Lizbon

07 Mart 2018 23:52 / 737 kez okundu!

 

 

Size bir Lizbon hikayesi anlatacağım. Bir kitabın peşinden yapılan seyahati ve o kitabın düşündürdüklerini, o şehrin hissettirdiklerini.   

Kimi belki kitabı okumak ister; kimi Lizbon’u keşfetmek, kimi sadece bunlar üzerine düşünmek. 

Lizbon’a Gece Treni, Pascal Mercier imzalı bir roman. Pascal Mercier aslında Peter Bieri ama madem Pascal olmak istiyor biz de öyle bilelim. Bir felsefe profesörü kendisi. Ama hayata dair düşündüklerini anlatmaya bilimsel makaleler yetmeyince roman yazmış. İyi ki de yazmış, ben çok beğendim. Seneler önce okumuştum, geçenlerde Lizbon seyahati ufukta belirince yeniden okudum ve şehre bu kitabın gözünden baktım, izleri aradım, çokça da buldum. 

Lizbon….. Bu, benim şehrime benzeyen, içinden deniz gibi nehir geçen, ciddi ciddi Boğaz’ı anımsatan güzelim şehir, bu kitapla başka türlü anlam kazandı, derinleşti. Zaten Akdeniz’e kıyısı olmasa da iliklerine kadar Akdenizli, sıcakkanlı insanlarıyla neşeli, ama bir o kadar da fadoların hüznü yüklü şehri sevmeye çoktan hazırdım. Sevdim de. 

Fado, Portekiz denince akla gelen ilk şeylerden. Yıllarca okyanusa yolcu edilip, geri dönmeyen denizcilerin ardından söylenen hüzün dolu ağıtlar, şarkılar yıllar içinde bu şehrin ruhu olmuş. O yüzden hem hüzünlü, hem hayatın geçiciliğinin farkında bir çelebilik var havasında. Biraz bize benziyorlar ama daha yumuşaklar hayata karşı. Biz daha savaşçıyız sanki. Hep alıp veremediğimiz bir şeyler var hayatla aramızda. Koyuvermiyoruz bir türlü. Hep zaferler arıyoruz hayatta. Birincilikler, madalyalar, övgüler, önde olmalar…

Oysa başka türlü bir hayat mümkün. Bazen hayat kendisi de uyarıyor hatta, başka türlüsünün mümkün olduğunu kavrayalım diye. 

“….. Tehditkar görünen uyarı bizi karla kaplı manastır bahçesine hapsetmiyor. Dışarıya giden yolu açıyor ve bizi şimdiye uyandırıyor. Ölümü hatırlarken başkalarıyla ilişkileri düzeltmek. Bir düşmanlığa son vermek, yapılmış haksızlıklar için özür dilemek, dar kafalılık yüzünden belirtilmeyen takdir duygularını dile getirmek. Fazla önemsenen şeyleri artık önemsememek. Uyarıyı, kendini farklı hissetmek için bir talimat olarak almak.”

Romanda “kendini ıskalamamak”tan bahsederken yazmış bu paragrafı yazar. Ama ne kadar çok durumda anlam ifade edebilecek bir paragraf olmuş. Yaşamın kutsallığını fark etmemizi, her geçen günün bir anlamı olduğunu, her yaşananın “kendi özümüze yaklaşmak, daha hakiki olmak” için bir fırsat olduğunu anlamamızı sağlıyor. 

Bir kitap, bir şehir ve düşünceler… paylaşmak iyi geliyor; ruhuna pencere açmak gibi... Akıldan, yürekten geçenleri dostlarla paylaşmaya, merhaba.

 

Meltem GÜRLER

Mart 2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 13 Mart 2018 14:09

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.