Mutsuz Olmak

09 Eylül 2018 10:06 / 663 kez okundu!

 

 

Başlık bile irkiltti sizi değil mi? Zira mutsuz olmak kabul edilebilir bir durum değil uzun bir zamandır. Her taraf mutluluk reçeteleriyle dolu, hayat sadece mutlu olmak üzere yaşadığımız bir serüven. O yüzden mutsuzluktan veba gibi kaçmamız gerekiyor.

 

****

 

Mutsuz Olmak

 

Başlık bile irkiltti sizi değil mi? Zira mutsuz olmak kabul edilebilir bir durum değil uzun bir zamandır. Her taraf mutluluk reçeteleriyle dolu, hayat sadece mutlu olmak üzere yaşadığımız bir serüven. O yüzden mutsuzluktan veba gibi kaçmamız gerekiyor.

Acaba sahiden öyle mi? Wilhelm Schmid öyle demiyor. Psikoloji eğitimi almama rağmen bu çağın sıra dışı filozof ve psikologlarından Schmid ile tanışmam oldukça yeni. Siz belki benden önce tanışmışsınızdır, öyleyse bile bu kavramın üzerinden birlikte düşünmek için yeniden okumaya değer.

      

Alman filozofun “Mutsuz Olmak” ve “Sakin Olmak” adıyla kaleme aldığı iki küçücük kitaptan bahsedeceğim size. Bana iyi geldi, yeni perspektiflerle bakmanın olabilirliğini hatırlattı.

Modern zamanlar bize sürekli mutlu olmamız gerektiğini söylüyor. Bizi buna adeta zorluyor. Mutlu olmak bir görev, ödev haline gelmiş durumda. Hayatın bir veçhesi değil de, tek formu olmak zorunda gibi dayatılan bir mutluluk hali var. Schmid “mutluluk diktatörlüğü”nün tahakkümü altında olduğumuzu söylüyor. Haksız mı?

Bir süredir Gestalt çalışıyorum. Gestalt da Almanların bize armağan ettiği bir psikoloji ekolü. Hayatı bütünsel ele almayı öneriyor en temelinde. Hayatta her şey var ve her şey kendi bağlamında anlamlı diyor. Hiçbir şeyin boşuna olmadığı ve bunun hayata kattığı anlama odaklanmamız gerektiğini savunuyor ve en çok da kutuplarla çalışıyor. Hayatta her şeyin zıddıyla var olduğu Gestalt’in temel kabulü ve bu her şey, kabul ekseninde gelişiyor. Hayatın ancak ölüm olduğu için anlamlı olduğu en birinci adım zaten. Başka her şey de bununla beraber anlam kazanıyor. İyi – kötü; güzel-çirkin; güçlü-zayıf; sıcak-soğuk…. dilediğinizce çoğaltın. Ve elbette duygular... Sevinç – keder; haz- acı; ağlamak-gülmek ve tabii ki mutluluk-mutsuzluk. Kutuplarıyla var olan duyguların tek boyutlu olması halinde bir “anlam” mümkün mü?

Konu zaten mutsuzluğa da burada geliyor. Mutlu olabilmek için mutsuzluğu da olanca doğallığıyla kabul etmek, yaşamak ve hayatın içine alabilmek gerekiyor. Galiba anahtar sözcük kabul. Son zamanlarda en anlamlı bulduğum hal “kabul içinde olma” hali. Hayatın içinde her şey var ve bunları bütün olarak kabul ettiğimiz ölçüde sakinleşiyoruz ve insan olma yolculuğunda mesafe alıyoruz.

Yaşam sanatı hayatın tüm yönleriyle barışık olmayı gerektiriyor; sadece mutluluk ve haz veren haller şüphesiz mümkün değil; bu nedenle hoşumuza gitmeyen ve bize mutsuzluk veren durumlarla da baş edebilmeyi becerebilmemiz gerekiyor. İçinde her şeyin olduğu bir hayatı kabul ederek, karanlık zamanların da varlık hakkını tanıyarak yaşamak bizi başka bir merhaleye taşıyor. Schmid, buna “kemale ermenin saadeti” diyor. Bu başka türden bir mutluluk hali. Geçici olmayan, zira her durumla barışık olabilmeyi sağlayan. Belki şöyle söylemek daha doğru olur; mutsuz olmayı dünyanın sonu gibi görmeden, bunu yaşama sürecini sükunetle kabul etmek, bizi aslında daha geniş manada daha mutlu kılıyor. Mutluluğun anlamını yeniden tanımlamak gibi aslında biraz da. Melankoliye de, hüzünlü olma haline de varoluşun içinde yer açmakla ilgili.

Bu durum ilişkiler için de geçerli; her daim mutlu, huzurlu, hazla dolu olarak bir ilişkiyi sürdürebilmek mümkün mü? Şüphesiz değil. Daimi bir gönül hoşluğu arayışıyla başlayan ilişkilerin uzun sürmemesi bu yüzden en çok. Güneşli günler kadar puslu havalara hazır olmamakla ilgili. Yine Schmid “ilişkiyi bir kader ortaklığı cemaati olarak görürseniz, zor zamanları da atlatmanız çok daha kolay olur” diyor. Anahtar burada da hayatın kutupsallığı ile barışık olabilmek. Her gün aynı olmayacak; herkesin kendine göre algılarının değiştiği zamanlar olacak; yaşanan her günü, her olayı sükunetle kabul edebilmek ve zıtlıklara yaşam hakkı tanımak bizi rahatlatacak. Başarabilmek ne kadar mümkün, bu da herkesin kendine sorusu ve ödevi olsun. Hep mutlu olmaya çalışmaktan daha anlamlı ve daha vaatkar bir çaba olacağını düşünüyorum. 

 

Meltem GÜRLER

08.09.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 09 Eylül 2018 11:27

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.