KAPİTALİZMİN KRİZİ

24 Kasım 2009 02:50 / 680 kez okundu!

 


Yaşanmakta olan krizin nasıl bir kriz olduğuna dair tartışmalar sürüp giderken, bu kadar yıkıma neden olan sistemin genel yapısına yönelik eleştirilerin az olduğu görülüyor. Bu krizde otomotiv endüstrisinin rolünü öne çıkaranlar, ekonomik çöküntünün aşırı üretimden kaynaklandığını ve geleneksel olduğunu yazıyorlar. Bankaları bir enkaza çeviren bu depremin özünde bir finans sektörü krizidir diyenler de, bankaları ayağa kaldırmakla sorunun çözüleceğine dair karmaşık teknik argumanlar yapıyorlar.

Marxistler ise, Marx veya Lenin’e bağlı kalarak yirminci yüzyılın başındaki kapitalizm gerçeğine dayanarak krizin nedenlerini arıyorlar ve Marx’ın bilinen aşırı üretim teorisine referens yapıyorlar. Bunların dışında hemen hemen tüm düşünür ve ekonomistler sınırlı analizlerle, sınırlı çözümler öneriyor.

Krize yönelik farklı yorum ve analizler getiren “Kapitalizmden Sonra” başlıklı yazı temelinde düşünce üretenler, bu tartışmayı bir üst aşamaya, sistemi sorgulamaya kadar yükseltti. Bir kaç ay öncesine kadar kriz üstüne üretilen düşüncelerin neredeyse tamamı belli sektörlerdeki yıkıma odaklanıyor ve tartışmalar teorik/entellektüel bir düzeyde sürüyordu. “Kapitalizmden Sonra” başlıklı deneme yazısıyla Geoff Mulgan bir bütün olarak günümüz kapitalizmini ve onun neden olduğu krizi küresel düzeyde ele aldı. Defalarca okunması gereken çok ilginç bir yazı bu.

İngiliz merkez bankası başkanı Mervyn King, 20 Ekim 2009 tarihinde, en büyük banka ve şirketlerin temsilcileri önünde yaptığı bir konuşmada önemli bir tarihsel gerçeğe parmak bastı. Şöyle diyordu King: “Finans dünyasında hiç bir zaman, bu kadar az sayıda kişi, bu kadar çok sayıda insana, bu kadar büyük miktarda borç yapmamıştı.” King’in sözleri onu izleyenleri bile hayrete düşürmüştü. King daha da ileri giderek, bankaların kaybetme olasılıkları büyük olmasına rağmen bu riskleri, kendilerini “batmalarına müsade edilemeyecek kadar büyük” olarak gördükleri ve devletlerin onları nasılsa kurtarmak zorunda kalacağını bildikleri için aldıklarını ileri sürdü. (The Independent, 21 Ekim 2009)

Krizi çıkaranlar insanlık adına ne mahkeme önüne çıkarıldı ne de ahlaksızlıkları kınandı. Devlet trilyonları batıran küçük bir azınlığın kucağına trilyonları fırlattı. ABD, İngiltere ve Avrupa’da sistem partileri devletin böylesi bir suç işlemesine alet ve ortak oldular. Bu nedenle, yukarıda sözünü ettiğim deneme yazı çıkana kadar bu krizin eleştirisi lokal ve dar boyutları aşamadı. Bu yazıdan sonra sesler yükselmeye ve kapitalist sistemin kendisi yeni bir açıdan sorgulanmaya başladı.

Guardian'a ABD’den yazan Garry Younge da, “Bankacılara saldırırken, tamamen çürümüş sistemi gözden kaçırdık” başlıklı yazısında, herkes bankacıların, maaşları dışında aldıkları ikramiyeleri konuşurken asıl sorunu, yani sistemin temelden çürüdüğü gerçeğini göremediklerine dikkat çekiyordu. (Guardian, 25 Ekim 2009)

Younge diğer yandan, çok açık olmasa da, sistem içinde temel değişiklikler yapılmadan -ki bu, kapitalizmin üzerinde durduğu ana sütunların yerini değiştirmektir, banka sisteminin değişmesinin de pek mümkün olmadığını söylemeğe çalışıyor. Amerika’da Başkan Barack Obama'nın alacağını vaadettiği önlemleri hayata geçirememesini de bu perspektiften yorumlayan Younge, sistemin bankalara bağlı olduğunu, yani sonuç olarak, krizin, sistemin kendi iç doğasından ortaya çıktığının altını çiziyor.

