ESKİ ve YENİ BAYRAMLAR

25 Mayıs 2020 09:46 / 1164 kez okundu!

 


"Biraz daha büyüyünce bayramlar ilkbahara geçti, ben de tek başıma evden kaçabilmeye, arkadaşlarla takılmaya başladım. Askere gittiğimde bayramlar yaza gelmişti bile. İnsan ömrü bayramları en çok üç tur görür. Ben de şimdi sonuncu tura girdim. Bir daha Mayıs Bayramı göremeyeceğim muhtemelen. Ama belli olmaz, milletin kafasına ekşimeye devam ederim. Hem iki turu bitirmek de çok fena değil hani."

 

***

ESKİ ve YENİ BAYRAMLAR

Bayramlar önemli ritüellerdir. Toplumsal dayanışma ve ortaklık duygusunu geliştirmenin yanı sıra aynı zamanda bir eğitim metodudur. Yeni nesillere toplumsal kuralları ve değerleri anlatır, öğretir. Ya da, öyle olması gerekir. Bu nedenle sıradan günlerden ayrılır. İnsanların bir kısmı iş sıkıntısından kurtulurken, aileler biraz daha yüksek bir tüketim yapar. Tabii, özellikle kırsal kesimde, bayram evin annesi için sonu gelmeyen bir iş yükü ve yorgunluk işkencesidir. Temizlik, ikram ve yemek hazırlıkları, çocuklara giysi hazırlanması, ziyaretçilerin ağırlanması onları tüketir. Kız çocukları da onlara yardımcı olur, bütün gün ayakta kahve ikram eder, sofra kurup kaldırırlar. Bayramı daha çok erkekler yapar. Babalar ise bayram masraflarını düşünüp kararsalar da, belli etmemeye çalışırlar. Buraya kadar anlattıklarımız daha çok geleneksel aileler için geçerlidir. Şehirlerde yaşayan ve giderek küçülen ailelerde durum farklıdır. Son elli yılda bayramlara daha çok tatil gözüyle bakılır olmuş, insanlar uzatılmış bayram tatillerinde evlerinden kaçmaya başlamıştır. Bu nedenle günümüz bayramları toplumun önemli bir kesimi için işlevini yitirmiş gibidir. Bir arkadaşımın babası bayramlarda oğullarıyla yoksulları ve yalnızları ziyaret eder ve ufak tefek de olsa yardım yapar ve hatır gönül alırlarmış. Bunu yıllar sonra duyunca, onun son derece insansever ve iyiliksever bir kişi olmasında etkisi olduğunu düşündüm. Günümüzde bunlar azalmış olmalı. Hiç rastlamıyorum.

.....

Ah! 'Nerede o eski güzel bayramlar' konusu bir efsaneden ibarettir. Artık bir yaşlı olduğuma göre bundan söz etme hakkına sahibim. Benim çocukluğumda bir de ziyaret ve iadei ziyaret sıkıntısı vardı. Her eve istekle gidilmez, her ziyaretçiden keyif alınmazdı ki. Ziyaretçilerle uğraşmamak için ziyaret bahanesiyle ailecek evden çıkılır, gidilen kapılardan açılmayan olursa sevinçle kartvizit bırakılır, ev sahibi gelmeden hızlıca uzaklaşılırdı. Ziyaret gerçekleşirse, çok sayıdaki çocuk abur cubur yiyerek midesini bozar, büyüklerle birlikte yoğun sigara dumanından zehirlenir, bayramdan beklediğini bulamayıp sıkıntıdan patlayarak vakit geçirirdi. On dakika Karagöz ile eğlenmekle bayram mı geçer. Bir de radyoda Celal Şahin’in akordeon eşiliğinde söylediği komik sözler olurdu. Bu sıkıntılar bir yana, benim için bayram birkaç kitap daha alabilmemi sağlayan ufak harçlıklardı. Hemen gazete bayiine koşar, oradan dergi ciltleri alır, ertesi gün kitapevlerinin açılmasını beklerdim. Ama çare yok. Ne kadar çok dergi alırsam alayım, hemen biterdi. Çocuk Haftası 20, Doğan Kardeş 25 dakikada biterdi. Taze taze bir tur daha okusam etti bir buçuk saat. Her gün, her hafta okuyacak şey bulma derdi, tam da karakışa rastlayan çocukluğumun bayramlarını etkilemiştir. Biraz daha büyüyünce bayramlar ilkbahara geçti, ben de tek başıma evden kaçabilmeye, arkadaşlarla takılmaya başladım. Askere gittiğimde bayramlar yaza gelmişti bile. İnsan ömrü bayramları en çok üç tur görür. Ben de şimdi sonuncu tura girdim. Bir daha Mayıs Bayramı göremeyeceğim muhtemelen. Ama belli olmaz, milletin kafasına ekşimeye devam ederim. Hem iki turu bitirmek de çok fena değil hani.

.....

Gelelim üzücü sonuca: Günümüz yalnız insanların çağı. Artık kentlerde çoğu çocuk kardeşsiz ve tek ebeveynle büyüyor. Akrabalar, kuzenler filan da çok az. Üstelik mahalle, sokak arkadaşlığı da kayboluyor. Herkes bilgisayar başında yapayalnız. Bunun yol açtığı psikolojik hastalıklar saynakla bitmez ama daha önemlisi, insanların birlikte çalışma, eğlenme, sohbet, tartışma, fikir geliştirme olanakları ortadan kalktı, ya da çok azaldı. Bu duruma müdahale olanaklarımız da yok gibi. Genç nesilden en yakınlarımla bile diyalog olanağı yaratamıyorum. Zaten aileler duygusal olmasa bile coğrafi olarak dağılıyor. Bu ortamda, bayramların sosyal-eğitsel işlevi kalmıyor. Bunun siyasi sonuçları da önemli. Bayramları iyi-kötü idrak eden, aile birliğini sürdüren ailelerin çocukları ülkenin yöneticileri haline geliyor. Bu kaçınılmaz, çünkü sosyal becerileri onlar daha iyi geliştirebiliyor. Sosyal medyanın sürekli ağlakları hiç kusura bakmasın. Olay böyle cereyan ediyor. Ülke yapısı, dağınık, yalnız, aklı karışık ve psikolojik olarak sorunlu muhalif bireylerle rahatça başa çıkabilecek bir örgütlü, gelenekçi ve muhafazakar kesimin öne çıkmasını kaçınılmaz kılıyor. Ülke sorunlarını çözmek de artık onların işi, çünkü sosyal yaklaşımları, toplumsallıkları, kendine toplumcu diyenlerden çok daha yüksek. Hayatın tecellisine bakın.

Mehmet Tanju AKAD

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.