UNVAN DESPOTİZMİ

05 Ocak 2010 05:02 / 2311 kez okundu!

 


İnsanlar genel olarak, kendi kabiliyetlerini aşma ve mümkün olana hükmedebilme egosunu, asırlar boyunca taşımışlardır, genetik ve kalıtsal miraslarında. Fakat hiçbirisi, elde edilenlerin tamamının, kişiye ait olduğu düşüncesinden ve yönetilen bütün birimlerin, kişi için var olduğu iptidasından daha tehlikeli değildir.

Hatta bu iptidai fikir, meşruluğunu, yine kraldan çok kralcılar sayesinde koruyorsa, kral için tehlikeli bir aidiyet ilişkisi başlar, ironik rüzgarların estiği o yapılarda, o kurumlarda.

Eşim, maruz kalınan bir durumu, bir ast-üst ilişkisi bile olmayan bir meseleyi, "unvan despotizmi" kavramı ile isimlendirmişti. insanların elde ettiklerinin, başarılarının, taltiflerinin, başkaları üzerinde yarattığı hegomanya ve başkalarını değersizmiş gibi algılama psikolojisi. Halbuki despotik ortamı hazırlayanların elinde, akrabalık ilişkisinden öteye bir başarı yoktur. Hoş, gerçi bu durum, pragmatist dünyanın pragmatizm sınırlarında yadsınmayacak ve anlaşılabilecek bir durumdur. Neticede faydacılık olarak tabir edilen yeni dünya ekseninde, bu komedya oyunun kuralı gibi algılanıyor ve egemen güçler tarafından algılattırılmaya çalışılıyor. Fakat yetenekler ve değerler, körelmiş bir pragmanın veya işlevini görmüş bir faydanın karşısında tahakküme uğrar ise, yeni çağın faydası yani pragması, ortaya çıkma zeminini kaybeder. İşte bu yüzden bürokrasimiz hantal, kurumlarımız kısır, yöneticilerimiz işlevsiz bir bakıma. Çünkü sağlanan fayda, devamlılığa sahipmiş gibi, insani ve toplumsal yapılar hareketsizmiş gibi bir dogmaya dönüşüyor, dogmaya dönüştükçe hakim oluyor, hakim oldukça, tahakküm ediyor, tahakküm ettikçe de hüküm veriyor, kurumsallığımızın yaşandığı her noktada ve adına insiyatif diyorlar, hukuksuz ve ahlakın benimseyemeyeceği bir oranda.

Mesele esasında, hukukun sağladığı meşruiyeti bir bodyguard gibi kullanıp, elde edilenleri yani başarıları, kazanımları, diğer toplum üyelerini dövmek yönünde kullanma iptidasında yatıyor. Bir müddet sonra, kurum olması gereken klanın güçlü şövalyesi, hukukun kendisini bağladığı gerçeği yerine, hukukla arasındaki ilişkiyi bir aidiyet ilişkisine döndürüyor ve kendisi hukukun bir motifi olacakken, hukuk onun aracı haline dönüşüyor. İşte bu durum artık "ferman" zihniyetinin ve keyfiyetinin en açık halidir. gidin irili ufaklı kurumlarda bu keyfiyetin derecesi, kademe kademe çıkar gözler önüne, efendim senin kıyafetin neden böyle, neden buraya bu çiçekleri koydunuz, duvarlara bu resimleri asmayın vs. vs. hatta daha elim, daha vahim bir mesele, sizin anayasal haklarınıza bile uzanır.

Malum, Mülkiyet Hakkı, Eğitim Hakkı, Yaşam Hakkı, modern devletin temelini oluşturan üçlü esastır ve her modern devlet devamlılık ilkesini bu akılsal kutsallıkta yıkanmış üçlemeye bağlamıştır. Fakat gelin görün ki, Mülkünüz yasalar karşısında Don Kişot olmuş belediyelerce gaspedilir, Eğitim Hakkınız, çalıştığınız kurum amirinin takibine ve kısıtlamasına uğrar, Yaşam Hakkınız ise basit bir sevki alamamanızla sonuçlanır. neticede psikolojinin mobing (mobbing) diye açıkladığı bir sosyal şiddet ekseni ile karşı karşıya kalırsınız.