Kanadalı aktivist, gazeteci, yazar Naomi Klein bir makalesinde benzer yorumlar yaparak krizin kapitalist sistemden kaynaklandığını belirtmişti. Bununla da kalmayarak kapitalizmin bir an önce değişmesinin gerekliliğine vurgu yapmıştı. Başka yazarlar da, içinde bulunduğumuz krizi değerlendirirken, kapitalizmin tarihinden yola çıkarak, yerkürenin kaynaklarının nasıl küçük bir zümre adına tüketildiğine ve gelinen noktanın kaçınılmazlığına işaret ediyorlar.

2008 finans krizi ülkelerin mali kaynaklarını da tüketti. Zengin ya da fakir, ülkeler bugün iflas etmekle karşı karşıya kaldı. Sınır tanımaz yayılma hırsı, sistemi insan amaçlı olmaktan çıkardı. İnsanı hedef almayan sistemler nasıl yok olup gittiyse, kapitalizm de bir gün öyle köşeye fırlatılıp atılacaktır. Ama nasıl? İnsanı merkezine koyan ve toplumun genel çıkarları perspektifinden yola çıkan evrensel bir düşünce temelinde gelişecek politikalar ancak bu sistemi değişmeye zorlayabilir.

“Kapitalizmden sonra” başlıklı deneme yazısında akademisyen Mulgan, krizin toplumsal bir sorun olduğunu belirterek, kapitalizmin geçirdiği beş krizden önemli sonuçlar çıkarıyor, sisteme yönelik tartışmaya yeni bir boyut kazandırıyor. Tarihin son bulduğunu ilan edenlere inandırıcı bir yanıt veriyor. İnsanlık, her krizden sonra tarihi yeniden yazıyor, her seferinde ‘görünen el görünmeyen elin üstüne çıkıyor’ diyor Mulgan.

Tarih bir tekerrür değildir ve kapitalizm sonsuza dek yaşamayacaktır. Doğada görülen süreçlerin bir benzerini kapitalizm de geçirecektir. Sistem, bir yandan kendini yok ederken, diğer yandan da, yeni doğacak olan toplumun embriyonları ortaya çıkacaktır. Krizler işte böyle ikilemleri, yani eski ile yeniyi, geçmişle geleceği, felaketle umudu su yüzüne çıkarıyor.

Neden yalnızca krizler bu çelişkilerin ortaya çıkmasının önünü açıyor? Çünkü krizler, üretim güçleriyle, toplumsal örgütlenme arasında kıyasıya bir kapışmanın ürünüdür. Dikkat! Marx’ın dediği gibi üretim güçleriyle, üretim ilişkileri arasında bir çelişkiden söz edilmiyor. Marx, kapitalist üretim ilişkileri ile üretim güçleri arasındaki çelişkiyi temel çelişki olarak görür. Üretim güçlerine uygun toplumsal örgütlenme ancak devrimle yaratılabilir diyordu Marx, kapitalizmden zarar gören ve sömürülen işçi sınıfının ve onun partisinin, politik mücadeleler sonunda bir devrimle sömürüyü ortadan kaldırarak sosyalizmi kuracağını ve böylece üretim güçlerinin ihtiyacı olan toplumsal örgütlenmeyi gerçekleştireceğini öngörüyordu. Üretim güçlerinin karakteristiğine uygun toplumsal örgütlenmeye Marx’ın yapıtlarında rastlanmaz. İşçi sınıfı ve partisi, o anın üretim güçlerinin dayattığı toplumsal yapılar olarak değil, üretim ilişkilerinin yarattığı sömürüden kurtulmak için politik amaçlı toplumsal örgütlenme krizlerine karşı bir alternatif olarak gündeme getirilmişti.

Üretim güçlerinin gelişimi sınırsızdır. İnsanoğlunun doğaya egemen olma, doğal süreçleri kontrol etme tutkusu, ekolojik dengeyi bozmuştur. Ancak bu süreç aynı zamanda daha iyi bir yaşam için bilgi ve entellektüel kapasiteyle çeşitli üretim güçlerini yaratıyor. Tarihsel bir geri bakışla görülebilir ki, üretim güçleri yel değirmenlerinden, dev hidro-elektrik santrallerine, devasa motorlardan gen-biyolojisine, mikroçiplere, elektronik haberleşmeye kadar sayısız teknolojik modeller biçiminde üretimin hizmetine sokulmuştur. Dalgalar halinde gelen her yeni üretim gücü, beraberinde ekonomik krizi getirmiştir. Önce finans sektörünün aşırı büyümesi arkasından krize girmesi ve hemen ekonomik resesyon ve depresyonun başlaması 1849’da, 1892, 1929 ve en son 2008 yılındaki krizlerde bu defalarca yaşanmıştır.

