insanlar MANKURTlaştırılmışlardır ki onlar insan olduklarını bile unutan köleler olarak kullanılmışlardır. Anadolu insanının da toplumsal hafızası silinerek yerine kola kültürü vb yazılmıştır bunu gözlemliyoruz. Yazınız için kaleminize sağlık diyorum...

28 Aralık 2010 13:18

akbas

Çok güzel anlatmışsın Murat. :)
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.