Çocukluğum yazlık sinemaların hayal perdesidir

03 Ocak 2013 22:05 / 2290 kez okundu!

 


Uzun zaman önceydi… Şaka şaka daha o kadar yaşlı değilim. Hatırlıyorum, iki film birden izlediğimiz günlerin üzerinden sanırım uzun olmasa da çok zaman geçti. Çocukluğum Gültepe semtindeki Gördüren sinemasında geçti. Kopan filmleri almak için makine dairesinin önünde az beklemedim.

Sonra evde kimse yokken tüm perdeleri kapatıp fener ile filmleri duvara yansıtıp izlemek çocukluğumun en güzel anlarıydı. Duvara ne yansıdığının önemi yoktu. Önemli olan o günün imkânlarıyla sinemaya olan merakımızın ve ilgimizin bize hissettirdiği mutluluk ve keyifti.

Bizler sinemaya gitmeden önce evde bir telaş başlardı. Bayram sabahı gibi en temiz kıyafetleri giyer o şekilde sinemaya giderdik. Film afişleriyle etrafı sarılmış eski model bir araçla gündüz saatlerinde mahallemizden geçerler o akşam oynayacak iki filmin reklamını yaparlardı. O zamanların son teknolojisi olan megafon sayesinde halka seslenirlerdi. “Bu akşam Gördüren sinemasında iki şahane film birden, Dev Kanı… Dev Kanı… Başrollerde Cüneyt Arkın… Gördüren iftiharla sunar…” Biz çocuklar mahalleleri dolaşan bu arabanın peşine takılır yorulunca geri eve dönerdik.

Gala geceleri sinemaya girmek imkânsız denecek kadar zordu. Saatlerce kuyrukta bekleyip içeriye girenler şanslı olurdu. Şimdiki gibi Patlamış mısırlar, çeşit çeşit içecekler, konforlu koltuklar, harika perdeler, insanı yerinden hoplatan ses sistemi, gösterişli fuayeler nerdeeeeee…. Elimizde Cincibir gazozları, külahta çiğdem, yer varsa tahta sandalye yoksa taşın üstünde.

Yazlık sinemaların hayal perdesidir benim çocukluğum. Haylazlık çocukluğun en güzel anlarıdır. Arkadaşlarla gittiğimiz Gördüren sinemasının en arkadaki sandalyelerine otururduk. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi içtiğimiz Cincibir gazozlarının boş şişelerini sinemanın eğiminden yararlanarak en arkadan ön tarafa kadar yuvarlamak ikincisi ise en arka tarafta makinistin olduğu ve filmin oynatıldığı yere yakın olup kopan filmleri makinistten istemekti.

Çok olmasa da uzun zaman önceydi. O koskocaman bankaların sponsor olduğu sinemalar yoktu. O ihtişamlı, albenili alışveriş merkezleri yani AVM’ler henüz hayatımıza girmemişti. Veresiye aldığımız bakkalımız, sokak oyunlarımız ve vazgeçilmez yazlık sinema keyfimiz vardı. Tam bilete karşı öğrenci/öğretmen/emekli indirimi vardı. Üstelik tam biletin yarısına film izlerdik. Şimdi öğrenci biletleri tam biletin yüzde on indirimli hali…

Yıllar sonra kendimi kız arkadaşım sayesinde İzmir Sineması’nın önünde buldum. Üç gün önce gittiğimiz ve maddi olarak belimi büken demek hafif kalır, direkt kıran sinema deneyimimden sonra içeri girme konusunda tereddüt ediyordum. Kız arkadaşım ısrarla burada bilet fiyatlarının çok uygun olduğunu söylüyor geri geri giden ayaklarımı engellemek için arkadan beni içeriye doğru itekliyordu. Hızlı bir hamle ile kendimi içeride buldum. İzmir sineması yaşlanmış ama değişmemiş. En son buraya ne zaman geldiğimi anımsamaya çalıştım. Hatırlayamadım. Ne tarihi ne de hangi filme geldiğimi… Unutamadığım tek şey vardı. Fuayesi tıklım tıklımdı. Sadece o seansta yer vardı. Hatta kalan son iki üç koltuktan birini son anda kapmıştım. İşte gençlerin ve çocukların sesleriyle kulaklarımızı dolduran o şatafatlı fuaye yaşlı bir adam gibi boş ve sessiz öylece duruyordu.

Eski İzmir Sineması’ndan aklımda iki şey kalmış gişede duran memur abla ve sinemaya girerken elimizden biletleri alıp öğrenci kartımıza bakan yaşlı amca… Sevgilimle içeriye girdiğimde önce fiyatlara sonra memur ablanın hâlâ orada olmasına şaşırdım. Sinemaya girerken ikinci şok, biletleri alan yaşlı amca da orada üstelik hâlâ yaşlı…

Yıllar sonra ilk defa emekli indirimine rastladım. Bu beni çocukluğuma, o dönemin sinemalarına götürdü. Yazlık sinemaları, arkasından koştuğumuz reklam arabalarını, Cincibir gazozlarını, çocukluğumun tatlarını ve keyiflerini özledim. Sanırım çocukluğumu özledim.

İzmir Sineması’nda Tam Bilet: 10 TL, Öğrenci: 8 TL diğer sinemalara göre neredeyse yarı fiyatına bundan sonra bir filme gideceksem önce orada gösterimde olup olmadığına bakacağım, ancak daha sonra diğer sinemaları tercih edeceğim. Unutmadan şunu da belirteyim sadece bilet fiyatları değil, fuayeye çıktığınızda ya da filmi izlerken tüketeceğiniz yiyecek ve içeceklerde de fiyatlar diğer sinemalara göre çok daha uygun…

Birçoğumuz gibi fiyatlar dolayısıyla takip edememekten, sevdiğimiz filmleri kaçırmaktan yakınmak yerine artık etrafımıza biraz daha dikkatli bakmalıyız. İçeriye girdiğimde salonun da geçmişimiz, anılarımız gibi yapayalnız olduğunu gördüm. Çoğu zaman unuttuğumuz, yitirdiğimiz anılarımız bizi izler, göz göze gelmeyi bekler ve anımsadığımızda eski bir dost gibi bizi kucaklar. Bir mekân neşelenir mi, neşelenir; sizi gördüğünde gülümser mi, gülümser, göreceksiniz.

Film bitip çıktığımızda uzun uzun boş salona baktım. Ne kadar çabuk kaptırmışız kendimizi bu değişime, şaşırdım ve kendime kızdım, geçmişimizi sahipsiz bıraktığımıza. Bizler görmezsek, görmezden gelirsek gün gelecek hepsi birer birer kapanacak ne yazık ki.

Sinemadan çıkarken önce yaşlı amca, sonra memure abla ile göz göze geldim. İçimden usulca harfler döküldü.

İyi ki varsınız.

İyi okumalar…


Murat ŞAHİN

03.01.2013


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
15 Ocak 2013 18:17

Selçuk Oğuz

Sevgili Murat,

Güzel bir yazı olmuş eline, yüreğine sağlık...Nice yazılara...
Sevgiyle....
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.