1920’lerde ekonominin çeşitli sektörleri, finans sektörü en başta olmak üzere devasa büyümüştü. Aynı durum 1990’larda da görüldü. 1929 ve 2008 ekonomik krizlerinin de aşırı ve hızlı büyümenin arkasından geldiği biliniyor

“Kapitalizmden Sonra” başlıklı yazıda en çok dikkat çeken argümanlardan biri krizlerden çıkış için yapılan analizlerdir. Yazıda, Marx’a referansla, kapitalizmin ya hızlı ve dinamik gelişeceğinden ya da yok olacağından bahsediliyor. Sistem bu dinamik gelişimiyle herşeyi metaya dönüştürür ve insan temel bir öğe, siyasetin öznesi olmaktan çıkar. Bu gelişim dinamiği, üretim güçlerini geliştirirerek yeni ve nesnel olarak toplumun her kesiminde yeni ilişkilerin oluşumuna öncülük eder. Üretim güçlerinin o aşamada ihtiyacı olan toplumsal ilişkileri geliştirebilmeleri için eski toplumsal ilişkilerin yıkılması gerekir -ki bu da krizlerle ortaya çıkar. Ekonomik krizin maddi temeli buralarda aranabilir. Üretim güçlerine uyumlu yeni toplumsal ilişkilerin oluşturulması buna dayanır. 1929 ve 2008 krizlerinin analizleri bu gerçeği açıkça ortaya seriyor.

1929 krizi sırasında kapitalizm dev boyutlarda üretim güçlerine sahipti. Hidroelektrik santralleri ve devasa motor teknolojisi sosyal refah devletine olan ihtiyacı zorluyordu. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra devlet aracılığıyla toplumsal ilişkilerin eski yapıları yıkıldı, sosyal adalet ve eşitliğe dayalı ilişkiler egemen kılındı. Devletin toplumsal kalkınmada aktif rol alması büyük projelere öncülük etmesi üretim güçlerinin o gelişim aşamasına uygun düşüyordu. Sosyalizm bu ihtiyacın farklı bir alternatifiydi. Sosyalizm zamanla geri çekildiyse de sosyal refah devleti örgütlenmesi, toplumsal bir yapı olarak 2000’li yıllara kadar devam etti. Sosyal konut edinme, işsizlik yardımı, azınlıklara yardım, çocukların korunması, iş güvencesi ve sayısız haklar toplumların ilişki örgüsünü oluşturdu.

Yazıda belirtildiği gibi, 2000’li yıllara gelindiğinde üretim güçlerinin karakteristiği ve kapitalizmin yayılma alanları iyice farklılaşmıştı. Bio-teknoloji veya gen teknolojisinde ve elektronik haberleşmelerdeki gelişim, var olan toplumsal ilişkilerinin tamamen uzağında kendine uygun toplumsal ilişki ağını oluşturmaya başladı. Bu gelişim sanal alemde sayısız web-sitelerine öncülük etti, telif haklarını değiştirdi, Vikipedia gibi global bilgi bankası oluştu. Karbon kullanımının sınırlandırılması, kooperatif tipi örgütlenmeler ve vakıflar yeni başlayan bu sürecin ilk toplumsal ilişkileri oldular.

Bir Çin atasözünde söylendiği gibi kriz beraberinde hem felaket hem umut getirdi. İnsanı hiçe sayan aşırı kâra dayanan ve toplumsal ilişkileri belirleyen kapitalizmin, merkezi rolünü bırakıp, periferik (çevresel) bir alanda konuşlanması, yani patron/asıl/efendi rolünü bırakıp, toplumsal gelişmenin hizmetkârı olarak merkezden çepere çekilmesi krizin bir umuda dönüşmesini sağlayacaktır. İnsanı meta olarak gören kapitalist toplumsal ilişkiler ağı, yeni moral ve etik değerleri geliştiren üretim güçleriyle çelişki halindedir. Bu çelişki, kapitalist toplumsal ilişkilerin geriletilmesi, belirleyici güç olmaktan çıkarılmasıyla çözülebilir.

(Devam edecek...)


Mehmet Taş
Kasım 2009, Londra

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

REKLAM
Konaklama
Firuz Kutal
12 EYLÜL 2010 REFERANDUM SONUÇLARI
Son Fotoğraf
08 İkMM - 14 Kasım 2011 Mardin, Midyat, Hasankeyf ve Nusaybin - Mart 2010 Erciş Van - Göl Diyarı Fotoğraf Sergisi Zeytinyağı ve teknoloji Christopher Schmid / LACRIMAS PROFUNDERE Serap Eroğlu Atala Sergisi - 14/04/2012 4 Mayıs 2012, İkMM IRENEC 2012 Diyarbakır Hazırlık-Tanıtım Toplantısı
Üye İstatistikleri
Son Üye enginy
Toplam 2109 Üye
Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Spiritüalİzmir
KONUK DEFTERİ
Konuk Defteri