İşte bu durum yeni dünya düzenindeki ferman mantığıdır ve yasalardan hareket etmez, yasaları aşmak için uzlaştığı yönetmeliklerden hareket eder ve senin yasal hakların, yasanın çelişiği yönetmelikler ile elinden alınmaya çalışılır. buna karşı vereceğin her tepki veya mücadelede ise karşına unvanlarını çıkarırlar bütün despotik ironilerle. Alın size unvan despotizmi... Adına ise yasak derler, kim yasaklamış neden yasaklamış nasıl yasaklanmış, ne zaman yasaklanmış, nerede yasaklanmış, bu cevaplar muğlaktır. Çünkü ''Yasak'' dediğiniz şey "yasa"dan hareket eder ve temelinde yasa olmaksızın gerçekleşen her eylem faşizan, her eylem safsata ve bahsedilen her yasak ise bir "ferman"dır. Halbuki Medeni toplumlar yasalarla, gayri-medeni toplumlar ise fermanlar ile yönetilir. O zaman bir bakarsınız ki, yasanın çelişiği yönetmelikler, problemleri çözmek yerine, problem üretmeye başlayan fermannameler olmuş, kurumsallaşamamış klanların içinde. Yasa yazılı olandır ve yazılmışın üstüne, o yazıyı kaldırmaksızın, başka bir yazı ile müdahale çelişiktir, çelişkidir mantık bilimine göre...

Biz çelişik bir dünyanın bize sağladığı haklardan geçtik, gelecek nesillere bırakılacak kurallı bir dünya için, yasa-yönetmelik çelişkisi giderilmelidir. Böyle buyurduk, böyle olacak mantığı terkedilmeli, hatta eğitim kurumlarımızdaki vatandaşlık bilgisi, orta iki, orta üç, gibi anlaşılmayacak bir çağda değil, hem lise ve hem üniversitede, kuran okutulur gibi okutulmadan, tartışmaları ve yorumları ile birlikte verilmelidir. Yoksa unvanlının dünyasında bir sıfat bile olmayı hak etmeyen 5 para etmezler olarak paragmatist sömürüye, yavrularımızı, kurban veririz. Velhasıl kelam Sevgili Eşim, haklısın; konum ve durum tamamen "Unvan Despotizmi".


Mehmet Fatih Doğrucan
05.01.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
20 Nisan 2010 22:19

msakaryalı

Sevgili Hocam,

Taşraya medeniyet ışığı ulaşmıyor demek ki Türkiye'de. Benim memleketimin -ki Uşaklıyım- "ünvan"lıları ya da önemli mevkileri işgal edenleri, galiba kendilerini tanrının oradaki temsilcileri sayıyorlar.
Oysa ki, onlar da bizim gibi ölümlü!
Oysa ki, işgal ettikleri mevkiler geçici.
Oysa ki, asıl kalıcı ve hoş sada bırakan değerli işlerdir.
Oysa ki, iktidar yozlaştırır! Yozlaşmış iktidarla yönetilen yörelerin ve ülkelerin vay haline!

Onurlu davrananlara, herkese önyargısız ve eşit davrananlara, ünvanına layık olanlara, insan sevgisini mayalarının bir parçası yapabilenlere selam olsun...

Muammer Sakaryalı
29 Ocak 2010 13:20

mfatih

teşekkür ederim yonca hanım,sağır devletlerin kulaklarını işlevsiz kılan kendi yasal organlarıdır. özel teşebbüsler de bu sağırlığın ortasında keyif tamtamlarını çalarlar. elbet devlet işitecek ve bireyleri bir gün devletin uyruğu tebaası vs. değil parçası olacaklar. böylece yasa cennetinde yaşama imkanına kavuşacağız. saygılarımla Fatih Doğrucan
07 Ocak 2010 15:39

padlock

Fatih Bey Merhaba

Yazınız çok güzel; "böyle buyurduk bu ola" nın devlet eliyle olanına içleri bastırılmış "halk" olarak maruz kalıyoruz. Bir de bunun hergün çalıştığınız şirket eliyle olanı var ki bu konudan yeterince hastalık kapmış biri olarak kendime "daha fazla bağırman gerek " telkininden başka bir çare bulamıyorum.

Eşinizi de ayrıca kutluyorum. Duruma bu kadar güzel bir tanımlama yaptığı için.

Saygılar

Yonca Buğdaycı M.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.